Ramazanda sosyal medyaya girmemeye çalıştık. Zira paylaşılan içerikler, bu ayın anlamına nahif katkılar sunmuyordu.
Bayrama girdiğimiz gibi sosyal medya orucumuzda bozuldu. Temenniler elektronik kanallardan aktı. Mesaj uygulamaları ve sosyal medyada bayramın nabzı tutuldu.
Kutsal kelimeler, erdemli duygular, medya ortamında içeriği azalan fakat ifade etme gücü artarak paylaşıldı. Medyanın pazarlama gücü benliklere doyum sağladı. Bu nedenle derinlik arayışı pek gündeme gelmedi.
Meramımızı medya üzerinden paylaşmayı çok benimsemiş görünüyoruz. Öte yandan fıtrata yabancı olmasından dem vuruyoruz. Fakat özellikle gençler için teknoloji artık bir yaşama biçimi. Sizin oluşturmaya çalıştığınız bilinç ve duyarlığa aldırış etmeden tüketiyorlar. Vücutlarına eklenmiş bir uzuv gibi cihazlarla yatıp kalkıyorlar.
Son yapılan araştırmalar sonucunda psikoloji literatürüne yeni bir sorun eklendi. Fecebook depresyonu. Bu sitede uzun süre kalan gençlerde, utangaçlık, sosyal iletişim bozukluğu ve dürtüselliğe rastlandı. Ayrıca düşük özsaygı, aşırı hassasiyet, suçluluk, umutsuzluk gibi davranışlar gözlendi. Bu ne anlama geliyor? Benliği dönüştürecek kadar etkili bir uygulama olduğu, açıkça vurgulanmış oluyor.
Ne var ki facebook çağın modern dertlerinden sadece biri. Oyun bağımlılığının da sarsıcı etkileri var. Çocuklarımız bir level’a kapıldıklarında sıkıştıkları halde yerlerinden kalkmıyorlar. Yine bir başka araştırmaya göre internet kullanan gençlerin yüzde beşinde yeme bozukluğu tanısı konulmuş. Yeme bozukluğu derken bilinen iştahsızlık değil tabii ki. Klinik destek alacak kadar ilerlemiş boyutundan söz ediliyor.
Şimdi bu nezih günlerde bu konuya niye girdik. Bayram ziyaretlerinde ebeveynlerin şikâyetleri artmaya başlıyor. Telefonla ya da karşılaştığımız insanlardan yakınmalara alıyoruz. Ebeveynle çocuk arasında elektronik sorunların sonu gelmiyor. Genellikle ’bağımlı’ kodlamasıyla başlayan yakınmalar onların dürtüsel davranışlarıyla devam ediyor. Ebeveyne karşı gelme ve her konuda itiraz etme ailelerin bayram neşesine gölge düşürüyor.
Ergenlerin sosyal medya bağımlılığından öte tehditler altında. Başta gençler olmak üzere dünyanın farklı kültürleri bir potada eriyor. Bu da bizi daha çok ilgilendiriyor. Çünkü bizi var eden değerlerle ayaktayız. Ait olma duygusunu yok eden köreltici bir benzeşme ile karşı karşıyayız. Neden bu kadar pesimist yaklaşıyorsunuz diyebilirsiniz. Olumsuz dil, sorun hakkında dinlediğimiz ebeveynlerin anlattığı gerçekliğin bir yansıması.
Bugünkü yakınmalar çocukların akademik yetersizliği ve başarı üzerinden gündeme geliyor. Kültürlerarası farkların ortadan kalkması daha can alıcı bir sorun.
Bayramda çocuklarla yine istenilen ölçüde diyalog kurulamadı. Başları önlerinde sessiz sedasız ekrandan akıp gittiler. Yetişkinlerin konuşmaları onlar için çevrimdışı olmakla eş anlamlıydı. Bu yüzden ekrandan süzülerek dopamin dolu anlar yaşadılar.
Hafızasını Google’a terk eden bir kuşak geliyor. Sizi dinlerken kendilerine güveniyorlar. Yani ceplerine. Kelamınız anında çaktırmadan internetten kontrol ediliyor. Gençler her şeyi ona soruyor. Ebeveynlere göre güvenir ve geçerli bir algısı var.
Bir gence cenneti anlattığınızı düşünün. Dinler gibi yaparak, büyük hünerle elinde ki cihazdan aramaya başlar. Yüzünde bir tebessüm belirebilir. Açılan sayfada iş tamamdır; cennet mahallesi yol tarifi. Bu kadar kestirme çözümler veriyor Google. Güler misiniz ağlar mısınız?
BAĞLAYAN TEKNOLOJİ
Işık doğudan yükselir, güneş doğudan doğar. Doğu sembolü ile karılmıştır yazgımız.
İki yüz yıldan beri hüküm süren Batının ışığı sönmek üzere. Bu durum ister istemez bir soruyla gündeme taşındı. Şimdi ne olacak. Her şeyi elde ettik. Dünyayı iki yüz yıl sömürdük, sanayileştik, bilgi toplumu olduk, uzaya çıktık, siber ağlar kurduk, peki şimdi ne olacak?
Küresel aktörlerin bu soru karşısında anlamlı bir cevabı yok. Yeryüzünün öteki sakinleri üzerinden var olamaya çalışan bir yapı içinden anlamlı bir cevap beklenemez.
Araların bazıları fark ettiği bir şey oldu. Yitirdikleri şeyi hatırladılar. İsa›ya arkalarını döndüklerini anladılar. Ancak yeniden dönmeye yürekleri yetemezdi. Bunun yanı sıra Muhammedilere karşı ne düşündükleri belliydi. Eski alışkanlıklarına devam etmekten başka çareleri yoktu. Şimdi ne olacak sorusuna; her alanda başlatılan özgünlükleri dönüştüren küreselleşme ile karşılık buldular.
Bugün New York’ta yaşayan gençle, Pekin, Dubai ya da İstanbul’daki genç arasında kültür farkını sıfıra indirme projesi var. Avrupalı bir gençle Hintli bir gencin yirmi dört saat etkinlikleri arasında fark sıfıra yakın.
GENÇLERE ERİŞİM SAĞLAYIN
Evlerde gençlerin gözleri sürekli sabit bir noktada, aile üyeleriyle göz teması ihtiyaca binaen yapılıyor. Eskiden bu kadar sabit bakanlarda ince hastalığından şüphe edilirdi.
Artık evler barınma mekânları olmaya başladı. Aile en köklü eğitim kurumudur. Orada bir yaşlıya, ebeveyne, çocuğa karşı nasıl davranılacağı öğrenilirdi. Evler giderek öğrenilen bir yer olmaktan barınılan mekânlara dönüştü. Büyük ebeveynlerle gençler arasında iletişimin duygusal bir boyutu yok.
Ailenin her üyesinin kendi özeli ve dokunulmazı var. Ailenin bunalım geçiren üyesinin artık ilgi görmesi için daha çok yakınması gerekir. Eskiden “fazla TV izlemeyin derken, bugün TV izleyin, yeter ki herkes oturma odasında buluşsun” demeye başladık.
Çocuklarımız için güzel şeyler düşünüyoruz ve bunu dillendiriyoruz. Bunun için onları sürekli uyarıyoruz. Fakat şunu da bilmeli ki çocuklarınız hakkında duyarlı olmanız çare değil. Onlar için ne kadar emek harcadığımıza bakmalı.
Anne babalar çocukları için iyi şeyler isterken, ancak az bir kısmı özveri ile emek harcamakta. ‘Emek’ ebeveynlerin egosunu zorladıkça konu daha çok dillendiriliyor. Durumdan yakınanların emek konusunda kendilerine ayna tutmaları gerekir.