İnsanın, Allah Teâlâ nın yeryüzündeki halifesi yani
temsilcisi olma vasfı Allah Teâlâ nın kulu olma şartına bağlıdır. Kadın ya da
erkek olmak, her ne kadar kul olma konusunda bir ayrıcalık sebebi olmasa da;
kadınlara ve erkeklere Allah tarafından farklı sorumluluklar yüklenmiştir.
Kadın ve erkek hakları da bu sorumluluklara göre düzenlenmiştir. Şu halde son
zamanlarda gündeme getirilen özgürlüklerin ve hakların sınırı da
sorumluluk ile çizilmelidir.
1. Öncelikli olarak bilinmesi gereken husus, hak,
sorumluluk ve özgürlüğün sınırının Allah Teâlâ tarafından çizilmiş olmasıdır.
Zira Kadın ve erkek eşit olarak yaratılmamıştır. Buradaki eşitsizlik, kul ya da
insan olma, hesaba çekilme ya da Allah ın gazabını ya da rızasını kazanmak
konusunda değil hak ve sorumluluklar hususundadır. Erkekler kadınların
koruyucusu ve idarecisidir. Bunun sebebi, erkeklerin kadınlar için mallarını
harcamalarıdır. Biz, insanları bazı yönlerden birbirinden farklı
yarattık. ayeti kerimesi; bu eşitsizliğin
hak ve sorumluluklar konusunda olduğunu ifade etmektedir.
2. Ayeti kerimeden anlaşılacağı üzere erkeklerin ilk
sorumluluğu; ailenin geçimi, aile fertlerinin idaresi/terbiyesi ve ailenin her
türlü mukaddesatının korunmasıdır. Zorunlu haller dışında kadın, ailenin
korunması ve ailenin geçiminin sağlanmasından sorumlu tutulmamıştır. Özellikle
hatırlatmak istiyoruz ki Hazreti Hatice nin ticaret ile uğraşması, kadınların
modern köleler olarak istihdam edilmesine asla bir meşruiyet zemini olarak
gösterilemez. Fakat Allah ın kadınlara yüklemediği görevleri onlara yüklememek
ve İslam dininin mahremiyet ve diğer mukaddesatları ile ilgili koyduğu
kurallara riayet etmek şartıyla hanımların sosyal hayatta yer almalarında
herhangi bir sakınca yoktur.
3. Özellikle Hanefi mezhebinde, adak adamak; seferde
ruhsat olduğu halde 4 rekâtlı farz namazları 2 rekât yerine 4 rekat kılmak gibi
kişinin farz veya vacip olmayan sorumlulukları kendisine yüklemesi mekruh
görülmüştür. Orta yollu olunuz ve
Dinde aşırı gidenler helak olmuştur gibi birçok hadisi şerife dayanarak kadınların, kendilerine hesabı
sorulmayacak işlerle kendilerini mükellef tutmaları akıllıca ve de İslâmî bir
tutum değildir diyebiliriz.
4. Hadisi şeriflerde; beş vakit namazını kılıp iffetini
de muhafaza eden kadınların cennete girecekleri; kadınların hamilelik ve doğum
gibi amellerine cihat sevabı verileceği, çocuk emzirme ve lohusalık hallerinin
de yine günahlara kefaret olacağı ifade buyurulmuştur. Ayrıca çocuklarına ve
eşine hizmet etmenin, kadınların cihadı olduğu da rivayet edilmiştir.
5. Hadisi şeriflerde, cennetin anne olan kadınların
ayakları altında olduğu ifade buyurulmuştur. Yani bir önceki maddede verilen müjdelere nail olmanın en temel şartı;
kadın olmanın nihai amacı ve asıl göstergesi olan anne olmaktır. Maalesef
modern dönemde, batıl dünya görüşünün de propagandası ile anne olmak küçük
düşürücü bir vasıf olarak kabul edilmekte; ev hanımı ifadesi hakaret olarak
algılanmaktadır. Son dönemlerde Batıdan gelen fikri akımların ve müktesebatın
da etkisiyle kadınların evlenip eş ve anne olmak yerine kapitalist sisteme
dâhil edilmeye çalışıldığını üzülerek görmekteyiz. Evlenmemek ve çocuk sahibi
olmamak, insan neslinin devamına engel olmaktır. Ayrıca mümin nesillerin
yetişmesi için aile hayatı zorunludur. Bu yüzden çocuk sahibi olmamak ve
çocukların terbiyesi ile ilgilenmemek; batıla en büyük hizmettir.
6. İlmin kadın ve erkek her Müslümana farz olduğu
doğrudur. Fakat ilmin farz oluşu; çocuklarımızı her türlü ortamda ve her
durumda okutabileceğimiz anlamına gelmez. Müslümanların öncelikli görevi,
çocuklarını İslam inanç ve ahlaki değerlerine uygun olarak eğitecekleri
şartları oluşturmaktır. Defi mefâsit, celbi menâfî den yeğdir kaidesi gereğince; iyilik yapmak için günaha
girme caiz görülmediği gibi; bir günahın terkinin, iyilik yapmaktan daha sevap
ve daha öncelikli olduğu ifade edilmektedir.
7. Kızlarımızın da ilimle ve cihatla mükellef olduğunu
ifade etmekle birlikte; özellikle sosyal medyada, ilim ve cihat uğruna İslam
ahlak kurallarının hiçe sayıldığına şahit oluyoruz. Böyle bir faaliyet İslami
olmadığı gibi bu tür faaliyetlerin bereketi olmayacağını ve İslam a fayda
yerine zarar getirdiğini unutmamalıyız.
8. Son olarak hatırlatmak istediğimiz bir husus da kadına
erkeğin yükünü yüklemenin; erkeğe de kadın gibi muamele etmenin fıtrata,
tabiata ve Sünnetüllâh a (yani Allah ın kâinata koyduğu maddi kurallar ile
manevi kanun ve kaidelerine) aykırı davranmaktır. Ayrıca Allah Resulü SAV;
(giyim, kuşam ve davranış konusunda) erkeğe benzemeye çalışan kadına ve kadına
benzemek için uğraşan erkeğe lanet etmiştir. Kadınların yeryüzünde idareci olmaları ile ilgili hadisi şerifte ifade edilmek istenen bir anlam da; erkeklerin
erkek gibi davranmadığı ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği
durumlarda kadınların erkek gibi davranacağı ve erkeklerin yerine
geçecekleridir.