Kalvinizm sorunu ya da kalvinizm ateşleyicileri

Abone Ol

Başı açık, karma namaz kılan kadınların olusturduğu gündem ve bunun üzerine gelişenlere baktığımızda sorunun temelleri nerelere dayanıyor, neler yapılmak isteniyor Sorunu irdelemeek için biraz zihni egzersiz yapmak, bellekleri tazelemek yetiyor sanıyorum.

Hakan Yavuz olayının ilginç bir süreci var. O ve ondan önce, bu süreçte yapılan sosyolojik çalışmalarla yeni bir dönem ve süreç hazırlandığı, yapılan bu çalışmaların belli yerler için rapor niteliği taşıdığı anlaşılıyor.

Dikkatli bir bakış olayların ne olduğunu açıklayabilir. Bugün varılan sonucun temellerinin nerelere dayandığı da anlaşılabilinir.

1992 ya da 1993 yılında prof. unvanlı bir ağabey Yedi İklim in Hasanpaşa daki yerine genç biriyle gelmişti. "Bu arkadaş Hakan Yavuz. Boğaziçi Üniversitesi nde İslâmcı yazarlarla ilgili doktora çalışması yapıyor" demişti. İslâmcı yazarlar ile sözü edilen kurum adı bir arada anılınca doğrusu irkilmiştim. Sonuçta yapılacak olan akademik bir çalışmaydı. Bize geliş nedeni, çıkarmakta olduğumuz derginin özel sayılarını edinmekti. Bu sayıları biz vermesek de gidip bir yerlerden edinecekti. Dergi, satılan ve dağıtılan bir nesne. Dergileri aldı ve gitti. Bu sıralarda abede deki bir raporda Türkiye deki İslâmi duyarlılığı olan yazarların isimleri tek tek anılarak yayımlanmıştı. Sonra da o isimlerin bir çoğu üzerine operasyonlar yapıldı. Kimi kuşatma altına alındı, kimi bürokrasideki görevlerinden uzaklaştırıldı, kızağa çekildi.

Yıllar sonra, bir önceki Ramazanda TV5 te 17 Aralık sonrası AB süreci ve medeniyet üzerine bir programa davet edildim. Bu programa Hakan Yavuz da katıldı. Onunla aynı programa katılıyor olmanın rahatsızlığını yaşadım. Program öncesi ortaya attığı bir tez oldu, doğrusu bu tez üzerinde yürümek bizim de istediğimiz bir şeydi. İslâmsız İslâm tezi. Bunu ortaya atan Hakan Yavuz. Programda konuyu biz İslâmsız İslâm projesine çekince, o, bu konuya girmedi. Kullandığı kavramlar da ondan aşağı değildi. O, Ab süreciyle ilgili iddiası: "Kıblemiz Brüksel dir" deyiverdi. "Biz Avrupa ya İslâmı Hoca Efendi nin cemaatiyle götüreceğiz" dedi. Hoca Efendiyle ilgili yaptığı çalışmayı da orada gösterdi. Konuşmasını da bu eksene oturttu. Bizim çıkışlarımız ya da bu tezi boşa çıkarmamız üzerine, hararetli bir tartışma oldu. Özellikle İslâm ve tasavvuf büyüklerinin adını anarken de, telaffuzundaki kekrelik ve yabancılık belli oluyordu. Örneğin Mevlâna Celâleddin-i Rumi diyeceğine ağzında sesleri yuvarlayarak "Mevlanayı Celâlettini Rumi" diyordu.

Kamera önündeki konuşmamız bitince Yusuf Kaplan Bey in odasında, ben, kendisine o doktorayı sordum. "Ha ben o doktorayı Tel Aviv Üniverstesi nde yaptım. Yakında kitap olarak çıkacak" dedi. Oysa biz Boğaziçi Üniversitesi nde hazırlandığını biliyorduk. Kendisinin sosyal demokrat olduğunu, bu çalışmaları Şerif Mardin gözetiminde yaptığını, kendisinin İsrail de Müslümanlara yapılan zulümleri gördüğü için, Müslümanlara yöneldiğini anlattı. Şu sıralar da Utah Üniversitesi nde doç. olarak görev yapıyor. Daha sonra birkaç kanalda AB süreciyle ilgili benzer tartışmalara katıldı. Bir akademisyenden çok bir görevliymiş izlenimini edindim.

Daha sonra, sözü edilen doktora çalışması kitap olarak yayımlandı. Bir arkadaşın elinde kitabı gördüm, göz gezdirdim. Orada dikkatimi çeken, Türkiye deki İslâmi akımlar üzerine kapsamlı bir çalışma olması idi. Geçen yüzyılın bir değerlendirmesi, sayım dökümüydü yapılan. Mehmet Akif ten Üstat Necip Fazıl a, Büyük Doğu, Diriliş, Mavera, Millî Gazete, Yeni Devir, Zaman, Akit, Yeni Şafak, Tasvvufi cemaatler, Mehmed Zahid Efendi, Bediüzzaman, Fetullah Gülen Hoacefendiye kadar kim ve ne varsa genel bir değerlendirme yapılmış.

Örneğin RP Maltepe ilçe başkanlığında partinin çalışmalarını izlemiş, çalışma metotlarını ayrıntılarıyla ele almış. Ev ziyaretleri, sohbetleri, cenaze ve asker evlerine olan ziyaretler. Kimine kendisi de katılmış. Kahve konuşmalarını dinlemiş. Ondan sonra da siyasal süreci konu edinmiş. Kitabın asıl odağı Fetullah Gülen Hocaefendi cemaati ve AKP ayrışma ve süreci üzerinedir.

Ertuğrul Özkök ün sözünü ettiği konu budur. Aslında Şerif Mardin in Bediüzzaman hazretleri üzerine yaptığı çalışmayı da bu bağlamda değerlendirmek gerek. Sosyal demokrat bilim adamlarının Abede adına yaptıkları çalışmalardır bunlar. Dikkat edilmesi gereken esas hususlardan biri de budur.