Öykünün Türk edebiyatında köklü bir geçmişi yok, ama büyük bir edebiyat ve düşünce birikimi olduğundan kendisine gelen her yeni türü rahatlıkla dönüştürebiliyor. Sanatçı ruhlu bir milletin dönüştürme gücü kendisiyle orantılıdır. Ruhunda olan bir durumdur bu.
Edebiyatımızın hakiki öykü yazarları oldu. Hatırı sayılır bir düzey yakaladılar. Bu anlamda romanın hakikiliği hala tartışılır durumda. Fakat öykü böyle değil. Sabahattin Ali ilk öykülerinden birini Ağaç Mecmuası nda yayımlayınca Üstat Necip Fazıl onun öyküsü hakkında çok iyi değerlendirmelerde bulunuyor. Yerli edebiyatımızın öykü örneği olarak sunuyor. Bu önemli. Sait Faik, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Haldun Taner, Memduh Şevket Esendal; bunlar, düzey ve yetkinlik bakımından ilk dönemin önemli öykücüleri. Fakat asıl ruhumuzu yakaladığımız isimler ise Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Cahit Zarifoğlu dur. Burada şair öykü yazarlarından söz etmem yadırganabilir. Fakat, özgünlükleri bakımından şair öykü yazarlarımızın önemli özellikleri bulunuyor. Düşünce geleneğimiz açısından bunu önceliyor ve önemsiyorum. Bunlardan sonra önemli sayılabilecek bir öykü damarı oluştu. Bir hayli yeni kalem yetişti. Öykü, hakiki yerini buluyor.
Kâmil Yeşil de bunlardan biri. 4. öykü kitabı yayımlandı: Özet Yaşamaklar1. Epey zamandır üzerine yazmayı düşündüğüm, ama bir türlü yazamadığım öykü dostlarım, son kitabı geldiğinden beri masamda duruyor. Öykü yazan biri olarak, öyküler üzerine yazıyorum. Bunun kimi kırgınlıklara neden olduğunu bildiğim için çoğu zaman yazmaya elim varmıyor. Yoksa bir eser hakkında yazmayı ihmal ettiğimden ya da önemsemediğimden değil. Bir eseri elimize tutuşturduğumuzda, artık yazar ikinci plânda kalır. Bunu düşünmemek gerek. Esere bakmak ve eserdeki farkı görmek gerekir.
Kâmil Yeşil, öyküye emek veren, işini ciddiye alan, sürekli olarak öyküsünde hamleler yapan bir öykü sanatçısı. İlk öyküsünden bugüne önemli hamleleri var. Özet Yaşamaklar öyküsüne bakınca beni sevindiren, eserin çok yönlülüğü.
Öykümüzün klâsik anlatım tarzını sürdürdüğü gibi, modern anlatımlar da deniyor. Bütün bunlarda oldukça başarılı bir dile sahip. Son dönem öykücülüğümüzde, öykülerimizde gördüğüm, öykülerin arka plânının olmayışı ve öykülerin derinliksiz oluşu. Bu kadar köklü birikime sahip olan bu kültür toprağında bu tür öykülerin oluşu beni tedirgin etmiyor değil. Sanki bir kültürel boşluk var. Bir de kimi öykülerde -bunlar kerli ferli kalemlerden çıkmıştır-, Anadolu anlatılırken sıradanlığı geçmiyor. Bir anı gibi duruyor. Oysa öykü ile anı arasında bir dil farkı var. Bunları, Kâmil Yeşil in öykülerini okuyunca anımsadım ve düşündüm.
Kâmil Yeşil in anlatılarında, tiplemelerinde kültürümüzün zenginliğini görüyoruz. Köyü de, kasabayı da, şehri de anlatsa insan tipleri belirginleşiyor. Bu öykülerde bir anı izlenimi edilemiyor. Son dönem öykümüzün önemli eksiklerinden biri tiplemelerdir. Klâsik anlatım tarzlı öyküler genelde belirlenmiş olan bir yapıyla, bir kurguyla bir anlatının gerçekleşmesidir. Ne yazık ki artık bunlar insanda bir haz, bir heyecan uyandırmıyor. Kimi öyküleri okuduğumuzda bizde bir heyecan oluşturmayışı önemli bir sorun. Bir öykü ne kadar düzgün bir dil ile anlatılırsa anlatılsın, onda sanatçının sanat ve estetik vuruşlarını göremez, bulamaz ve hissedemez isek bu eser bir anlam ifade etmez. Zaten sanatın gücü, eserin gücü ve ruhu kendisini hemen belli eder.
Yeşil in kitabının hemen ilk öyküsünde, sosyolojik bir dönüşümün izlerini görüyoruz. "Gelen Giden" öyküsünde Destiman Turan, Muhtar, İmam, Kahveci, Tames Yaşar gibi bir atmosferin içinde kendimizi buluveriyoruz. Dönemin sosyal yapısı eserin içinden âdeta fışkırıyor. Kasaba politikaları, çekişmeler, hinlikler, çıkar ilişkileri, imamın bulunduğu konum. Tames Yaşar ın bir kasaba ortamında yükselişi ve düşüşü. Hem ironik bir dil, hem de dramatik sahneler eserde sanki gizlenmişlerdir. "Bel Yorgunu" öyküsünde Dalaksız Süleyman tiplemesi belirir. Ki, bu, hemen her öyküde yeni tipler üzerinde yoğunlaşmayı sağlar. Öyküleri okuduğunuzda bunları hissedersiniz. Zaten başarılı bir eserde bir durumu insanın gözünün içine sokmak yerine, onu ustaca hissettirmektir önemli olan. Her öykü bir başına çözümlenirse bu eser bütünlüğü bakımından önem kazanır, o da bu yazının sınırlarını aşar. Ancak şunu da belirtmeliyim ki dil ve ruh zenginliği bir eser için önemli unsurlar.
Kitabın ikinci bölümünde "Grilikler" öyküsünde çok farklı bir dil ve kurgu ile karşı karşıyayız. Bir öyküde önemli unsurlardan biri yoğunluktur. Kâmil Yeşil de bunu başarıyor.
Öykümüz, son zamanların sıradan hayat anlayışına rağmen iyi bir damarda yürüyor. Bunu öykü adına söylüyorum. Tabiî Kâmil Yeşil artık öykünün belli bir olgunluğunu temsil ediyor. Düşünce sağlamlığı da onun işini kolaylaştırıyor. Belki de büyük medeniyetimizin düşünce geleneğine sadık oluşu onun daha hakiki olan eserleri ortaya koymasını sağlıyor. Bir yerli sanatçı için bu çok önemlidir.
Tek cümlelik öykü yazmak bile bir hüner gerektirir. Buna örnek "Estağfirullah" öyküsüdür.
Söylenecek son söz şudur: Kâmil Yeşil öyküsü okurda hem haz, hem heyecan uyandırıyor. Bir öykü okunup bittikten sonra, o öykü insanın içinde yolunu sürdürüyor, açılımlara götürüyor ve yeni öykülere götürüyor.
1 Özet Yaşamaklar, Kâmil Yeşil, Ebabil Yayınları, 2007, Ankara.