Kalbin orucu

Abone Ol

Kalp dediğimiz zaman hemen hemen hepimizin aklına kan alışverişini sağlayan, insan yaşamı için hayati öneme sahip, yumruk büyüklüğünde kırmızı bir et parçası geliyor. Ama insan için kalp vücuttaki bir uzvun ötesinde farklı işlevleri olan bir özelliğe sahiptir. İnsanın fiziki olduğu kadar ruhi boyutuyla da ilişkilendirilen bir özellikten bahsediyoruz.

Kalbi, kelimenin kökü itibariyle “bir şeyin içini dışına çıkarmak, altını üstüne getirmek, ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek” ya da “merkez, öz, cevher” şeklinde tanımlayanlar olmuştur. Bu iki tanımdan kalbin aslında iki farklı özelliğini görmüş oluyoruz. Birisi kalbin merkeziliği diğeri ise kalbin değişmeye, dönüşmeye ve çevrilmeye yatkın bir özelliğe sahip olması.

Bu konuda başvuracağımız en meşhur kaynaklardan birisi İmam Gazali’dir. Onun kalp ve mahiyetiyle ilgili tespitleri dikkate değerdir. Gazali kalbin maddi ve manevi iki farklı anlamına da değinir. Birinci anlamıyla kalbi et parçası olarak görür. Tüm insan ve hayvanlar da hatta ölülerde bile kalbin olduğunu söyler. İkinci anlamıyla ruhi yönüne işaret eder. Rabbani latife olarak ifade ettiği bu kalbi, akıl, ruh ve nefisle müşterek değerlendirir.

Yazımıza konu olan kalp, insanın ruhi boyutunu içine alan kalptir. Yani kalp dediğimiz zaman içerisinde sevgi, şefkat, tevazu ve merhamet gibi iyilik duygularını taşıyan; bunun yanında kin, nefret, haset ve kibir gibi kötülük duygularını da içinde barındıran ilahi latifeyi kastediyoruz. Yukarıdaki tanımda ifade ettiğimiz gibi her iki yöne de değişme ve dönüşme imkânı olan kalbin iyiliğe doğru istikamet bulabilmesi için oruçla arınması son derece önemlidir.

Kalbin orucu kötü duygulardan arınmasıdır. Bu duyguları içinde barındıran kalbin ortaya çıkardığı eylemlerde kötülüğün sadır olması kaçınılmazdır. Efendimizin, “Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o düzgün olursa bütün vücut düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin; o, kalptir” sözünden anlaşılacağı gibi, eylemlerin merkezinde kalbin taşıdığı duygular yatmaktadır. Kötü duyguların kalpten uzaklaşması ancak iyiliğin kalpte daha fazla yer edinmesiyle mümkündür.

Nasıl ki, bedenin orucu yemekten içmekten bedeni alıkoymaksa kalbin orucu da sevgiyi, şefkati, tevazuyu ve merhameti hâkim kılmakla olur. Siyasi hayatta kibir ve düşmanlığın, sosyal ilişkilerde kin ve nefretin, iktisadi alanda ihtiras ve hasedin, hukuki meselelerde haksızlık ve gaddarlığın yaygınlaştığı günümüz dünyasında sevgi ve merhamet duygularını yeniden gündeme alabilmeliyiz. İşte kalbin orucu bize bu anlamda bir imkân sunuyor.

Efendimizin kendisine iyiliği sormaya gelen birisine verdiği cevap; kalbine danış olmuştur. Esasen kötü duygulardan arınmış kalbin sesi bizi iyiliğe ve güzelliğe götürecektir. Temiz kalpli, yufka yürekli, yumuşak kalpli gibi tanımlamalar arınmış kalbi ifade etmek için kullanılır. Bu noktadan baktığımızda arınmış kalp eylemlerimizin terazisidir. Terazimizin kefesini iyilikle doldurmak istiyorsak hantallaşmış kalplerimize orucunu tutturmalıyız.