Kameranın arkasında konuşulanlara kulak verin

Abone Ol

Çok satan bir gazetenin yıllarca Avrasya muhabiri olarak çalışan değerli bir dostum anlattı, “Azerbaycanlı bir profesörümüz ona şöyle demiş: ‘Bizim komünistlik dönemimizde yazdıklarımızla bizi yargılamayın.

O zaman ben dahil birçoğumuz KGB’ye çalıştık.

Rusya, devlet olarak büyük bir ansiklopedi çıkarmaya karar verdi. Birkaç maddenin yanında “namaz” maddesini de bana verdiler.

Ansiklopedi basıldı, bütün üniversitelerin, fakültelerin, bölümlerin kütüphanelerine, ilk ve ortaöğretim okullarının kütüphanelerine ve her köye kadar ansiklopedi ulaştırıldı.

Ben “namaz” maddesinin giriş cümlesine, “Müslümanların batıl inanışlarından olan namaz…” diyerek başladım ama o cümleden sonra gelen bütün bilgileri en doğru şekliyle yazdım ve ansiklopedide basılmasını temin ettim.

Ondan sonra namazı öğrenmek isteyenlerin her yerde bulunabilen en önemli ve en sağlam kaynağı o ansiklopedi oldu.

İlk cümleyi okuduklarında benim sapıklığımı kabul ederek doğru bölümleri aldılar ve yollarına devam ettiler.”

Türkiye’de İslâm karşıtı gibi gördüğünüz insanlar var ya işte onlar, Japon bir adamın Müslüman olduğunu gazeteden okuduklarında, içlerinde bir ferahlık hissettiklerini görürsünüz.

Boks tarihinin gördüğü en sevimli, sempatik ve başarılı boksörü Clay, dünya şampiyonu olduktan sonra Müslüman olup Muhammed Ali adını alınca, sağcısıyla solcusuyla, futbolcusuyla bütün siyasilerimiz, medya mensuplarımız, ilim adamlarımız, işçimiz, esnafımız, askerimiz, polisimiz, delimiz, velimiz sevindiler ve o yıl, konuşmaların, yazılanların, çizilenlerin konusu Muhammed Ali oldu.

Yıllar sonra Muhammed Ali’ye Amerikalı bir provokatör gazeteci “Taliban’la aynı dinden olmak nasıl bir duygu?” diye sorduğunda ringlerde, “Kelebek gibi uçan, arı gibi sokan” Muhammed Ali’nin bedeni parkinson hastalığı nedeniyle ağır hareket ediyor ama aklı aynı cevvaliyeti gösteriyor ve, “Adolf Hitler’le aynı dinden olmak nasıl bir duygu?” sorusuyla gazeteciyi susturuyor.

Bence önemli olan, yıllar önce Muhammed Ali’nin Müslüman oluşuna yürekten sevinen basın mensuplarımızın bu taze, susturucu cevaba sevinip haberlerde ve köşe yazılarında değerlendirmiş olmalarıdır.

Fransız komünistlerinin en ileri gelenlerinden Roger Garaudy Müslüman olduğunda da, Türkiye’ye ilk gelişinde de sağcısından solcusuna kadar herkes sevinmiş, medya mensubu yazar-çizerlerimiz sevinçlerini köşelerinde dile getirmişlerdir.

İngilizlerin en ünlü şarkıcısı Müslüman olup Yusuf İslam adını aldıktan sonra Türkiye’ye geldiklerinde istisnasız bütün basının birinci haberi, yorumu ve değerlendirmesi Yusuf İslam üzerine idi.

Bir Alman gazetesi, Sevgili Peygamberimiz’in hayali bir portresini yayınladığında medyamızın her kesimi tarafından gerekli cevap verildi.

Bir yabancı futbolcu, Türkiye’deki takımından ayrılıp Avrupa takımlarından birine transfer olduktan sonra İslâm dini aleyhinde söylediği söze yine medyamız gereken cevabı verdi.

İtalya’da Fatih Terim Beyefendi’ye “Taliban Terim” denmesi ve pankart açılması sağından soluna kadar bütün basın mensuplarımız tarafından futbolda da Haçlı ruhunun canlandığı imajını işlenmekle İslâm dinine sahip çıkıldı.

Ateist profesörlerimizden biri, üç ay Amerika’da kaldıktan sonra yurda döndüğünde fakültedeki arkadaşlarını odasına çağırır ve, “Arkadaşlar, ben bir “şehadet” getireyim, Müslümanlığa geri döneyim, adın Müslüman adıysa, pasaportun Türk pasaportuysa Amerikalı senin ateistliğini kabul etmiyor. Ben yeniden Müslümanlığa dönüyorum Eşhedü...” diyor.

Bosna’da aynı mahallede oturan, aynı okulda okuyan bir Sırp’la bir Müslüman beraber büyümüşler. Domuz etini cızbız yapıp şarap içmişler ama harp başlayınca Sırp, en yakın arkadaşını öldürmüş. 

Bosnalıyla beraber biz de anladık ki adımız Ali, Ayşe oldukça, Türk pasaportu taşıdıkça biz ne yaparsak yapalım “Ateistim, komünistim, bundan sonra çıkacak bütün ...istlikleri ve pislikleri kabule hazırım” desek de bizi kabul etmiyorlar.

Hürriyet gazetesi yazarlarından … Beyefendi, “Amerika’da her uçağa binişimizde adımız ve tipimiz bizi ele veriyor ve sıkı kontrolden geçiyoruz” anlamında bir konuşma yapmıştı televizyonda.

S.S. Cumhuriyetler Birliği yıkıldığı yıllarda NATO genel sekreteri, “Bundan sonra düşman İslâm’dır. Tatbikatlarda düşman güçlerin rengi yeşil olacaktır” dediğinde de sağ ve sol basın tarafından ağzının payı verilmişti. 

“Hocam sen bunların televizyonlarda açık oturumlarda İslâmcılara karşı söylediklerini duymuyorsun herhalde” diyebilirsiniz.

Duyuyorum. Duyuyorum da ben kameranın önüyle arkasında konuşulanların da birbirini tutmadığını biliyorum.

İslâmcı yazara gösterilen tepkiyi niçin İslâm’a gösteriliyormuş gibi alayım ben?

Kendi şahsımın hataları nedeniyle bana gösterilen tepkileri bile, kendi kusurlarımın üzerine atıveriyor,

Onlardan temiz kalmaya çalışıyor, 

Bana hatamı hatırlattıklarından dolayı teşekkür ediyor ve kusur işlememeye çalışıyorum.