Kaldırımdaki adam

Abone Ol

Sabah vakti bir adam kaldırıma uzanmış boşluğa doğru bakıyor. Elleri soğuktan morarmış adamın, rengi solmuş, bedeni ayakta kalamayacak kadar bitap düşmüş. Dondurucu soğukta bir evin kapısına ya da bir duvarın dibine sığınmak yerine insanların görebileceği bir alana çekilerek, gözlerini boşluğa dikmiş kurtarıcı bir el bekliyor adam.

Şatafatlı evleri ile bilinir şehirler… Evlerin balkonlarında kahvelerini yudumlayan yaşlılar ise soğuğun ne kadar zahmet getirdiğini bilmezler. Kapıları kapanır, perdeleri çekilir evlerin. Sakinleri kadar bencildir, misafir sevmez şehrin evleri. Odaları boştur evlerin, ıssız bir dağa dönüşen misafir odalarından sinek vızıltılarını duyarsınız. Geniştir, konforludur ancak ruhu yoktur evlerin… O yüzden kaldırıma terk edilen adam kendisine ürkütücü gözlerle bakan insanlar kadar yabancıdır bu evlere.

Akşam vakti yağmur bastırır ve sokaklara terk edilenler kuytu bir yer bulabilmek için koştururlar. Evin sakinleri ise kapıları kapatır ve odalarına çekilirler. Sokakların mizacını bilir kaldırıma terk edilen adam ve hiç kimseden hiçbir şey beklemez, eğilir, nefesi ile ısıtmaya çalışır ellerini. Bir kedi yavrusu gibi kıvrılır adam, kapıdan bir adım öteye geçemez… Korkuları tetiklenir ve varlığını hissettirmemek için nefes alırken dahi itina gösterir. Evin içindeki sıcaklığı hayal ederek yapışır kapıya ve vaktin dolmasını bekler.

Hayvanların doğası sokaklarda yaşamaya müsaittir. Mesela kedi gün doğar doğmaz çıkar yola ve rızık aramaya koyulur, yemek atıklarına ulaşır, karnını doyurur ve akşam vakti kendini güvende hissedebileceği bir mekân mutlaka bulur. Ama insanın doğası buna müsait değildir o şartlar ne olursa olsun barınabileceği bir alan oluşturur ve burada bir hayat inşa eder. Fakat bugün tıpkı hayvanlar âleminde olduğu gibi güçlü olanın hayatta kaldığı zayıfların ise ayaklar altına alındığı bir çağda yaşıyoruz. Şehrin zenginleri altın varaklı koltuklarda otururken, yoksulları açlığa, soğuğa, yalnızlığa terk edilmişlerdir.

Hava soğuk… Bir adam bir işyerinin kapısına yapışmış gökyüzüne bakıyor. Elinde küçük bir poşet ve içinde birkaç kurumuş simit var. Cebindeki su şişesini alıp kurumuş dudaklarını ıslatıyor sonra önünden sel gibi geçip giden insanlara bakıyor. Küçük bir sevgi, bir yudum merhamet çok mu para eder? Bir tebessümün bedeli nedir? Ne kadar zahmet verir bunlar insana?

Hava soğuk… Adam gökyüzüne bakıyor ve derin bir korkuya kapılıyor. Gece bir evsiz için içinde onlarca tehlikeyi barındıran bir sahradır. Hava karardığında o dondurucu soğuğa binlerce tehlike eklenir ve zaman uzadıkça uzar. Çilenin içinde seçim yapmak düşer evsizlere, açlık, yalnızlık ve soğuk yaşamlarını zorlaştırsa da onlar günün başlamasını heyecanla beklerler ve gün başladığında kendilerini güvende hissederler…

Karanlık yayılmaya başlayınca sokaklara terk edilen adam dünyadaki tek serveti olan battaniyesine sarılır ve bir apartmanın kapısına kıvrılır. Biri çıkıp da itmez ise burada sabahlayacaktır. Sorulduğunda adam kimseye sitemim yok, kimse ile hesaplaşacağım bir konu yok, kimseye kırgın değilim, kimseden bir şey beklemiyorum der ve derin bir sessizliğe gömülür… Ama acaba kalbi de aynı şeyi söyler mi? Sanmam…