Bismillâhirrahmanirrahîm!
BİN aydan hayırlı olan mübarek Kadir Gecesi’nin arefesindeyiz. Çok yaşayan bir insanın, hayatı süresince devamlı ibadet etmiş gibi sevap kazandıran bir hazinedir bu! Vahyin dünyamızı aydınlatmaya başladığı gece! Değerini hak ile bâtılı birbirinden ayıran kâinat kitabı Kur’an-ı Kerim’den alıyor. Kur’an’ın insanlığı aydınlatmaya başlamasının ilk gecesidir Kadir Gecesi… Bu gecenin kıymetini bilerek ihya edenlere “af ve bağışlanma” müjdesi veriliyor.
Kadir Gecesi vesilesiyle insan günah kirlerinden arınıyor; olgunlaşıyor. Allah’ın insanlara lütfunun büyüklüğünü görüyor musunuz? Öyleyse, bu mübarek ve feyizli geceden azami derecede faydalanmalıyız. Hayatın merkezinde “insan” vardır. İnsan olgunlaştıkça dünya güzelleşir. Hayat “yaşanmaya değer” hale gelir. İnsanlar birbirini sever; “kardeşlik şuuru” oluşur.
Kur’an’ın yeryüzüne indirilen ilk ayetleri “ikra-oku” diye başlar. Hem de “Bizi yaratan Allah’ın adıyla” okumamız istenir. İlim öğrenmek teşvik edilir. Küfür, şirk, zulmet gibi kötülüklerin saltanatı yıkılır. İnsanlar ilimle aydınlanır. İyilik ve güzellikler yayılır. Tevhid, tevazu, kardeşi için yaşama gibi duygular yeşerir. İnsan ruhu huzur ve mutluluğa erer.
Vahşet, katliam, soykırım gibi toplumu zehirleyen kötülüklerin yaygınlaştığı günümüzde, Kur’an’ın merhamet ikliminde yaşamaya o kadar çok ihtiyacımız var ki! Çünkü İslâm’dan başka yerde hakikat kaynağı bulamazsınız! İnsanı cahiliye karanlığından hakikatin aydınlığına çıkarmanın müjde ve reçetesini veren büyük bir hazine değerinde bir gecedir mübarek Kadir Gecesi!
KUR’AN BİR BÜTÜNDÜR
KADİR Gecesi’ni feyizli yapan Kur’an, bizim hayat kitabımızdır. Yaşanmak için gönderilmiştir. Kur’an, “bütün” halinde yaşanmalıdır. Aile hayatından ticarete; ibadet hayatından sosyal ilişkilerimize kadar her alanda Kur’an’ın emirlerine uyacak, onu bir hayat tarzı olarak benimseyeceğiz. İnsan, yaratıcısının hayat kitabı olarak sunduğu Kur’an’la iç içe olduğu oranda kimliğini bulur; huzur ve mutluluğa yelken açar. Kur’an’dan uzaklaştığımız oranda sorunlarımız artar.
Kadir Gecesi’nde Kur’an’la bağımızı güçlendirecek ve bundan sonraki ömrümüzü de Kur’an’ın sunduğu reçetelerle devam ettirmeye söz vereceğiz. Kur’an’la irtibatımızı güçlendireceğiz. Aynı inanca sahip mü’minler olarak “kardeşler topluluğu”nu oluşturacağız. Birbiri için yaşayan insanlar haline geleceğiz.
İslâm’da kardeşini kendisinden üstün tutup öne geçirmeye “îsâr” denir. Nefsi terbiye etmenin en kolay yolu budur. Sahabe bunu ideal anlamda uygulamıştır. 13. yüzyılda kurulan “Âhilik teşkilâtı” da “Fütüvvetname”ler oluşturarak “îsâr” anlayışını sistematize etmiştir. Sahabeden Huzeyfe’t-ül Adevî (r.a.) sıcak bir günde yapılan ve şehidi çok olan Yermük Savaşı’nı anlatır:
“İkindi sonrası savaş biraz gevşeyince, mücahitlere su dağıtmak istedim. Önce amcamın oğlunu gördüm. Acıdan inliyordu. Bir bardak su uzattım. Tam içmek üzereydi ki, yanımda biri feryada başladı. Amcamın oğlu gözüyle, “Ona götür” diyordu. Hişam bin As’a (r.a.) uzattım. İçirmek üzereyken bir hırıltı duyduk. Hişam, “Ona götür” dedi. Ulaştığımda şehit olmuştu. Öncekilerine geri döndüğümde onlar da şehitti.”
İYİLİK KARDEŞLİKTE
SAHABENİN kardeşlik uygulamasını gördükten sonra, bizim yaptığımızı yeniden sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Müminlerin “bir binanın tuğlaları”na benzetilmesi, bizim birbirimizle kenetlenmemiz gerektiğini anlatmıyor mu? Müslüman, kardeşinin eksikliğini sayıp dökerek dolaşmak yerine, kendi eksikliklerini gidermeye çalışmalıdır. “Ben kurtuldum” havasına girmek ne büyük nefsaniyettir!
Allah dostları, “zalim nefsim!” benzeri sözlerle asıl suçu nefislerine yüklemişler. Yusuf (a.s.) Mısır sultanının hanımının tuzağı karşısında nefsini temize çıkarmaktan kaçınmış; “Allah’ın yardımı” sayesinde kurtulduğunu belirtmişti. Yunus Emre, “Nice yüz bin günah ettim, / Her biri bir dağa benzer” demiş; nefsini temize çıkarmamıştı. Said Nursî için, “Başkasının günahına ağlayan adam” ifadesi kullanılır. “Aah nefsim aah!” diye kendimizi hesaba çekmeliyiz.
Hem Müslüman’ın ayıplarını niçin araştırıyoruz ki! Hucurât Sûresi’nde Allah bunu yasaklar. Sonra Allah bize, “Ey kulum, seni dünyaya gönderdim. Git de insanların eksiklerini öğren(!) de gel” diye bir görev vermedi. Kulluk, Allah’ın emirlerini yapmayı gerektirir. Allah bize, “İyilik ve takvada yardımlaşmamızı; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmamamızı” (Mâide, 2) emreder.
Kardeşler! İslâm’ın bizden istediği “kardeşlik şuuru”na ulaştığımız zaman sıkıntılarımızın büyük bir çoğunluğu kendiliğinden çözülecektir. “El birlik” diğer Müslümanların yardımına koşacağız. Gazze’deki Müslümanlara karşı görevimizi hakkıyla yapacağız. İslâm davetçiliği görevimizi usûlünce yerine getireceğiz. En önemlisi, Rabbimizi razı edeceğiz. Yarın akşam idrak edeceğimiz Kadir Gecenizi tebrik ediyorum. Hepimizin affına vesile olsun!