Camilerimizle ilgili problemler nelerdir .. Bu konuyu ele
almadan önce, hiç önemi olmayan meselelerle ve sözde ihtiyaçlarla ilgili birkaç
söz edeyim:
Son otuz kırk yıl içinde camilere yekun olarak yüz
milyarlarca dolarlık hoparlör, mikrofon, klima cihazı, kalorifer, şadırvan, wc,
meşruta, halı masrafı yapılmıştır.
Camiler İslam’ın ibadet mekanları ve şûra meclisi
binalarıdır.
Camiyle ilgili en önemli ve hayatî konu mihraba geçip halk
namaz kıldıran, haftada bir Cuma hutbesi okuyan, kürsüsünden nasihat edip
aydınlatan icazetli ve beratlı imam, hatip ve vaizlerdir.
İmamları namaz kıldırma memuru statüsüne düşüren bir İslam
toplumu mânen intihar etmiş demektir.
Beş vakit namazı terk eden ve çeşitli şehvetlerin pençesine
düşen bir toplum haline geldik.
İslam’da imandan sonra ikinci büyük şart beş vakit namazdır.
Hür ve mukim erkeklerin farz namazları cemaatle kılmaları
gerekir.
Hanefî fıkhında, cemaate katılmamayı meşru gösteren yirmi
küsur mazeret vardır. Bu şer’î mazeretlerin dışındaki mazeretler şeytanîdir.
Türkiye Müslümanları kurtulmak, hürleşmek, zilletten izzete
yükselmek, gerçekten hür olmak istiyorlarsa en az yüzde doksan nispetinde namaz
kılmalıdır.
Sabah namazlarında boş olan camileri süsleyip durmak
cinnettir.
Camilerin en büyük süsü cemaattir.
İmam önder manasına gelir, imam namaz kıldırma memuru demek
değildir.
Tasavvuf İslam dininin bir boyutudur. İmam, zülcenaheyn
olmalı, hem Şeriat, hem de tarikat tarafı ve boyutu bulunmalıdır. Tarikat
boyutu Şeriata uygun olmalıdır. Şeriata aykırı tasavvuf bâtıldır.
Böyle imamlar yetiştirilirse Türkiye halkının yüzde doksanı
beş vakit namazı cemaatle kılmaya başlayabilir.
Gerçek imamlar gerçek İslam Medreselerinde yetişebilir. Laik
düzenin din okullarında böyle imamlar yetişmez.
On dokuzuncu asırda zalim Çarlık ordularına karşı destanlar
yazan mücahid Şeyh/İmam Şamil nasıl bir önderdi O Şeriat ilimlerini okumuş ve
icazet almış bir alim ve fakihti. O, Nakşî ve Kadirî tarikatlarından icazet ve
hilafet almış bir şeyhti. Üçüncü sıfatı da, Kafkasya Müslümanlarının
Emîrülmü’minîni idi.
Elbette her caminin mihrabına böyle bir imam koymak mümkün
değildir ama böyle bir imama biatli olan, ondan hilafet ve icazet almış imamlar
koymak mümkündür.
Böyle imamlar mü’minleri mıknatıs gibi camiyle ve namaza
çeker. Onların karizmatik şahsiyetleri vardır.
Onların emirleri tutulur, nasihatları nâfiz olur.
Onlar, derece derece, rütbe rütbe Resul-i Kibriya
aleyhissalatü vesselam Efendimizin varisleri, vekilleri ve halifeleridir.
Beklenen İslam inkılabı böyle din hizmetlileri ile
gerçekleşebilir.
Tekrar ediyorum: Böyle din görevlileri yetiştirmezsek cami
ve minare hoparlörleri, bir işe yaramaz… Klimalar ve kalorilerler bir işe
yaramaz… Halılar ve yaldızlar boşa gider…
İslam ulvî heyecanlar dinidir… İslam en yüksek ilim, irfan,
hikmet dinidir… İslam mânevî şevkler ve neş’eler dinidir… Mihraplarda,
minberlerde, kürsülerde gönülleri ihtizaza (titreşime) getirecek alim, fazıl,
muhlis, muttaki, bilge imamlara ihtiyacımız vardır.
Yeni bir cami yaptırmak için beş milyon lira mı harcanıyor;
o mâbedin mihrabına geçecek kamil ve mükemmil bir imam için on milyon lira
harcanmalıdır.
Böyle önderler ve hizmet erbabı yetiştirmezsek tağutların
maskarası ve kölesi olmaya devam…
* (İkinci yazı)
İslam Dünyasında Fitne Fesat Tefrika Yangınları
İslam dünyasının her yerinde fitne fesat, nifak şikak,
düşman istilası, zulüm ve kokuşma yangınları var. Bizdeki PKK savaşı otuz
seneye yakın sürüyor. Filistin faciası 1948’den beri… Irak’ta, Afganistan’da
olup bitenleri biliyoruz (sahiden biliyor muyuz ). Şu anda Sudan’ın güneyinde
yangın var. Yemen’de yangın var. Mali’nin yarısı Selefîler’in eline geçti,
Tombuktu’da evliya türbelerini yıktılar, zalim Fransızlar onlara musallat oldu.
Bazı Orta Asya Cumhuriyetleri’nin hapishaneleri Müslüman
dolu… Kafkasya barut fıçısı gibi.
Bir buçuk milyarlık İslam dünyasında, Müslümanların başına
gelen bela ve afetlerin iki ana sebebinin birinin başta bir halife olmaması,
ikincisinin ümmet birliğine sahip bulunulmaması olduğunu bilen kaç kişi çıkar.
Dünyanın herhangi bir yerinde bir Katolik papazının burnu
kanasa Vatikan sesini yükseltir, konuyla ilgilenir, protesto eder… Yeni
Zelanda’nın bir şehrindeki sinagogun duvarına gamalı haç çizilse Yahudilik dünyası
ayağa kalkar.
Müslümanlar eziliyor, öldürülüyor, din ve imanlarından
dolayı hapse atılıyor, işkenceye maruz kalıyor, yurtlarından sürülüyor,
tepelerine bombalar atılıyor, bin türlü facia… Lakin yeterli protesto ve tepki
yok, yeterli savunma yok.
Dünyadaki sayıları sekiz milyon olan Yahova Şahitleri,
insanlığı kendi dinlerine çekmek için her ay yüz seksen sekiz dilde yekun kırk
iki milyon tiraj yapan Watchtower dergisini çıkartıyor; Müslümanların insanlığı
hak din ve gerçek barış İslam’a çağıran böyle bir dergileri var mı
Uzağa gitmeye hacet yok. Türkiye’de çoğunluğu oluşturan on
milyonlarca Müslüman bölünmüşlük, parçalanmışlık, kopukluk felaketi içinde.
Müslümanların bağımsız bir din başkanı yok, üniter bir ümmet teşkilatı ve
hiyerarşisi de yok. On dördüncü asırda Anadolu’da bilemediniz yirmi kadar
birbirinden kopuk beylik vardı. İki binli yıllarda Anadolu coğrafyasında binden
fazla İslamî beylik görüyoruz. Ocular, bucular, şucular, filancalar,
falancalar, feşmekânlar, o cemaat, şu cemaat, bu cemaat, yedi yüz seksen
birinci İslam grubu, sekiz yüz atmış ikinci Müslüman sekti… Aman ya Rabbi!
Saymakla bitmez.
Çocukluğumdaki, gençliğimdeki eski, yaşlı Müslümanlar Halife
görmüşlerdi, Padişah görmüşlerdi, Ümmet nedir bilirlerdi, Şeriat nedir
bilirlerdi… Şimdiki Müslümanların bu değerler ve kavramlar hakkında sağlam
bilgileri ve kuvvetli şuurları yok.
Eskiden ümmet-i Muhammed varmış. Şimdi ümmet kavramı ve
şuuru gitti, yerine parça asabiyeti, militanlığı, holiganlığı ve sapıklığı
geldi.
1950’li yıllarda Hilafet geri gelsin diyeni perişan
ederlerdi. Ağır Ceza Mahkemeleri, TCK’nın 163’üncü maddesi, zindanlar,
işkenceler… Bu devirde bunlar yok ama Hilafet’i isteyen Müslüman da hemen hemen
kalmadı.
Bir kısım İslamcılar, sahte mücahitler, din bezirgânları
İslamî uyanış hareketinin canına okudular, cılkını çıkarttılar.
Bazı din bezirgânları tesettürü bile ne boyalara soktular.
Onların dinleri paradır buyrulmuş.
Milyonlarca Müslüman nasıl uyarılacak, nasıl aydınlatılacak,
nasıl bilgilendirilecek… Lafla bu iş çok kolay ama pratikte böyle değil. Kötü
medya, sapık eğitim milyonlarca Müslümanı şartlı refleksli mahlûklar haline
getirdi. Şartlanmışlar bir kere… En basit, en temel gerçekleri, anlaşılması en
kolay üslupla anlatın yine anlatamazsınız.
Geçenlerde Maraş’tan gelen ve ticaretle iştigal eden bir
dostum anlattı, dükkânına dinî bir cemaat dergisinin satışını yapan bir
Müslüman gelmiş, biraz sohbet etmişler. Cemaatçi Müslüman mealen şöyle
söylemiş: “Bizim bir büyüğümüz vardır. Biz ona bağlıyız. Her ne vazife verirse
tereddütsüz yaparız. Öl derse ölürüz, öldür derse öldürürüz…” Öl derse ölmesini
biraz anladım ama öldür derse öldürürüz lafı doğrusu beni ürküttü.
Hepsi için söylemem, bazı İslamî parçalar Alamut Kalesi
hâkimi Hasan Sabbah metotlarıyla çalışıyor; o da fedailerine “Ölün dersem
öleceksiniz, öldürün dersem öldüreceksiniz.” talimatını veriyordu.
Türkiye’de Hilafet ve ümmet birliği olsa bugünkü kaos,
anarşi, parçalanmışlık, tefrika, tezebzüb, fitne fesat, nifak şikak, maddi ve
manevi yangınları olmazdı.
Hilafet ve Ümmetin olduğu zamanda fitneler fesatlar,
tefrikalar olabilir ama bu kadar yaygın, yoğun, genel ve tahripkâr olmaz.
17.01.2013