Geçen haftaki yazımızda birkaç soru ile şu yeni zamanların
musallat olduğu zihin ve yürek kanallarımızı bir parça açabilmek umuduyla bazı
sorular sormuştuk.
Ortak bir doğru (hakikat) ve güvenlik sahasına sahip
olmadığımız kişilerin itibar (kıymet) ölçüleri ve “eminlik”leri bizim için ne
ifade edebilir Müslümanlar için bu çeşit zeminlerde saygınlık/itibar arama
çabası ne tür bir zihinsel ve ruhsal duruma işaret eder
Sizler de farkında mısınız bilmem ama hakikatin zihinlerde
izafileştirilmesine (buharlaştırılmasına da diyebilirsiniz) yönelik bir dil
üretilmeye ve yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
Hakikatin vahiy merkezli dayanaktan yalıtılma çabaları, hak,
adalet, zulüm, iyi-kötü gibi temel değer (kıymet) göstergelerinin içeriğini
boşaltıyor. Tüm bu değerlerin neleri, hangi düzeylerde, nereye kadar ve nasıl
tanımlayabileceğimiz hususunda adeta bulanık bir deryaya itilmiş oluyoruz. Herkesin kendisine mahsus ve kendisinden
menkul bir adalet, zulüm, iyi ya da kötü algısı ileri sürdüğüne tanık oluyoruz.
Sözgelimi birisi çıkıp “müslümanların eşcinsellerin
haklarıyla imtihanı” ifadesiyle bu ülkede müslümanların haklar alanında
yetersizliği-ya da samimiyetsizliği-ne gönderme yapabiliyor.
İşgüzarlık edip bu çeşit davetlere aceleyle icabet etmek ve
“ne münasebet efendim, biz herkesten daha i….ciyiz” aymazlığına düşmek doğru
olur mu
Örneğimiz biraz mübalağalı ve rahatsız edici gelebilir
kimilerine. Ancak kanaatimce kimi dostların yaklaşımlarına bakılırsa durum, bu
örneğin rahatsız ediciliğinden daha sıkıntılıdır.
Hepimizin “şu” hepimiz “bu” olması epeyce moda oldu bu son
devrelerde.
Hepimiz niye falanca oluyormuşuz ya da filanca
Yoktu evvelce böyle bir “topumuz ishaliz” hali
…
Ya Ali idik… ya da Ayşe…
Agop veya Salamon…
Kim buharlaştırıyor kimlikleri
Kim karalıyor kutsalın anlam ve değere dair çizgilerini
Bir de “birlik-bütünlük” namına!
Müslüman müslüman gavur da gavurdu oysa.
Bu ülkenin büyük çoğunluğunu teşkil eden müslümanlar, başka
inanç/fikir mensuplarına yönelik bir katliama mı heveslendi de böyle oldu
dersiniz. Tabii ki hayır.
…
Argo olacak bağışlayın ama meseleyi anlatmak adına şöyle
ifade edeyim müsaadenizle;
“empati ayağına dümene geliyoruz” diye düşünüyorum.
Biraz empati yapmak lazım ama, böyle olur mu ki !...
Canım o da insan değil mi
Herkesin inancı da, tercihi de kendine...
Hem sen ne diye insanları yargılıyorsun ki
Bu hakkı nereden alıyorsun ki
Sevmeyebilirsin ama saygı duymak zorundasın!
Televizyonda denk geldim geçenlerde… Bir adamsı şöyle
diyordu;
“Bak kızımız başörtülü ama insanlara, olaylara modern bakabiliyor…
Pekala iki arkadaş olarak gül gibi geçinip gidiyoruz. O benim içkime laf etmez
ben de onun örtüsüne… saygı duymalıyız”
Aykırı bir söz gelmedi…
Hakikatli bir ağız…
Derin bir sükut sadece… Yani kifayetsizlik vardı ve bir de
puslu bir hava.
Sanki ağız burun biribirinize dalın diyor birileri.
Bak kurnaza…
Bu yollarla her çeşit yamukluğa kimsenin ileri geri laf
etmeyeceği bir “korunaklı alan” inşa ediveriyor heva ve hevesine.. Mesele o
değil a benim kifayetsiz çağdaşım.
Sen ne halt edersen et de bizimki ne diyor biz ona bakıyoruz
asıl.
İnandığın bir hakikat, doğru-yanlış göstergen yok muydu
senin
Var ise şayet bu hakikat sana iyi-kötü, adalet-zulüm
bahsinde ne söylüyor ve senden nasıl davranmanı istiyor Bir sorumlu
tavır-tutum hiç değilse bir “söz” düşmüyor mu sana
Herkesin “doğruları doğrudur, iyileri de iyidir”
tavrını, inandığını söylediğin hakikat
mi öğütlüyor sana
Sözüm incitebilir bazı dostları ya söylemezsem bu yazıda
saklı kalır hakikatten bir kısım.
Kıymeti malumdur eyvallah…Amma Mevlana hiç bu kadar
düşmemişti medya pazarına. Ağzını açan derin Mesnevi kültürüyle dostu-düşmanı
muğlak“sevgi pınarı” bir İslam servis ediyor her fırsatta. Sizce de bir bit
yeniği yok mu bu gittikçe poplaşan müslümanlık anlatısında
Zinanın, içkinin, kumarın, eşcinselliğin, haz-perestliğin
bir özgürlük, bir tercih konusu olduğunu hangi din öğretti insanlara
İnandığımız dinde bir hükmü, bir adı yok mu bu ve benzer özgür (!) seçimlerin
Özgürlükçü ve insan haklarının yılmaz yorulmaz hamisi
kardeşlere diyeceğim şu:
Müslümanlar, modern vakitlerde icad olunup çağın insanına
yuttturulan bulanık bir özgürlük mitosu ile kendine Rabblık taslayanlar değil,
bilakis alemlerin tek yaratanı ve hükümranı Allah’a kulluk sözleşmesiyle
seçimlerini kayıt altına alabilenlerdir.
Müslümanlar Rableriyle sözleşmesi olanlardır. Anlamı ve
değeri O’ndan öğrenirler.
Başkaları neye inanır, nelere itibar eder bilemem ama
müslüman olmak onur ve değeri Allah’ta aramakla eş anlamlıdır. Kimler nerelerde
ararsa arasın.
O değer verince varsın kimseler vermesin. İnsanın ve değerin
sahibi “iyi ne kötü ne”, “hak ne batıl ne”, -haşa-bilmeyecek de onlar mı
bilecek!
Vay bize özgürlük öğreten çağın esirleri…
Geç olmadan açın gözlerinizi ve gökleri, yeri, olan biteni
dikkatle seyredin.
Seyredin ve sonra söyleyin: kaç esaretin adıdır şu
“özgürlük”
Onca nimeti ve hayatı verenden başkası mıdır onuru ve değeri
veren