Kadına dair - 2

Abone Ol

Bugün Ortodoks Yahudiler özgürce seyahat etmek istiyorlar, kadın erkek ayrı, birbirine bakmadan, birbirlerini rahatsız etmeden. Neden Dinleri gereği. Zannetmeyin sırf Müslümanların bazı kesimlerinde var bu kaç-göç diye adlandırılan haremlik- selamlık uygulamaları. Yahudilerde de var, ama farklı bir bakış açısıyla ve bize göre daha ağır hükümler içererek. Yahudilikte ibadetlerde iffet aranır. İffet de ibadettir. Bu yüzden onların ibadet yerleri olan sinagoglarında kadın- erkek ayrı yerlerde oturur. Sinagogda kadınları erkeklerden ayıran yapıya "mehitza: ayırıcı" denir. Bu ayrıma neden gidildiğini, "Talmud nedir " isimli kitabın, 206. Sayfasında şöyle açıklanır: "Talmudun ayırma konusundaki kaynağı, Su Çekme Töreni zamanında Şelomonun Mabedi ile bağlantılıdır. Bayramlar sırasında ulusun önemli bir bölümü Mabet Tepesinde toplandığında, bilgeler, cinsiyetler arasında fazla karışma ve ciddiyetsizlik olduğunu fark eder. Bir takım çözümler denedikten sonra, Kadınların erkeklerin yukarısında, çok geniş bir balkonda oturmasına karar verirler." Dua ve ibadet için uygun ruh hali ve koşullarını oluşturmak amacıyla oluşturulan Mehitza: Ayırıcı yani bizim ifademizle; Haremlik- Selamlık. Bizim camilerimizde de kadınlara aynı niyetle yani dua ve ibadet esnasında uygun bir ruh hali için arka tarafta veya kendilerine ayrılan kısımda ibadet yapmaları sağlanmıştır. Bunu çağdışı bularak, ilericilik ve eşitlik isteyen bir takım kadınlarımız bu uygulamaya karşı çıkmaktadırlar. Hatta cenaze törenlerinde erkeklerle aynı safta yer alıp, el bağlamaktadırlar özgürlük adına! Dindeki hassasiyetleri böylece hiçe saymaktadırlar kendi özgürlükleri adına! O anda acaba cenazeye ve ölüye gerekli olan ibadetleri mi yapmaktalar, yoksa ölüye zarar vermek, hatta cenaze namazındaki sevabı da eksiltmek pahasına eşitlik-laiklik gösterisi mi yapmaktalar özgürlük adına! Merak ederim.

Bu kadınların erkeklerden ayrı oturmasını çağdışı bulanlar yalnız bizim bazı Müslüman hanımlarımız değil! Musevilerde de aynı sıkıntı var.

Bu kadınların erkeklerden ayrı oturmasını çağdışı bulanlar yalnız bizim bazı Müslüman hanımlarımız değil! Musevilerde de aynı sıkıntı var. Sinagoglarındaki erkek -kadın ayrıcı bölümü çağdışı bularak dinlerinde reforma gitmekteler. özgürlük, çağdaşlık adına! Mesela, Talmudda belirtilen ve bir erkeğin her gün söylemesi gereken berahalar (dua) arasında bulunan: "Kutsalsın sen Tanrım. Çünkü bir kadın olarak beni yaratmadın" berahasını yani duasını Reformist Yahudiler Dua Kitabından çıkarmışlardır. Zaten tahrif edilmiş olan kitaplarını biraz daha tahrif etmekteler veya tahrif edildiğini kabul edip, çağdışı değil, insanlıkla bağdaşmayan bir duayı kaldırmaktalar ki dinlerini daha sevimli gösterebilsinler diğer insanlara! Ama bizim buna ihtiyacımız yok. Bizim dinimiz zaten kadın-erkek eşitliği üstüne kurulmuştur. Yahudilik veya Hristiyanlığın tesirinde olanların hâşâ Peygamberimiz (s.a.v.)e atfederek söyledikleri hadisler dışında dinimizde asla kadını aşağılayan veya küçülten hükümler yoktur. Bu kadınlar aleyhine olan birkaç hadisi de dillerine pelesenk eden bazı din düşmanları ve onlara çanak tutan bazı kadınlar da dine ve dindarlara fırsat buldukça saldırmaktadırlar, özgürlük adına! Musevi kadınlar haklılar belki özgürlük arayışında. Çünkü onların Kitapları olan Eski Ahidden sonra Tevrattaki öğretilerin bulunduğu, Yahudi Rabbilerinin tarih boyunca Tevrat metinleri üzerinde yaptıkları şifahi yorumları içeren, Yahudilere moral verip, onların ayakta durmalarını sağlayan Talmud isimli dini kitaplarında kadınlar tahrik aracı olarak görülmektedir. Bu yüzden kapatılmaları, baştan ayağa örtülmeleri gerekir. Tepeden tırnağa örtünen bu kadınlar erkekler için bir tehlike olmaktan çıkmaktadır. Kadının vücut hatlarının hatta bacaklarının hatta ve hatta parmak uçlarının bile tahrik unsuru olmasından dolayıdır tepeden tırnağa örtünmeleri kadınların. Talmudda erkekler kadınların serçe parmaklarına dahi bakamazlar. Kadınların serçe parmaklarına bakmak, onların gizli yerlerine bakmakla eş değerdedir. Bu sebeple uyarılır erkekler: "Kadınlar çamaşır yıkarken açılan kollarına bakmayın" diye. Uyarılır kadınlar: "Çamaşır yıkarken ellerinizi erkeklere göstermeyin" diye. Üstelik alışveriş esnasında kadınların parmak uçlarından etkilenmemeleri ve elleriyle teması önlemek için erkekler bu konuya dikkat etmeleri hususunda uyarılır. Kadınların elinden para almaları yasaktır esnafın. Bu yüzden dindar Yahudi erkekleri kadınlarla her türlü fiziki temastan kaçınırlar. Hatta tokalaşmak zorunda kalırlarsa onlara temas etmeden tokalaşabilmek için kaftanlarının ucunu ellerine sıkıca dolayarak tokalaşırlar. Kolları açık veya kısa kollu elbise giyen kadınlarla aynı ortamda çalışmaz Yahudi erkekleri. Başı ve kolları açık hanımlar ibadet maksadıyla sinagoglara giremez, erkeklerle aynı yerde beraber ibadet yapamazlar. Erkekler için tahrik ve tehlike unsuru olarak kabul edilen kadınlar, bu yüzden vücutlarını saklamak zorundadırlar. Erkeklerin özgürlüğü için! İslâmiyette ise, örtünme ve namahreme dikkat etmek kadının özgürlüğü içindir, her ne kadar erkekler tarafından tahrik unsuru olarak görülseler de, örtü ve mahremiyete dikkat edilerek toplum içinde serbestçe dolaşabilmiştir kadın. Özgürce! Allah da müsaade etmiştir Müslüman kadına örtüsüne ve mahremiyete dikkat ettiği sürece ticaret yapabilir, eğitim alabilir, ihtiyaçlarını karşılamak için evinden dışarı çıkabilir. Ruhsat vermiştir yüce Rabbim kadınlara. Oysa Hristiyanlıkta kadının durumu daha vahimdir. Hristiyanlıkta Havvanın şeytana kanıp, Âdemi kandırmasıyla "Aslî Günah" oluştu. Böylelikle Havva şeytana aldandığı için ondan sonra gelen bütün kadınlar şeytandır. Bu yüzden Pavlus, "Kadın kocasına Rabbine tabi olduğu gibi tabi olacaktır. Ey kadınlar kendi kocalarınıza Rabbe tabi olur gibi tabi olun. Çünkü bedenin kurtarıcısı Mesih kilisenin başı olduğu gibi, erkekte kadının başıdır. Kilise Mesihe tabi olduğu gibi kadınlarda böylece her şeyde kocalarına tabi olsunlar."(Efeslilere mektup, 5/22-24) demektedir.

Hem Tevrat hem de İnciller günahın tek sorumlusu olarak Havvayı görürler. İslâmiyette ise günahı erkek ve kadın yani Hz. Âdem ve Hz. Havva birlikte işlediler. Bu günahta her ikisi de eşit olarak suçludur. Bu yüzdendir Müslüman kadının diğer dinlerdeki kadınlar gibi suçlanmaması, özgür ve rahat olması, hem sosyal hayatta, hem de ibadetlerinde. Kadından öğretmen olmuştur ve ders vermiştir erkeklere. Misal mi Daha miladi binli yıllara gelmeden, Müslümanların dört büyük İmamından İmam Malikin, İmam Hanbelin, Zehebinin ve daha birçok âlimin bayan hocaları vardır. Yani tesettüre ve mahremiyete riayet, ilimde ve sosyal hayatta aktif olmasını sağlamıştır Müslüman kadının. İslâmiyette doğan her çocuk da günahsızdır. Oysa Hristiyanlıkta her çocuk bu Havvaya dayanan asli günah kapsamında günahkâr doğmaktadır. Kiliselerindeki nikâhlarında bile denilmiyor mu "Bir günah ile düşmüşüm annemin karnına!". Bu yüzden de kadınlar suçlu, günahkâr ve şeytan! Erkekleri baştan çıkarmaktalar. O halde özgür olmamalıdırlar. Kilisede hiç konuşmamalıdırlar. Okuyup yazmamalıdırlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa kocaları yani evdeki erkekleri onlara öğretir. Kadınlar başları açık toplum içine çıkmamalıdırlar. Çıkarlarsa bu toplum için hem maddi hem de manevi bir kayıp olur. Ortaçağ Avrupasında kadının durumunu şu atasözü çok iyi özetlemektedir: "Bir kadın evinden dışarıya üç kez çıkmalıdır. Vaftiz edildiği zaman, evlendiği ve öldüğü zaman." Bir başka atasözünde de: "Kadın, kedi ve baca evi hiç terk etmemelidir." Böyle düşünceler yumağı içinde dört bir yandan sarılmış bir kadın tabiiki çıkış yollarını arar. Daha özgür olabilmek için bazıları manastırlara kapanırlar. Orada evlenmeden kendilerini Tanrıya adayarak, hatta Hz. İsanın nişanlısı olarak kalacaklardır. Bir erkeğin boyunduruğu altına girmektense manastıra kapanmak yeğdir onlar için. Aynı durum papazlar için de geçerlidir. Onlara da evlenme yasağı vardır. Pavlus için nikâhlı da olsa evlilik ve cinsel ilişki suçtur. En güzel olan kendini Tanrıya adayıp evlenmemektir. Bu ve bunun gibi baskılar sonucu rahibeler de papazlar da zapt edilmez bir cinsel açlık içinde kıvranmaya başladılar. Bu da gayrimeşru ilişkileri gündeme getirdi. Artık balık baştan kokmaya başlamıştı.