15 Ekim 2004 Cuma günü saat onda, TV5’de başlayan “Tefsir Günlüğü” dersimin girişinde okuduğum metin, beş iş gününde aynı saatte her dersin girişinde tekrarlanmaya başladı.
Tekrarlanan metin:
“Rabbimiz, Allah,
Dinimiz, İslâm,
Peygamberimiz, Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem,
Kıblemiz, Kâbe,
Ademin neslindeniz,
Bütün insanlarla kardeşiz,
Kalü beladan beri Müslüman’ız,
Her sözü duyan, en güzeline uyanlardanız.
İçini Hak için, dışını halk için süsleyenlerdeniz.
Kitabımız, sözlerin en güzeli,
Kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Ufkumuzu, yedi kat semanın üstüne çıkaran, ötelerin ötesinden haber getiren, bizlere edebi ve edebiyatı öğreten Kur’an.
İmanla inkârı, hayırla şerri, hak ile batılı, iyiyle kötüyü ayırt eden, kitapların anası Kur’an.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arkadan gelenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar veren, her türlü derdine derman olan Kur’an.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır.
Özetle Hakk’ın halka hitabı olan Kur’an.”
On yılda Kur’an-i Kerim’in tefsirini baştan sona kadar tamamladım.
İlk başladığım dersten itibaren düzenli dinleyen bir takipçim, ders biter ve bana telefon ederek, giriş metnindeki, “Bütün insanlarla kardeşiz” cümlesini çıkarmamı ve Müslüman’ın kâfire “kardeş” diyemeyeceğini hatırlatırdı.
Bu uyarısı iki sene sürdü ve sonunda vazgeçti.
Bilemem belki bir hoca efendi Kur’an-ı Kerim’de kâfirlere de “kardeş” denileceğini ona gösterdi de ondan vazgeçti
Ara ara bu yanlış tekrarlanıyor ve kâfirlere kardeş denmeyeceği bana hatırlatılıyor.
Dünyamızda insan soyunun maymundan geldiğini iddia eden azınlıklar bile Müslüman’a kardeştirler.
Çünkü biz, hepimiz, Hazreti Adem ile Hazreti Havva’dan çoğalmamız nedeniyle, her insan, diğeriyle nesep kardeşidir.
Müslümanlar ise, hem nesep kardeşi, hem din kardeşidirler.
Dinimizin genel kurallarını Kur’an ve sünnet belirler.
Benim köyümün, babamın, anamın, ilçemin, ilimin, ülkemin kültürüne göre gelişmiş örf, din değildir.
Rabbimiz, bütün insanlığa hitap ederken, “Ey insanlar…” buyurduğu gibi,
“Ey Adem oğulları...” diye de hitap eder. (A’raf süresi ayet 7/26).
Buyurun Kur’an’da peygamberler, kâfir halkına konuşurken onlara nasıl hitap ettiklerini Kur’an’dan okuyalım:
“Hani kardeşleri Nuh, onlara demişti: (Allah’tan) sakınmaz mısınız?”
“Ben, size gönderilen, güvenilen bir elçiyim.”
“Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
“Bunun için sizden hiçbir ücret istemem. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir.” (Şuara süresi ayet 26/106-109).
“Hani kardeşleri Hud onlara demişti: Sakınmaz mısınız?”
“Ben, size gönderilen, güvenilen bir elçiyim.”
“Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
“Bunun için sizden hiçbir ücret istemem. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir. (Şuara süresi ayet 124-127).
“Hani kardeşleri Salih onlara demişti: Sakınmaz mısınız?”
“Ben, size gönderilen, güvenilen bir elçiyim.”
“Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
“Bunun için sizden hiç bir ücret istemem. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir.” (Şuara süresi ayet 142-145).
“Hani kardeşleri Lût, onlara demişti ki: Sakınmaz mısınız?”
“Ben, size gönderilen, güvenilen bir elçiyim.”
“Allah’tan sakının ve bana itaat edin.”
“Bunun için sizden hiçbir ücret istemem. Benim ücretim, âlemlerin Rabbine aittir.” (Şuara süresi ayet 161-164).
“Ad (kavmi), Firavun ve Lût’un kardeşleri (kavmi) de (yalanlamıştı.)” (Kaf süresi ayet 50/13).
Din kardeşlerimizi, Allah’a isyandan, nesep kardeşlerimizi de inkâr batağından kurtarmakla görevliyiz.
Oğlan veya kız kardeşimizi, her türlü tehlikeden nasıl korumaya çalışırsak, din kardeşlerimizi de, nesep kardeşlerimizi de Allah’ın mülkünde, Allah’ın verdiği el ve dille, Allah’a isyan veya inkâr tarafına gitmelerine ve sonunda cehennemde yanmalarına gönlümüz razı olmayacak ve gerekeni yapacağız.