KanUykusu

Abone Ol

Derecesine göre uyku, halk arasında farklı şekillerde nitelendirilir. Uyuma haline geçmeksizin ama uyanık halde de olmaksızın uykuya "mızganmak" denir. Bir derece daha uykuya yaklaşma hali "şekerleme" olarak nitelendirilir. Bir bakıma uyanık halden bir süreliğine uzaklaşma ama tam uyur hale de bile isteye geçmemeyi anlatır "şekerleme." Ne var ki uyku iklimine şöyle bir uğranılmış, zihin ve beden onunla temasa geçerek ihtiyacını gidermiş sayılır. "Tavşan uykusu", ruhsal bir durumu ifade etme yanında, uykunun doğal sonucu olan zihin ve duyguların işleyişini mümkün şartlarda hazır tutma anlamını içerir. Uyunulur ama adeta teslim olunmaz, dış dünyaya karşı belli bir dikkat üzerinde durulur. Bir tehlikenin, bir tehdidin büyük bir ihtimal dahilinde bulunduğu bilinci, uykuyu belirler ve yönlendirir.

Bir de "kan uykusu" nitelemesi vardır. Uyku, artık zihne, bedene, duygu, irade ve hareketlere tam olarak hakim konumdadır. İnsan bu uyku durumunda tam bir teslimiyeti yaşarken aynı zamanda hayattan, daha doğrusu yaşama sürecinden kopmuş gibidir. Bundan dolayı kan uykuda bulunan birisinin uyandırılmasında belli bir güçlük sözkonusu olacağı gibi, ayıkması, uyku ikliminden çıkması da hemen mümkün olmaz. Hatta ayık görünse bile, zihin ve duygu yönüyle bu tam gerçekleşmeyebilir. Gayriihtiyari, istemeden harekette bulunabilir, konuşabilir, ama bütün bunların tam olarak farkında değildir. Bir anlamda bilinç yerli yerine oturmuş sayılamaz.

Nice bir zamandır İslâm coğrafyası, Müslüman toplumlar ve halklar (ümmet kavramını bir salkım, toplum ve halkları da taneler gibi düşünebiliriz), zamansız, yerli-yersiz, vakitli-vakitsiz, üst üste, iç-içe, ayrı-gayrı bir uyku derecelerinin çeşitliliğini yaşaya duruyor. Öyle ki buna uyku hali denilmesi nasıl yanıltıcıysa, uyanık halde bulunduğunu söylemek de o denli zordur, üstelik aldatıcıdır. Fakat kan uykusu özellik ve sonuçları en başat nitelikte kendini hemen ortaya koyuyor. Ne var ki kan uykusundan uyanmış davranışı sergilese de, böyle bir uykuyu yaşamadığı da tüm görünüşleriyle anlaşılıyor. Uykuda görüp yaşadıkları uyanıkken görüp yaşadıklarından ayırt edilemediği gibi, hangi evreye ait olup olmadığı hususunda açık seçik bir kanaat oluşmuyor.

Kan uykusunda nasıl zihin, duygular ve beden bir süreliğine doğal işlevinden farklı bir boyuta geçerse, kan uykuda uyanış da bunların dış dünyayla hemen doğal iletişim kurulamadığı bir durumu işaret eder. Uyanmasına uyanılmıştır ama zihin, duygular ve beden insiyaki tepkiler vermekten henüz kurtulamamıştır.

Çoğunlukla bu tepkiler şartlara rastgele uyma zorunluluğu taşıyan nitelikte tepkilerdir. Düşünme, bilinç, irade işlevsel konumdadır ama kendi etki ve güçlerini tam olarak icra etmede yetersizdirler. Normal süreçlerine geçebilmeleri için zamana ihtiyaç duyarlar. Bunun için bir süre beklemek gerekebileceği gibi, ani bir etkilenme ve uyarılma ihtiyacı da duyulabilir.

Kan uykusundan uyanmış gibi bir izlenim sergileyen Müslüman toplumlar, kendilerine gelebilmek için ihtiyaç duyulan bekleme süresine, ne yazık ki, sahip olamıyorlar. Bu bekleme süresinde ani etki ve uyarı dalgaları peş peşe saldırtılıyor.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, bu durumun farkına varan bazı düşünür ve sanatçılar, olağan bir halde bulunulmadığını bildirerek uyarıda bulunmaya uğraşmışlardı. Muhammed İkbal de bunlardan biriydi ve "Uyan derin uykudan/Derin uykudan uyan" diyerek adeta çığlığını salmıştı. Uyanılsındı ama nasıl uyanılsındı Hâlâ ve yoğun bir halde sürüp gidiyor bu "nasıl uyanılsın" hali.