Kadınlar koçbaşı gibi kullanılmak isteniyor!

Abone Ol

İslâmiyet, kadınlara nadide bir mücevher gibi değer verir. Onu kem nazarlardan, kem düşüncelerden korumak için tedbirler alır. Başörtülü ve elbiseli olarak kimlere gözükebileceğini belirler, evinden dışarı çıktığında dış elbisesini üzerine almasını emreder. Kadınların süsünün iffet ve hayâ olduğunu söyler. Bütün bunlar, hem kadınların incinmemesi, hem de kadınlar vasıtasıyla cemiyetin ifsat olmaması içindir.

İslâm’ın düşmanı olan zındıka komitesi ise, kadınlara bir meta gözüyle bakar. Kadınları cemiyetin ifsadı için âdeta bir “koçbaşı” gibi kullanmak ister. Moda adı altında, kadınların vücudunu pazarlamaya girişir. Sözde reklâm adı altında kadın vücudunu teşhir eder. Binlerce numara çevirerek kadını iffet ve hayâ elbisesinden sıyırmaya çalışır. Plajlar icat ederek kadın vücudunu arenadaki aç aslanların önüne atılan gladyatörler gibi, aç ve sefih nazarların önüne atar. İç çamaşır ürünlerinin ambalajında bile kadını bir obje olarak kullanır.

İslâmiyet, aile yuvasına büyük ehemmiyet verir. Yuvanın temeli nikâha dayanır. İslâmiyet gayr-i meşru ilişkiyi kesinlikle yasaklamıştır. Öylesine ki bu gayr-i meşru ilişkiye yol açabilecek bakışın, gayr-i ihtiyarî olan birincisinin haricinde ikincisini dahi yasaklamıştır. Zındıka komitesi ise aile mefhumuna hiç değer vermez. Nefsin pis arzuları önünde hiçbir engel ve sınır tanımaz. Nazarları alabildiğine baştan çıkarır. Zira onlar çok iyi bilmektedir ki gayr-i meşru nazar, bütün insanî değerleri yoldan çıkarıcı bir “gavat” rolünü oynayabilir. O zındıka komitesi zinayı serbest hale getirir. Kadının vücudunu sefih nazarlara peşkeş çeker.

O zındıka komitesinin nazarında, sözde “kadın hürriyeti” bir tuzaktan ibarettir. Onların “hürriyet” dedikleri, gerçekte kadınlar için dehşetli bir esarettir. Pis nefsin, şehevî arzuların kölesi olmaktır.

“Koçbaşı” eski çağlarda kale kapılarını kırmak için kullanılırdı. Bilhassa son bir asırdır, zındıka komitesi kadın taifesini, iffet, aile, din kalelerini yıkmak için bir “koçbaşı” gibi kullanmak istemektedir.

Yakın zamanda bir milletvekilinin hanımının organizesinde Amerika’dan bir kadın getirilmiş ve o kadına bir camide imamlık yaptırılmıştı. Bu bir “nabız yoklama” idi. “Dinî inancı bozma projesi”nin bir parçasıydı, tutmadı.

İslâm’da kadın; imam, müftü, şeyhülislam, kadı, idareci olamaz. Fıkıh kitaplarında bu konu genişçe yer alır. Edille-i Şer’îyyenin (Kur’an, Hadis, İcma-ı Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha) esas alındığı bütün İslam devletlerinde uygulama böyle olmuştur. Hatta İslâm’ın çok ağır baskı altında olduğu gayr-i müslim devletlerde de uygulama böyledir. Meselâ Rusya’da, Yunanistan’da müftüler seçimle işbaşına gelir, ancak hep erkek müftü seçilir. O ülkelerde bile “kadın müftü olsun” veya “kadın müftü yardımcısı olsun” diye dayatılmaz. Dayatılmamıştır.

İslam’da, kadının annelik şerefini taşıması tebcil ve takdir edilir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.); “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurmuştur. Kadın, hem annedir, hem çocuklarının muallimi ve mürebbisidir, hem evin dâhiliye nazırıdır, hem yuvayı yapan dişi kuş gibidir, hem ailenin huzur ve saadet kaynağıdır. Zındıka komitesi ise, kadının bu değerli vasıflarını tahrip etmeye uğraşır. Onu başkaldırmaya, postmodern terörist gibi davranmaya, tıpkı enenin Yaratıcısına baş kaldırıp, “Ene ene! ente ente!” yani, “ben benim! Sen sensin!” demesi gibi; kocasına başkaldırmaya teşvik ve tahrik eder, itaat duygusunu yok etmeye çalışır. Neticede yuvalarda çatırtılar baş gösterir. Bu durumdan da en çok şeytan ve şeytanın yoldaşı olan o mahut zındıka komitesi memnun olur.

Dünyadaki bütün kadınlar bu dehşetli oyuna karşı uyanık olmalıdır. Vücutlarının bir pazarlama malzemesi olarak kullanılmak istenmesine karşı çıkmalı, yuvaya dönüşü bir kurtuluş ve şeref olarak telakki etmelidirler. Hanımlar! Annelik şerefi ve yuvanın sultanlığı sizleri bekliyor. Kadınlık haklarınıza sahip çıkınız ve kadın istismarına, kadınlar üzerinden rant devşirmek isteyenlere dur deyiniz.