Kaftan, İftar, Cuma, Kadir Gecesi

Abone Ol

Bir altını çizme, irdeleme, ayırıp diğer günlerden özel muamele yapma.

Her Cuma telefonlarımıza gelen “hayırlı cumalar” mesajı.

Hani hayırlı çarşambalar diye hayıflandığımız.

Sadece Cuma günü ibadet et, diğer günleri es geç, yan gel yat mı demek istemekte hayırlı cumalar mesajı.

Aynı şekilde Kadir Gecesi spekülasyonu.

Camilerde 27. gece izdihamı.

O kadar emin ki insanlar birbirlerine “Kadir Geceniz mübarek olsun” mesajları atmaktalar.

Her şeyden çok eminiz zaten.

İnsanlığımızdan, Müslümanlığımızdan; kendi kendimize ödül vermiş kürsülere çıkarmış, alkışlamaktan kendimizi kırılıp geçmekteyiz.

O gün de evinde özenle hazırlanıyor, sevinçle, bir çocuk coşkusuyla Aliye Hanım. Yeni aldığı evinde ilk iftarını verecektir, her zaman üzüntü duyduğu o eski gecekondusundan sonra akrabalarını her yanı temizleyip süslediği evine davet etmiş heyecanla beklemektedir. Sıcak yaz gününde ocağın başında pişerek yemeklerini hazırlamış, yakınlarını çağırmıştır. Fakat nedense iftar yaklaştığında mazeret telefonları ardı ardına sıralanmıştır, herkesin bir özrü vardır, herkes benzer hikâyelerle o gün çok hastadır, evden çıkamayacaklardır.

İftar sofrasında yakınları tarafından yalnız bırakılan garip; çocuklarına eşine bile bu durumu izah edememiştir, neden gelmediklerini; herkes çok iyi bilmektedir sebebini fakat susmuşlardır. Ancak sadece birkaç gün sonra karşılaştıkları zengin akraba iftarında ahali birdenbire iyileşmiş, koşa koşa gelmişlerdir, mangalda kül bırakmayan hoca efendi, eski vekil, emekli asker katılmaktan onur duydukları akrabanın havuzlu bahçesinde sıralanmış masalarına kurulmuş, iki üç gün içinde ağır hastalıklarından iyileşmişlerdir.

Garip kendi kendine mırıldanmıştır.

İftar var, bir de apayrı bir iftar var.

Tıpkı Cuma var bir de insanların kafasında mesajlar arasında konturlanmış, hayırlanmış kelimelere tutsak Cuma var.

Arayış, özleyiş, bulma coşkusu yüklenmiş Kadir Gecesi var bir de camilerde yer bulunmayan, tutuklanmış, olma olasılığı bulunan 27.geceye sabitlenmiş Kadir Gecesi var.

Bizans İmparatoru Allah’ın elçisinin gönderdiği davet mektubuna karşılık elçisi ile çok değerli bir hediye gönderir. Altın sırmalı göz kamaştırıcı bir kaftan. Mescitte karşılanan elçi ağırlanır, takdim olunan hediyesi alınır, Hz. Peygamber bu ışıltılar saçan kaftanı giyer. Herkes çok beğenir. Fakat peygamber; “Hayatımı elinde tutan Yüce Allah’a yemin ederim ki, Muazoğlu Saad’ın cennetteki mendillerinden bir tanesi bile bundan daha güzeldir.”

Sonra kaftanı çıkarıp Habeşistan’dan dönen Cafer’e gönderir. Cafer ertesi gün kaftanı giyerek mescide gelir. Peygamber bu durumu görünce; “Ben bunu sana giy diye göndermedim” der. Peki, ne yapacağım diye sorduğunda Cafer, Hz. Peygamber; “Habeş kralı Necaşi’ye gönder” der.

Bu değerli hediyeyi vefa duygusu derin Peygamberimiz, İslam’ın ilk yıllarında o sancılı dönemde Müslümanlara kol kanat geren adaletli krala layık görmüştür.

Değişen dünyamızda mesajları layık gördüğümüz cumalar, 27.geceye hapsettiğimiz Kadir Gecesi, iftarlardan iftar beğendiğimiz tuhaf bencilliğimizde bayağı yol almışız kutlu önderimiz Hz. Peygamberden sonra.