Kadınlara seçme ve seçilme hakkı "masalı" ve başörtüsü "ulufesi"?

Abone Ol

Yazıma bir anekdotla başlamak istiyorum: Kadınlara ilişkin katıldığım bir panelde seküler düşünen bir hem cinsim, "Kadınlara daha 1934 lerde seçme ve seçilme hakkı verilişinin" çok önemli bir gösterge olduğunu kendinden emin bir biçimde ballandıra ballandıra anlatıyor; bununla da yetinmeyip evrensel düşünceye ilişkin karalamalar yapıyordu. İsminin başında bir de akademik titri olan bu bayanın, bu tür söyleme saplanıp kalmasına üzüldüm. Hatta konuşma sırası bana geldiğinde "Kadınlara verilen bu seçme ve seçilme "hikâyesinin" hiçbir gerçekliği olmayan bir girişim olduğunu söyleyince, bayan akademisyen sözümü kesip "Ne yani o tarihte kadınlara böyle ayrıcalıklı bir hak verildiğini kabul etmiyor musunuz " şeklinde bir suçlaması vardı ki evlere şenlik

Tabii itirazı yapan akademisyene tarihi iyi okumasını, dersine iyi çalışması gerektiğini anlatmaya çalıştım.

Çünkü bahsedilen tarihte bırakın "kadınların seçme ve seçilme hakkını", erkeklerin dahi böyle bir hakkı yoktu. O döneme ilişkin gazeteleri incelediğimizde bu durumu daha iyi görebiliriz.

Tek parti döneminin hemen hepsi "resmi" olan gazetelerinde seçim haberleri aynen şöyle: "Meclis seçim kararı aldı" Üç gün sonra gazetelerde yine bir başlık: "Seçim başarıyla gerçekleşti. Şu isimler mebus oldu Yeni mebuslar Ankara ya avdet ediyorlar..."

Seçimin yapılışı ise hayli ilginç. Paşa ve yanındakiler masa başında isimleri belirliyor ve kimlerin vekil olacağına karar veriyorlar. Listeler açıklanıyor ve gazetelerde mebus listeleri yayınlanıyor. Tabii mebus olma şartları da aşağı yukarı belli

Aslında seçim meçim, oy moy yok. Ankara daki ekâbir takımı isimleri belirliyor ve mebuslar sandıklardan çıkan oylarla değil, ekâbirin lütfetmesiyle belirleniyor.

Böyle bir süreçte bahsi geçen tarihte değil kadınların, erkeklerin bile oy kullanma, yani seçme ve seçilme hakkı yoktu...

Lütfen bir şeyleri savunurken teypvari bir şekilde konuşmaktan kurtulalım. Özellikle savunduğumuz fikirlerin arka planı olup olmadığına dikkat edelim.

Tamam, şu doğru: Resmi ideoloji kuruluş sürecinde kadını merkeze almıştı, kadının konumu ileri bir düzeye ulaştırılırsa ideoloji tutmuş demekti. Kollar sıvanıp, kadının üzerinden geçmişin libasları çıkarılıp, onun ne denli akıllı, aydın, modern bir varlık olduğu ispat amacına matuf olarak, Avrupalı hemcinslerinin kıyafetleri üzerine bir çırpıda üzerine geçirilivermişti.

Tek-Parti döneminin modernleşme ekseni, kadının değişimiydi, geçmişi anımsatacak kadın simgelerine tahammül olunamazdı. "Modernleşme eşittir açılıp-saçılma" anlayışı sonucu kadınlar bu slogana uydurulup Avrupalılar gibi giydirildiler. Böylece Batı kültürü, resmi ideoloji ile İslâm ülkelerinde uygulama bağlamında ilk örnek oldu. Eğitim görmemiş aile kadınlarına da danslı balolar düzenlenerek, yine Paris modasının kreasyonları ile bu toplantılara iştirak etmeleri zorunlu hâle getirilerek, görsel bazda kopyacı bir şekilde modernleşmeleri için uğraşıldı, düşünceden uzak, iğreti ve yapmacık tarzda bir modernleşme ihdas edilmeye çalışıldı.

Böylece 70 li yıllara değin resmi ideolojinin yapıntı ve ödünç tipi toplumda hâkim idi, tüm müessese ve kurumların kadın kanadında hep aynı model vardı. 70 li yıllarda ise kadın cephesinde bu kez başka bir düşüncenin rengi gözlemleniyordu, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu kez evrensel inancın rengiyle boyanıyordu kadınlar.  Eğitimin en üst kademelerinden başlayan bir hareketlilikle, üniversitede başlayan tesettür eğilimi, liseli gençlik tarafından da benimsenmiş, ev hanımları yeni bir çıkış bulmanın sevinciyle evrensel öğretinin tesettür emrine sarılmışlardı

Sonra ikiyüzlülüğün ve tahammülsüzlüğün en uç göstergesi olan yasakçılık hortladı. Ülke kızlarının "tesettürleriyle" okuma taleplerine karşı, faşist ve gerici zihniyetin arkaik ve absürd söylemi tezahür etti: BAŞÖRTÜSÜ YASAK

Bu yasak insan hakların ketmedilmesinden, yüz karasından başka bir şey değildi.

2000 li yılı sekiz geçe yasak hâlâ sürüyor. Her zaman olduğu gibi yine yasakçılar meydanlarda.

İlimsizliği maske edinmiş, cehaletten medet uman ilim fukaraları çevreler tahammülsüzlüğün verdiği karabasan bir zihniyetle yasağı yüzsüzce savunuyorlar. Savunsunlar... Aydınlığa karalamaktan öte bir şey olmayan bu arkaiklik onların zihin yapılarını ele veriyor

Hükümet erkânı ise "ulufe" verdikleri zehabına kapılmasınlar... Çünkü her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırıp, insanca yaşama hakkını bile "ülke kızlarına" doğru dürüst sağlamaktan acizler Bir de başörtüsü yasağını anayasa ile tescil etmeleri var ki, bunun cürmü hayatları boyu onlara yeter de artar