Kâğıt

Abone Ol

Son İstanbul seyahatimde bir yayıncı arkadaşa uğramıştım. Baktım, arpacı kumrusu gibi kara kara düşünüyor. Ben sormadan anlattı: “Hocam, yayın piyasasının durumu mâlum. Okuma oranı son derece düşük. Biz bu halde iken bir de maliyetler habire artıyor. Kâğıt fiyatlarına devamlı zam geliyor. Dolar arttıkça kâğıt fiyatları da artıyor. Ne yapacağız, bilemiyorum.”

İşte bu noktada ülkemizdeki çok tuhaf bir durum daha ortaya çıkıyor. Dört bir tarafı ormanlarla çevrili ülkemizde kâğıt fabrikası yok. Daha doğrusu mevcut olan iki kâğıt fabrikasından biri kapalı, biri de müze yapılmış durumda. Yani ortada trajikomik bir durum var.

Kâğıt demek, medeniyet demek. Kâğıtsızlık medeniyetsizlikle, yani vahşetle eşdeğer demek.

Kâğıt demek, kitap demek, gazete demek, dergi demek.

Kâğıt demek, okumak demek. Okumak demek, hars demek, kültür demek, bilgi sahibi olmak demek, bütün güzelliklerin anahtarı demek.

Kâğıttan yoksunluk demek, vahşet çağına gitmek demek. Kısaca, insanlıktan çıkmak demek.

Tarihte muhteşem medeniyetler inşa eden devletlere, bilhassa İslâm devletlerine bakınız. Hepsinin temelinde kitap olduğunu görürsünüz. Endülüs Emevî devletine bakınız, Osmanlı Devleti’ne bakınız…

Günümüzde ilim ve teknik sahasında ileri gitmiş devletlere bakınız, hepsinde de okumaya büyük ehemmiyet verildiğini görürsünüz.

Okuma deyince de akla kâğıt gelir. Bir devlet payidâr olmak istiyorsa, okumayı teşvik etmelidir. Bunun için de okuma vasıtalarına destek vermelidir. Bu sahada “ticârî kafa” geçersizdir. “Kâr etmiyoruz, öyleyse kapatalım!” düşüncesi, sakat ve illetli bir düşüncedir.

Ordu ve ordunun araç-gereçleri için yapılan harcamalarda “ticârî kafa” nasıl geçersizse, kültür sahasında da öyle olmalıdır. Ordu bir devletin temelidir. Ordusuz devlet, “oyuncak devlet”tir. O ordusuz devlet onun-bunun tarafından kullanılmaya müsaittir. Bizim ise tarihimiz boyunca güçlü ordularımız olmuştur. Zaten milletimiz, “ordu millet”tir. Bu bakımdan orduya yapılan harcamalar milletin de gözüne gelmez. Hatta yeri gelince ordunun ihtiyaçları için kolundaki bileziği, kulağındaki küpeyi vermekten çekinmez. Zira bu millet bilir ki, ordu olmazsa, o ziynet de namus da elden gider ve değersiz hale gelir.

Tıpkı ordu gibi, kültür için yapılan harcamalarda da “kazanç” düşüncesi bir tarafa bırakılmalıdır. Orman olan her yere kâğıt fabrikaları kurulmalı, burada üretilen kâğıtlar, basın-yayın hizmeti yapan firmalara maliyetine, hatta maliyetinin altında fiyatlarla verilmelidir.

Günümüzde okuma nispeti çok düşmüştür. Bu, ülkemiz için son derece tehlikeli bir durumdur. Çile Yayınevi’nin sahibi İsmet Celep Bey anlatmıştı: “Eskiden kitapları 20 bin, 30 bin adet basardık.” diye. Bizim kitapları (Bize Nasıl Zulmettiler, M.Kemal’le Kavgalılar) 5’er bin adet basmışlardı. Buna rekor diyordu. Günümüzde ise bir kitap bin adet basıldığında, yayıncı buna “çok iyi” diyor. Millet “sosyal medya” tutkunu olmuş. O ise hiçbir zaman okumanın yerini tutmaz. Bir nevi illüzyondur, göz boyamadır, suya yazı yazmak gibidir. Kâğıt üzerindeki bilgi, gerçek ve kalıcı bilgidir.

Ülkemizde kâğıt ithal edilmektedir. Bu “korkunç” bir durumdur. Âcilen bu duruma el atılmalı. Kapalı ve müze olan fabrikalar üretime geçirilmeli ve yeni kâğıt fabrikaları kurularak basın-yayın hizmeti yapan kuruluşlara ucuz kâğıt sağlanmalıdır. İnanın bu hizmet, ordunun ihtiyacı olan silahları ve teçhizatları üretmek kadar mühim bir iştir. Aslâ ihmale gelmez.