Kafaları değiştirmek

Abone Ol

Bu ülkenin kaymağını yemeye alışmış hakim paradigmanın, toplumu yönlendirmek, sindirmek ve kendi arzuladıkları bir dünya görüşü etrafında şekillendirmek için kullandığı farklı stratejiler vardır. Bu stratejilerin başında, laiklik kavramını eğip bükerek, topluma fobiler pompalamak, suni gerginlikler üretmek ve gerginlikleri sürekli beslemek gelir.

Yıllardır, ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilen "irtica" tehdidi böyle bir şeydir.

Son dönemde medyanın bulup buluşturduğu, mahalle baskısı böyle bir şeydir. Topluma rejimfobi pompalayarak kendilerine zırhlar icat edenlerin asıl amacı, korkulardan beslenen dünyalarının keyfini sürmek ve milleti sürü olarak yönlendirmektir. Hiçbir dayanağı olmayan yasaklarına kılıflar hazırlayan, insanların zihinlerini boşaltmak için medya vasıtasıyla türlü hokkabazlıklar yapan bu taifenin, tüm çabası çağdaş kölelik düzenlerine "rıza üretmektir".

"Sallayıverince celep sopasını katılıverirsin sürüye" diyen şairin dediği gibi, sürü psikolojisiyle insanları yönlendirmek

Farklılıklara tahammülsüz, insanları tek tipleştiren, aynı düşünce kalıbına sokan, aynı şeylerden hoşlanan, aynı şeyleri konuşan sürüler oluşturmak. Beğenileri tek elden belirlenen, moda-marka anlayışları tek mahfilden ayarlanan, giyecekleri kılık kıyafeti bile birilerince yönlendirilen bir anlayış.

Ahlak algılarını sıfırlayan, gayri meşru ilişkileri odak alan dizileri reyting rekorları kıran, aile mahremiyetini heder eden muhabbetleri, maraz meraklara servis yapan kadın kuşakları ve çarpık ilişkileri magazin kılıfıyla sunan medya, toplumu biçimlendirme ve yönlendirme merkezi olarak görev yapar.

Derin devletin ve hakim paradigmanın toplumu biçimleme manivelası olan medya, kendi menfaat dünyasını tahkim eden işlerde, iktidarı pohpohlarken, bu dünyanın fikirsel profilinde ise sanki bir şeylere muhalefet yapıyormuş gibi görünür. Medyanın, muhalefet diye topluma dayattığı şey, aslında milletin "Hak ve özgürlükler mücadelesinin" önüne kesen arızalı bir tavırdır. "Mahalle baskısı gelebilir" diye ortaya atılan korku, aslında farazi bir kurguyla toplumun önünü kesmek, mesnetsiz yasaklara zemin hazırlamak ve özgürlüklerin genişletilmesini engellemektir. Mesela, birkaç gündür YÖK e yapılan başkan atamasıyla ilgili haberleri okuyoruz

Arızalı medya, söz birliği etmişcesine, yeni YÖK Başkanının "Türban a karşı olmadığını" altını çizerek vermeye çalışıyorlar. Bundan daha doğal ne olabilir Aklın yolu bir Bu ülkede üniversitelere türbanla veya başörtüsüyle girilmesini yasaklayan bir kanun mu var Mesele, kafaları değiştirmek "Başörtüsü kamusal alanda serbesttir" diye bir kanun çıksa, medyadaki sözde özgürlükçü kalemşörlerimizin fikri değişecek mi