Soma olayları ve başbakanın kader sözü kader konusunun tartışılmasına neden oldu. Bu konuda sorular gelmektedir. Burada özellikle bazı noktaların altını çizmek istiyorum:
Kader ayrıdır, kadercilik ayrıdır.
Kader, Allah’ın ezeli bilgisiyle bizim ne olacağımızı nerede, nasıl ve ne zaman öleceğimizi bilmesidir. Yani sonsuza kadar olan tüm şeyleri onun yaratıcısının bilmesidir kader.
Allah, insanlara kendi yolunu tercih etme ve kararlarını özgür iradesiyle verme özelliğini bahşetmiştir. İnsana verilen en büyük nimet özgür iradedir. Ardından bu özgür iradesini nasıl kullanacağını gösteren aklın verilmesi de ayrı bir nimettir.
Dolayısıyla biz yaptıklarımızdan sorumluyuz. Yoksa biz kader deyip de kendi yaptıklarımızı mazur gösteremeyiz. Bizim yaptıklarımız cuz’i iradeyi yani bizim tercihlerimiz belirler. İnsanların kaderleri olduğu gibi eşyaların da milletlerin ümmetlerin de kaderleri vardır. “biz her şeyi bir kaderle (ölçü ile) yarattık” Yani tüm evrenin Allah tarafından belli bir ölçü ve kurala göre yaratılmasıdır. Fakat Kur’an insanın hür iradesine müdahale etmemiştir. Kimseyi zorla imana davet etmemiştir. Resulullah bile insanlara davet ederken onların Müslüman olmamalarına üzüldüğünde ayetle kendisi teselli edildiği gibi insanların inanmaları konusunda zorlayıcı davranılmaması konusunda uyarılmıştır.
İnsanların kendi elleriyle yaptıkları onların sorumluluklarındır. Sadece kader deyip geçilmez... İslam’da kader vardır ama kadercilik yoktur. Seçme hakkımız vardır. Ne yapalım kaderimiz böyleymiş demek iradeyi yok saymaktır. Her hareketimizin sorumluluğu ve kontrolü bize aittir.
Ölümler ve kazalar her ne kadar insanın ömrünün sona ermesi olan kaderle alakalıysa da burada ihmal sahibi olma veya ölüme meydan verme sorumluluğu vardır. Bu tıpkı adam öldüren kişinin durumuna benzer. Nihayetinde o kişinin ömrü sona ermiş olması onu öldüren kişiyi sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü bu kişi onu öldürmek istemiştir.
Bu arada siyasetçilerimize de neyin kader, neyin cüzi irade olduğu, neyin kaza, neyin ihmal olduğu konusunda din adamlarından ve uzmanlardan oluşan bir heyetin ders vermesini ısrarla tavsiye ediyorum
Soruların soruş şeklinde baktığımda ise; insanlarımızın imanın 6. Esası olan kader anlayışının ehli sünnet anlayışı olmaktan çıktığını ve çok yanlış bir kader anlayışının insanlarımız arasında yaygınlaştığını gördüm. Bu daha çok Cebriyeci bir kader anlayışıdır. Aşağıda bu konuda daha geniş bilgi vereceğiz. Bu nedenle insanlarımızın kader anlayışını tashih etmek amacıyla konuyla ilgili bir yazı yazmaya karar verdik. Her ne kadar Peygamberimizin hadislerinde kaderle ilgili tartışmalara girilmesinin hoş karşılanmadığı rivayeti olsa da biz burada tartışmaktan ziyade imanın 6. Esası olan kadere iman konusunu anlatmış olacağız.
Önce kader ve kazanın kelime anlamları, ardından bu konuda mezheplerin görüşlerini vererek konunun anlaşılmasını sağlamaya çalışalım.
‘Kader ve Kaza’nın Tanımları
Kaderin Nedir Rabbimizin, olacakların hepsini, önceden bilip takdir etmesine (ölçüp, biçip belirli kılmasına) KADER denir. Bu, Allah’ın ilim sıfatının sonucudur.
Kazanın Nedir Yüce Allah’ın takdir ettiği şeylerin zamanı gelince, Onun tarafından yaratılıp ortaya çıkmasına ise, KAZA denir.
Mezheplerin Kader İle İlgili Görüşleri
Kader konusunda akidevi mezheplerin görüşlerini de kısaca şu şekilde özetleyebiliriz.
Cebriye Mezhebinin Kader Görüşü: İnsanın hiç bir seçme ve özgür iradesi yoktur. İnsan rüzgârın önündeki bir yaprak misalidir. Günah ve iyi işlerde bile onun müdahalesi ve karar vermesi yoktur.
Kaderiye Mezhebinin Kader Görüşü: Kaderiye ise kaderi inkâr etmiş, bütün iş ve düşünce bizim elimizdedir demiştir. Ma’bed el-Cuheni “kader yoktur bütün işler elimizdedir” diyerek kaderi inkâr etmiştir. İnsanların kaderiye ile cebriyeyi karıştırmasının nedeni isimlerinden kaynaklanmaktadır. Kaderciliği kaderiye sanırlar. Halbuki kaderiye kaderi inkar eder. Kadercilik cebriyenin savunduğu görüştür....
Mutezile’nin Kader Görüşü: Mutezile ise kaderi inkar etmemiş fakat her şeyi insanın eline vermiş yaratmayı da insana vermiştir. Mutezileye göre insan irade ve güç sahibidir, kendi fiillerinin yaratıcısıdır. Onlara göre insan, kendi fiillerini yaratırsa ancak hür ve sorumlu olur, ceza ve mükâfat ancak böyle tahakkuk eder.
Ehli Sünnetin Kader Görüş: Ehl-i Sünnete göre insan, belli ölçülere göre hareket eden hür bir varlıktır. O, işlerini kendi irade ve ihtiyariyle (tercihi) yapar. Zorunlu fiiller dışında kendi isteğine bağlı olarak yaptığı işlerin emir olanlarından mükâfat, yasak olanlarından ceza görecektir. Allah’ın teklifleri, sevap (ödül) ve ikabını (ceza) gerektirecek işler bellidir. İnsan bunları seçme ve yapmada serbesttir.
Mutezile yaratma fiilini insana bağlar. Biz burada yaratma fiilinden bahsetmiyoruz. Tercihlerden bahsediyoruz. Tercihlerimiz bizim yolumuzu, kaderimizi oluşturur. YANİ Mutezile, insanın kendi fiillerini yarattığını söyler. Ehli sünnet ise insanların tercih yaptığını ve bu tercih doğrultusundaki fiileri Allah’ın yarattığını söyler. İnce çizgi tercih-yaratma-bilme ve irade kavramlarında gizlidir.
Şia ise akaid konularında genelde mutezilidir.
Ülkemizde Kader Anlayışı
Ülkemizdeki kader anlayışı maalesef ehli sünnet kader anlayışı değildir. Ülkemizdeki kader anlayışı Cebriyeciliktir. Yıllarca cebriye anlayışı bize hocalarımız tarafından ehli sünnet anlayışı diye verildi. Cebriye anlayışı kadercidir. Cüzi iradeyi inkar eder. Ehli sünnet ise özgür iradeyi ve dolayısıyla kulun sorumluluğunu kabul eder. İnsanlarımızın bu yanlış kader anlayışı düzeltilmedikçe biz ümmet olarak gelişemeyiz. Kanaatimce bu anlayışın yayılmasında emperyalistlerin etkisi olmuştur. Böylece kendilerine isyan etmeyen ve her şeyden Allah’ı sorumlu tutan, kendi sorumluluğunu inkar eden, çaresizliğini takva sanan bir insan yığını oluşacaktı.
Kader çaresizlik değildir. Kader inancımızı sahihlememiz lazım.
Kader ayrı kadercilik ayrıdır
Kader yaratıcının ezeli bilgisiyle her şeyi bilmesidir. Kadercilik ise insanın iradesini yok saymadır. Halbuki insana cüzi irade, seçme ve tercih etme hakkı verilmiştir. İnsana özgür irade verilmiş ve bu konuda Allah zorlayıcı davranmamıştır. Kendi dinini bile yayan Resule insanları zorlamamasını tavsiye etmiştir. Sonuçta bizim imtihanımız tercihlerimizle alakalıdır.
Kavramlarımızı Doğru Kullanalım
Yüzyıllardır insanlarımızın üzerinde ciddi ve büyük bir kültürel emperyalizm uygulanmıştır. Bu süreç sonucunda kavramlarımızın içini boşaltıp kendi fikirleriyle doldurdular. Halbuki kelimeler bizim varlık sebebimiz. Kelimelerimize, kavramlarımıza sahip çıkalım. Âlem bile iki harften oluştu. (kaf ve nun) “Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı «Ol» demekten ibarettir. Hemen oluverir.” (Yasin 82)
Kaderimiz önceden yazıldı mı
Önceden yazılan kaderimiz değildir. Bizim dünyada yapıp edeceklerimizdir. Yani Allah ezeli bilgisiyle olaylar olmadan önce bizim hangi kararı vereceğimizi bilmesidir. Yoksa yazılmış olan bir plana veya senaryoya göre biz davranmıyoruz. Allah ilim sıfatıyla benim ne yapacağımı bilmiş ve yazmıştır.
Sabır kadercilik midir
Biz sabrı hep boyun eğme ve miskinlik olarak düşünmekteyiz. Belki de birileri böyle düşünmemizi sağladılar. Bu şekilde düşünmeyi takva olarak görmekteyiz. Halbuki sabır, bir mücadele biçimidir. Bir pasif direniştir. Sabır, mücadele yolunda meşakkat ve sıkıntılara katlanmaktır. Mücadele sonucunda gelecek ezalara dayanmaktır. Asır suresinde sabır sıralamada nerde geçiyor bir bakın:
Andolsun ki insanlar hüsrandadır. Ancak;
1. İman edenler
2. Salih amel işleyenler
3. Hakkı tavsiye edenler
4. Sabrı tavsiye edenler
Dikkat ederseniz en sonunda, yani mücadelenin sonunda oluşan eza veya mücadele yolunda yaşanan sıkıntılara karşı birbirimize sabrı tavsiye edeceğiz. Birbirimize moral vereceğiz. Katlanacağız.
Kavramlarımızın içini boşaltıp kendi fikirleriyle doldurdular. Kelimeler bizim varlık sebebimiz. Kelimelere sahip çıkalım. Alem bile iki harften oldu (kaf ve nun) Birbirimize sabrı tavsiye edelim. Pasifliği, tembelliği değil..
Müslüman tembel değildir. Ne yapacağımızı veya nasıl davranacağımızı bilemezsek veya tereddüde düşersek Allah’ın Resulü’nün hayatı bizim için bir örnektir, ona bakalım.