JCPOA SONRASI İRAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Abone Ol

Türkiye, İran ile yıllara dayanan iyi komşuluk ilişkileri

kapsamında güven ve karşılıklı işbirliğine yönelik yeni hamleler atması, D-8,

Kuşak-Yol (İpek Yol) dâhil birçok alanda iki ülke yararına olabilecek yeni

ekonomik güç birlikteliklerini de beraberinde getirebilecektir.

İran ın P-5+1 ülkeleriyle gerçekleştirdiği; Kapsamlı

Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde, imzalanan JCPOA nükleer anlaşması ile

sorun üreten değil sorun çözen bir ülke olma retoriğini tüm bölge

ülkelerine karşı pragmatik bir politika ile ortaya koymaya çalıştı.

İsrail in anlaşmayı sekteye uğratmak yolunda ortaya

koyduğu çabalar sonuçsuz kalmış gibi görünse de, bundan en kârlı çıkan tarafın

yine de bu ülke olduğu ortadadır.

İsrail, İran ın nükleer güç kapasitesinin tüm bölge

güvenliği için bir tehdit unsuru olduğunu ve anlaşmaya rağmen bu kapasitenin

tamamen ortadan kalkmadığını savunarak, Ortadoğu da bir zamanlar düşman

bellediği ülkelerin kendisiyle dolaylı yollardan işbirliği kurmalarını sağlamış

oldu.

İsrail, Ürdün ile olan ilişkilerini daha da iyi bir

düzleme getirirken, Mısır ve Türkiye ile olan ilişkilerini de büyük ölçüde

geliştirerek önemli mevziler kazanmış oldu. İşin en ilginç boyutu ise,

İsrail-Suudi Arabistan arasındaki dolaylı politik işbirliğinin yeni bir evreye

girmiş olmasıdır.

Ortadoğu da ABD nin en temel politikası gereği, İsrail

dışında sancılı politik sarmallarla güç dengeleme sürecini başlattığı bir

dönemde, ortaya çıkan yeni karmaşa ve kaos politikalarının sonucu İran ı

yayılmacı bir güç olarak göstermeye çalışması, bölgede İsrail in elinin

güçlenmesine yönelik stratejik bir hamleyi de beraberinde getirmiştir.

Ortadoğu nun yeni jeopolitik denkleminde, İran ın

dengeleri nasıl etkileyebileceği konusu tüm bölge ülkeleri tarafından dikkatle

izlenirken, Türkiye nin ihtiyatlı politik yaklaşımla İsrail ile dirsek temasına

geçmesi ve İran ile mesafeli ve ihtiyatlı bir politika gütmesi, ileriye yönelik

iki ülke arasındaki işbirliğini derinden etkileyebilecek bir gelişme olsa gerek.

Suudi Arabistan ın İran ile olan ihtilaflarını, İsrail

politikalarına payanda yaparak aşmaya çalışması, bölge istikrarı açısından yeni

riskleri de beraberinde getirebilecek bir gelişme olsa gerek.

Türkiye, İsrail politikalarına göre Ortadoğu daki etkinliğini

sağlamaya çalışmak yerine, bölgesel barış ve güvenliğin sağlanması açısından

önemli politik hamleler yaparak İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerin

geliştirilmesine önemli katkılar sağlayabilir kanaatini taşıyoruz.

Batı, JCPOA sonrası, İran ile ekonomik ilişkilerini

geliştirmeye çalışırken, Türkiye nin ise İran dan uzaklaştırılması amacıyla

ortaya konmaya çalışılan mezhep ayrıştırmaları ve Rusya nın Ortadoğu

politikasında İran ile sürdürmekte olduğu kapsamlı işbirliği, gidişatın İsrail

lehine seyir göstermesine neden olmuştur.

Oysaki İran, P-5+1 ülkeleriyle imzaladığı JCPOA

anlaşmanın inisiyatifiyle, birçok gelişmiş ülkeyle ekonomik işbirliklerine

doğru yol almaya başladığı bir dönemde, Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin

stratejik zorluklara rağmen, daha olumlu bir noktaya getirilmesi ve iki ülke

arasındaki zorlukların aşılması gayet mümkün iken, ABD ve İsrail politikaları

gereği Türkiye nin bu denklemin dışında tutulmaya çalışılması İsrail in

bölgedeki başarısı olarak ortaya çıkmaktadır.

P-5+1 ülkeleri, İran ı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA)

kapsamında anlaşma masasına oturması için çaba harcadığında, şu anda bölgede

tek nükleer güç konumundaki İsrail e karşı hiçbir tedbirin alınmaması bir

paradoks oluşturmuştu.

Mayıs 2011-Haziran 2013 tarihlerinde ABD nin İran a

yönelik ambargo uygulamasında önemli görevler üstlenen dönemin İran dan sorumlu

Ulusal Güvenlik Direktörü Richard Nephew e, İran Post JCPOA: A New

Opportunity toplantısında, Neden İran a uyguladıkları ambargonun bir

benzerini İsrail e uygulamadıklarını sorduğumda, verdiği cevapta; ABD ve

İsrail in güvenlik konusundaki işbirliği her iki ülkenin de yararına

olmaktadır. İsrail, Ortadoğu da kendisini güven içerisinde görmediği müddetçe,

nükleer program ile ilgili konunun gündeme getirilmesi mümkün değildir.

İşte bütün bu gerçekler, Müslüman ülkeler arasındaki

dayanışma ve işbirliğini daha da zorunlu hale getirmektedir.