Kandırıldım da duruldum

Abone Ol

Kandırmak bir konu hakkında muhatabının zihnini çelmektir. Yani bir şeyi olduğundan farklı göstererek asıl görülmesi gerekeni değil de görülmesi istenilen yönü öne çıkarmaktır.

Kandırma ve kandırılmanın başlangıcı insanın cennetteki yaşantısına kadar dayanır. Bunun ilk misali Şeytan’ın Hz. Adem ve Hz. Havva’yı yasak meyve hususunda kandırması sonucu vuku bulmuştur dersek sanırım yanlış bir şey ifade etmiş olmayız. O zamandan bu yana kandırmaya (batıl) karşı insanların kanmaması için (Hak) sürekli uyarıcılar göndermiştir Rabbimiz.

Dedik ya ilk kandırma Şeytan’dan oldu diye. İşte o Şeytan insanlara sürekli olarak farklı şekillerde yanaşarak kandırmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır. Allah-u Teâlâ Araf suresi 16-17. ayetlerinde bu konuyu bakın nasıl bildirmiştir: “Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın’ dedi.”

İnsan yaşantısı boyunca her olay hakkında iyi ya da kötü bir fikre sahip olur. Bu fikri iç dünyasında bir değerlendirmeye tabi tutar ve buradan bir kanaate ulaşır. Oluşan kanaat sonucunda o olayla ilgili tutum ve davranış belirleyerek tepkisini ortaya koyar.

Kandırılma eylemi için bir kandıranın bir de kandırılanın bulunması gerekiyor elbette. Daha çocuklukta başlıyor aslında kandırmak ya da kandırılmak. “Uslu durursan sana o istediğin oyuncağı alacağım” cümlesi gibi bildik bir cümle ile başlayan kandırma işlemi zaman ilerledikçe daha gelişmiş bir hal almaya başlar ve yaş kemale erdiğinde ise tam anlamıyla profesyonelleştiği görülür.

Çocuklar kendilerini kandıran kişiye “Kandırıkçı” derler! Belki de o kandırıkçıların kandırmaları neticesinde büyüdükçe tecrübe kazanır insan. Çünkü her kandırılış ders alınması gereken bir olaydır aynı zamanda. Zaten çocuğu da aynı şeyle bir ya da iki kere kandırabilirsiniz. Daha sonra kandırıldığını anlayan çocuk ne vaade ne de davranışa kanmamaya başlar. Kandırmak isteyenler de kandıramadıklarını anlayınca başka yöntemlere yönelirler mecburen. Yani hem kandırılan hem kandıranlar sürekli olarak yeni taktikler öğrenmek zorunda kalmaktalar. Yaş ilerledikçe kandırmak için insanlar türlü fırıldaklar çevirseler de tecrübeli insan bu fırıldakların sonucunun nereye varacağını hesap edebileceğinden kandırılması da o oranda güçleşir. Daha doğrusu biz öyle zannederiz ama aslında böyle değildir tabi ki! İnsan ne kadar tecrübe edinse de kandırılmaktan kendini kurtaramaz.

En fazla kandırılmayacağını zanneden insanlar en çabuk kandırılanlardır aslında. Sürekli olarak benzer şeylerle kandırılan insan zamanla kandıran kişinin her türlü kandırmacasına inanmaya başlar. O derece inanır ki kendisini “Kandırılıyorsun” diye uyaran insanlara kızar hatta suçlar. Tüm uyarıcıların uyarmalarına kulaklarını tıkayarak kendisini kandıranın yolunda gitmeye devam eder. Bu gidiş nereye kadar devam eder diyecek olursanız eğer kandırıldığını fark etmezse ölünceye değin!

Bir de geçmişte kandırıldığı için pişmanlık duygusu besleyenler vardır. Kandırılmasına hayıflanırken aynı zamanda kendisini uyaranlara “Sizler haklıymışsınız beni kandırdılar” diyerek izafi olarak hakkı teslim etseler de bir müddet sonra bir bakmışsınız ki o insan başka bir yerden kandırılmaya devam etmekte!

Kimileri de var ki bir kısım dünyevi kazançlar elde etmek için kandırmak isteyenlerin kandırışlarına ses çıkarmazlar. Kandırılmaya gönüllü olarak razı olmuşlardır. Neticede iki taraf da birbirlerini kandırdıklarının farkındadırlar ama her iki tarafın da menfaatine olduğu sürece bu kandırılışlara ses çıkarmazlar. Ne zaman ki çıkar ilişkisi bir taraf lehine bozulur o zaman kavgaya tutuşurlar. Kavga esnasında kimin kimi kandırdığını anlamanın imkânı yoktur. Zira iki taraf da kandırılmışlığın verdiği pişmanlığı ifade ettiklerinden olayın künhüne vakıf olmayanlar her iki tarafı da dinlediklerinde “Sen haklısın” derler.

Bir de işin cemaziyelevvelini bilenler vardır. Onlar tüm kandırmaların batıla hizmet ettiğinin farkında olanlardır. Onlar ne kandırmak ne de kandırılmak isterler. Geçmişe dönük pişmanlıkları da olmaz bu yüzden. Sadece Hak olanı, doğru olanı, iyinin ve güzelin galip gelmesini arzularlar. Bu uğurda mücadele eder ve Hakk’ın galip gelmesini temine çalışırlar. Onlar ne kendilerini ne çevrelerini ne de bu milleti kandırdılar. Hep doğru olanı söylediler yıllardır. Siz sürekli doğrudan yana olup milletini kandırmayanlara ve her türlü oyuna kanmayanlara ne isim verirsiniz bilmiyorum. Ben kısaca “Milli Görüşlüler” diyorum onlara…

Minik bir tebessüm

Tu ti tu tutu

Temel iş seyahati için İngiltere’ye gider ve lüks bir otele yerleşir. Bir müddet sonra oda servisini arayarak;

-Tu ti. Tu tutu der.

Oda servisi görevlileri telaşlanır. Kendi aralarında değerlendirirler ama işin içinden çıkamazlar. Sorup soruştururlar en son çare olarak Türk konsolosluğundan yardım isterler. Bir çevirmen gelerek Temel’e telefon açar, siparişini sorar ve mesele anlaşılır:

- 2 çay. 222’ye.

İlgilisine notlar:

• Beyazı karayla kirletenler karanın beyazla temizlenemeyeceğini hesap edemediler.

• Uyuyanları uyandırmak için bir uyanığın olması yeterlidir lakin uyur numarası yapıp her şeye razı olanları uyandırmak oldukça güç bir meseledir.