Kahramanmaraş Kitap Fuarı

Abone Ol

Kitap fuarları bir şehrin tanıtımında, o şehrin kendisini dışarıdakilere ifade etmesinde en önemli etkinlik. Adeta fuar vesilesi ile şehrin saklı köşelerine, tarihine, sanatına, mimarisine, dağlarına, göllerine, yaylalarına, folkloruna, türkülerine, yemeklerine de vakıf olmaktasınız.

Yıllardır kitap fuarı düzenleyen ilgilileri tebrik ediyorum, keşke bu zahmetli organizasyondan uzak duran diğer şehirlere de nasip olsa, onlar da içinde yaşadıkları şehrin saklı güzelliklerini dışarıdan gelenlere gösterip, kayıtlara geçmesine önayak olabilseler.

Maraş’a bu ilk gidişim değildi, konferanslar neticesinde yıllar önce yine gitmiştim. Şehrin geniş yaya yürüyüş yolları, insana verilen değeri göstermekte, arabalar daha dar şeride alınarak, insana saygı öne çekilmiş. Binlerce yıllık tarihinden süzülüp gelen birikiminden kopmak istemeyişi, tertemiz ve özenli Kapalı Çarşı’sının yanı başında en büyük kuyumcu mağazasından daha değerli bir hazine olan Ulu Cami ’yi seyre doyamadım. Dulkadirli Süleyman Bey’in yaptırdığı bu muhteşem mabet, bir anne şefkati ile şehri etrafına toplamıştı. Bu nefis abideyi gece gidip izledim, sabah ayrı, öğlen tekrar yanına koştum. Müthiş bir güzellik, ahşap işleri restoreden geçse de enine dikdörtgen mimarisi, orijinal sütunları ile geçmişin şiirini fazlası ile duyurmakta idi.

Maraş baştanbaşa bir müze gibiydi.

Havanın sıcaklığı, Akdeniz iklimi, zeytin diyarı oluşu; temaşayı daha fazla kolaylaştırdı. Hitit rüzgârını hâlâ yaşatan kalesinin albenisi, Alaüddevle Bey’in kızı için yaptırdığı; medrese, mescit ve türbeden müteşekkil küçük bir külliye olan Taş Medrese; kız çocuğa verilen önemin göstergesi olarak bir yıldız gibi parlamakta idi. İklime Hatun Camii de, yanında türbesi ile inşa edilmiş, Şahruh Bey’in kızı İklime Hatun tarafından yaptırılmıştır. Alaüddevle Bey’in eşi, Şemse Hatun’un yaptırdığı Hatuniye Camii ve Hatuniye Medresesi de, parlak bir kadın imzası idi.

Dulkadiroğlu Beyliği’nin zarafeti her şeye yansımış gibi, insanları terbiyeli ve nazik. Bu beylikten zamanımıza akıp gelen Kapalı Çarşı’daki; bakırcılar, demirciler, ahşap oymacılığı, kuyumcular, saraçlar, çarıkçılar çarşıları geçmişi geleceğe aktarmakta. Bütün bu el sanatlarına ilaveten Maraş’ın sanat ve edebiyat tutkusu bu şehre saygıyı ziyadesi ile artırmakta, haklı olarak “şairin ve şiirin başkenti” olarak anılmasına neden olmakta.

Asıl şaştığım, Maraş’ın da yoksulluk çektiği zannında idim, uçakta yanımda oturan tekstil işiyle uğraşan Emine Arıkan ve yöresel yemekleri ile bizi ağırlayan fedakâr arkadaşım, Saliha Pak; hayır dediler, “Maraş’ta yoksulluk ve işsizlik yoktur, Maraş göç almamakta, tekstilde iş yapacak eleman bulamıyorduk, iyi ki Suriyeliler geldiler, şimdi işleri onlar yapmaktalar.”

Son yıllarda duyduğum en güzel tespitti.

Zaten 16. yüzyılda bile bu akıllı şehirde macunhane, boyahane, kirişhane, tabakhane gibi işletmeler mevcuttu. Pamuklu üretimi uzun asırlar öncesine dayanmakta idi; dericilik, aba, alaca, bez üretimi yaygındı.

İşini aşını halleden bir şehir demek sanat ve edebiyata, kültürel etkinliklere daha fazla zaman bulabilmekte. Ne ki fuardan değil ama halkın okuma durumundan bütün yazarlar gibi ben de memnun kalmadım. Türkiye ’nin makûs talihi olan kitaba, okumaya ilgisizlik burada da çok barizdi. Nitekim Beyan Yayınları’nın standında İhsan Süreyya Sırma ile yapılan röportajda, “Burada bir otomobil fuarı olsa en tepe isimler, bürokratlar, halk akın ederdi” tespitinde bulundu ki, çok haklı idi. Bütün fuarlarda olduğu gibi bir pazarı gezerken meyve sebzeye olan ilgi, kitaba asla yoktu. Bu da televizyon izlemekte dünya birinciliğini kimselere kaptırmayan halkımızın kitap okumayı üç saniyeye indirgeme yoksulluğundan kaynaklanmakta idi. Fuarı gezerken bile insanlar, yazarlarla göz teması kurmuyorlar, soru sormuyorlar, ellerinde telefonları sosyal medyayı takip ederek yürüyüşe gelmiş gibi kitaplara bakmadan geçip gitmekte idiler. Bütün fuarlarda olduğu gibi Maraş’ta da acı çektiğim işte bu sahne idi.