Kanaatlerin Egemenliği

Abone Ol

Her insan hayata dair bazı kanaatlere sahiptir. Varlık amacına yönelik, siyasi bakış açısına dönük, durduğu yerle ilgili ve geleceğe dönük tasavvurlarında belli bir bakış açısı vardır. Hatta inandığı dinin farklı anlaşılmasından kaynaklı bir inanış tercihi söz konusudur. Bundan dolayı insanlar farklı renkleriyle düşünür ve bu renklerin gölgesinde yaşar. Farklı görüşlere sahip insanların dünyaya bakışının farklı olması normaldir. Normal olmayan farklı görüşlerin sahip oldukları kanaatlerini mutlaklık iddiasıyla başkalarına dayatmasıdır.

Bu sorunu hayatın her alanında yaşıyoruz. Gerek geçmiş tecrübeler gerekse bugün şahit olduklarımız bize göstermektedir ki; insanların düşüncelerine sahip çıkmaktan anladıkları kanaatlerini egemen kılacak vasatı oluşturmaktır. Benim düşüncem mutlaktır ve bu düşünce o yüzden herkes için olmalıdır, fikriyle ile yola çıkıldığında bu yolun baskıya ve yasakçı bir anlayışa doğru ilerlemesi kaçınılmazdır. Kimsenin mutlak olan bir düşünceyi tartışma şansı yoktur. Bu yüzden kendi düşüncelerine mutlaklık atfedenler, bu düşüncelerinin bir şekilde herkes tarafından benimsenmesi gerektiğine de inanırlar.

Düşüncenin mutlaklaşması iki temel motivasyonu ortaya çıkarır. Birincisi yetkinlik kibri diğeri ise hamasetin gücü. Yetkinlik kibri dediğimiz kavram kişinin sadece kendisini doğru düşünmeye yetkin görmesidir. Çünkü doğru bilgi, doğru bakış açısı ve doğru yorumlama kendisinde olandır. Kendisi dışındakiler bu özelliklere sahip değildir. Bu yaklaşım üretilen fikrin yaftalanmasıyla sonuçlanır. Modernist, gerici kafa, reformcu, batıcı gibi yaftalamalar aslında kişinin kendi durduğu yerden başkalarının yetkinliğini sorgulamasından kaynaklanır.

İlk bakışta hamasetin mutlaklaştırmayı doğurduğu düşünülebilir. Bu ifade kısmen doğru olsa da asıl olan mutlaklaştırmanın hamaseti doğurduğudur. Çünkü mutlak olan değerlidir ve üzerinde tartışma kabul etmez. Böylece kişi düşüncesini ifade ederken kendisini tartışmaz değerlere yaslayacağından başkalarının bu konular hakkında söz söyleme iradesini elinden alır. Örneğin devlet, çağdaşlık ya da ehlisünnet gibi kavramlar mutlaklaştırıldığında bunlar üzerinden tartışma yürütülme şansı ortadan kalkar. Artık insanlar bugün kendi siyasi görüşlerini devlet, vatan, millet gibi kavramlara; sosyal hayata dair pratiklerini ilericilik, çağdaşlık gibi kavramlara ya da İslam’ı anlama biçimlerini ehlisünnete yaslamaları hamasetin üremesine neden oluyor.

Bu şekilde her farklı düşünen kesim sadece kendisi gibi düşünenleri yetkin görüyor ve üretilen mutlaklıkları siper alarak başkalarına kurşun atıyor. Bu durum ne düşüncelerin gelişmesine ne de hakikatin ortaya çıkmasına katkı sunuyor. Buna karşın farklılığı bir imkân olmaktan çıkarıp ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Elbette hangi düşüncede olursa olsun bir kişi kendi düşüncesinin diğerlerine göre daha doğru olduğuna inanır. Çünkü o kişinin doğruluğu konusunda şüpheye düştüğü bir fikri kabul etmesini ve savunmasını bekleyemeyiz. Bu düşüncelerini dile getirirken, savunurken ya da pratik hayata aktarırken doğru olduğu inancıyla hareket etmesi makul ve mantıklı olandır. Zaten bir düşünce bu inançla savunulduğunda ama aynı zamanda başka düşüncelerle de sağlaması yapıldığında olgunlaşır.