Varyant’tan denize doğru bakıldığında,
Yan yana tesbih taneleri gibi sıralanmış İzmir güzelleri.
İnsanın güzellikte hangisine karar vereceğini şaşırdığı İzmir câmileri.
Hisar mı desem, Yalı Câmii mi?
Şadırvan mı, Kemeraltı Câmii mi?
“İçeri giren güvendedir…”
Hisar Câmii’nin kapısı üzerindeki o anlamlı söz.
Aydınoğulları’ndan Yakup Bey tarafından 1597’de inşa ettirilmiş.
İzmir’in bu en büyük ve âbidevi câmisini, insan karşısına geçip ne kadar seyretsin ki bir gün usanabilsin.
Mümkün değil.
İzmir’in bu kıymetli valide mâbedlerini, yaşlarına göre ellerinden öpmeye gittiğimizde.
Şadırvan Câmii ki, yapım yılı olan 1636 ile ismini sekiz sütunlu şadırvandan alan, altında çarşısı olan bu câmi; İzmir’e su damlaları gibi esenlik vermekte.
1652 tarihli Başdurak Câmii, asla vaz geçemeyeceğimiz bir görkemde.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde tahıl tüccarı Hüseyin Ağa tarafından yaptırıldığına dair bir kitâbeden bahsedilmekte.
İzmir câmilerinin klasiği olan altta dükkânlar üstte ibadet mekânı ile çarşı-câmi formatında düzenlenmiş.
Yaş sıralaması yaptığımız bu güzeller içerisinde 1663 tarihli Kestane Pazarı Câmii’ni Hacı Ahmed Ağa yaptırmış, yine iki katlı ve altta dükkânlardan oluşmakta. İzmir’in hâfızlarının membaı olan bu câminin yatılı Kur’an Kursu, Türkiye’nin entelektüel hayatında etkili isimlerin çocukluk yıllarına da sıcak bir yuva olmuştur.
İncileri ziyaret programı,1671 yapım tarihi ile Yusuf Ahmed Ağa’nın yaptırdığı Kemeraltı Câmii’ne çıkmakta.
Ve âdeta İzmir’in sembolü olan Konak Yalı Câmii.
Zarâfette letâfette öteki âbidevi mâbedlerle o küçücük neredeyse minyatür cüssesi ile yarışan bir güzellik âbidesi.
Ki bir hanım, Mehmed Paşa’nın kızı Ayşe Hanım tarafından 1754’de yaptırılmıştır. Pencerelerinin etrafındaki Kütahya çinileri ile bir mücevher gibi süslüdür.
Yaptırıldığı dönemde deniz kenarında olduğu için Yalı Câmii denmiş, meydan doldurulunca orta kısımda kalmıştır.
Salepçioğlu Câmii ile yedinci büyük güzeli tamamlamış olduk, Salepçizâde Hacı Ahmed Efendi’nin 1897’de inşa ettirdiği câmi, tesbih taneleri gibi Varyant’tan körfezi izleyenlerin âşinâsı olduğu bir inci dizisi.
Elbet İzmir câmileri bunlarla sınırlı değil, minareler, kubbeler şehri inanca hep kucak açmış; bu yüzden tapınaklar, Meryemana evi, kiliseler, sinagoglar düzgün mimarileri ile sapasağlam ayaktadırlar.
Biz yalnızca Konak’taki büyük câmileri ele aldık ki, ne Selçuk İsa Bey Câmii’ne sıra geldi, ne de 1399 tarihli Yıldırım Bayezid eseri Bergama Ulu Câmii’ne. Ki bu câminin mihrabı etrafında yazan şu hadis-i şerif ne kadar anlamlıdır; “Kim bâkî kalmayı severse Allah’ın mescidlerine girsin.”
İzmir’deki 1922 yangını esnasında da birçok câmi yok olmuştur.
Bir de İzmir’in hazîreleri ile meşhur âdeta eski gravürleri anımsatan selviler arasında peçelerini çekmiş yaşmaklı câmiler vardır ki, onları da seyre doyum olmaz. Bahçesindeki eski mezar taşları ve sersebilli havuzu ile yıllardır seyretmekten usanmadığım 1672 tarihli Konak Ali Ağa Câmii.
Âdeta şehrin mânevî bekçileri olan Abdullah Efendi Câmii, Taşrakapı Câmii, Fettah Câmii, Faikpaşa Câmii, Hacı Mahmud Câmii, 15. asırdan Pazaryeri Câmii, banisi Tayyibe Hatun olan Hatuniye Câmii, İkiçeşmelik Câmii, Yavuz Sultan Selim’in yaptırdığı şehrin en eski câmilerinden Kurşunlu Câmii, Şeyh Câmii, yine bahçesindeki hazire ile Naturzâde Câmii.
Âdeta o kavuklu, sarıklı mezar taşlarının sahipleri; ellerini açmış, şehrin sonsuza dek iyiliği için beş vakit duadadırlar…