Terbiye her ne kadar ‘taklit nefesli’ yeni zamanlarımızda dilimizden düşmüşse de, içerdiği manalar itibariyle yeri başkaca kelimeler tarafından doldurulamayacak kadar zengin ve çağrışımlı bir kelime. Özellikle talim ile beraber kullanılagelen terbiye kelimesi hemen aklımıza okul/mektep kelimelerini, peşisıra da mürebbi ve muallim kelimelerini de getiriyor. Terbiye ancak ilimle oluyor ki, bu iki kelime beraber zikredilmiş yıllarca.
İçinde bulunduğumuz ve Rabbimizin bir lütfu olan şu mübarek oruç günleri kalplerimizin terbiyesi için bir imkân ve fırsattır. Rabbimizden bir hediye olması hasebiyle Ramazan ve oruç, Mutlak Terbiye Edici Allah Teâlâ’nın (cc) bir vekili olarak kalplerimizi terbiye etmektedir. Terbiye için bir mektepse Ramazan, terbiye edici bir mürebbidir oruç.
Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz (sav) insan vücundundaki bir organdan bahsederek insanın iyilik ya da kötülüğünün, o organın iyiliği ya da kötülüğüne bağlı bulunduğunu; bu organın da kalp olduğunu bildiriyor bizlere. İmam Gazali (ra) de insanın bizzat kalpten meydana geldiğini, kalbin bir deniz olduğunu, bu denize giden ve onu besleyen çeşitli kanallar/nehirler bulunduğunu ifade ediyor. Kalp denizini dolduran/besleyen nehirler, insan vücudundaki organlardır. Her bir organ bir kanaldır, kalbe akan: El, ayak, göz, kulak, ağız, mide, zihin, muhayyile... İmam Gazali’nin (ra) tarifine göre kalp denizinin temiz ve temizleyici (tahûr ve tathîr) olabilmesi için farklı nehirlerden/kanallardan denize ulaşan suların temiz olması gerekir. Yani el kanalından, ayak kanalından, mide kanalından, zihin kanalından ve diğer kanallardan akan suların temiz olması gerekir ki, kalp de temiz olsun. Bir diğer ifadeyle kalbin temizliği mezkur organlarla yapılan eylemlerin temizliğine bağlıdır. Burada hemen şirk ve küfrün pis olduğunu, temiz olanın ise yalnızca iman ve islam olduğunu ifade etmeliyiz.
Oruç, Kutlu Elçi’nin (sav) çağımızı aydınlatan bir sözünde buyurduğu gibi bütün kötülüklere, çirkinliklere, şerlere karşı bir kalkandır. O halde oruç insanı eğitir. Azalarımızı ve dolayısıyla kalbimizi eğitir oruç. Ellerimizle, ayaklarımızla, ağzımızla, zihnimizle ve diğer uzuvlarımızla kötülük yapmamıza engel olur oruç. Terbiye eder, Rabbimizin terbiyesine sokar bizi oruç. Rabbimizin kim olduğunu hatırlatır bize. Rabbimizin kim olduğunu hatırladığımızda, O’na verdiğimiz sözü de hatırlar ve artık O’nun bizi eğitmek/terbiye etmek için vaz’ ettiklerine tâbi oluruz. Orucun ve Ramazan’ın da Rabbimizden geldiğini idrak eder ve o nazlı misafiri âdâbınca ağırlarız. Usulünce ağırlanan ve yaşanılan bir oruç mevsimi bizi baştan ayağa terbiye ederek yeniler. Baştan ayağa terbiye olan insanın bi’vesile kalbi de terbiye olur. Günün moda tabiriyle fabrika ayarlarına geri döndürür insanı oruç. Geldiği yeri, kim olduğunu hatırlatır. Kalbi, Rabbinin Allah olduğunun idrakinde olan bir insan, artık şefkat, merhamet ve sehadan abidevî bir sütun olur. İşte ol vakit ‘halife’ olmaya liyakat kazanır.
Allah’ın kendisine ‘halife’ olması hasebiyle yüklemiş olduğu emaneti ‘yakîn’ gelinceye kadar muhafaza eder ve gereğini yapar insan. Kendinin kendisinde bir emanet olduğunu, ailesinin kendisinde bir emanet olduğunu, toplumun kendisine bir emanet olduğunu idrak ederek emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker yoluyla insanları da kalp terbiyesine davet eder. Resulullah’ın (sav) davetinin ve tebliğinin de aslı, biraz düşününce, budur diyebiliriz. Zira iki cihanımızı da aydınlatan (sav) Efendimiz, kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimsenin cennete giremeyeceğini ve kin ile dinin aynı kalpte bulunmayacağını bizlere bildirerek kalplerimizi terbiye etmekliğimizi işaret ediyor. O halde oruç günlerinde oruç mevsiminde Rabbimizin rızası doğrultusunda eğittiğimiz/terbiye ettiğimiz kalplerimiz bozulmasın, Rabbisini unutmasın diye, her geleni Hızır bilenler gibi her günü oruç ve her geceyi Kadir bilmeli. Oruç mevsimi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızdan da asla taviz vermemeli.