İzmir Suikasti mi O da Ne?

Abone Ol

ANKARA, 1925 senesinde Kâzım Karabekir Paşa’nın liderliğinde kurulan ve Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olma özelliği taşıyan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ile kendisini gösteren köklü muhalefeti ve her ülkenin her bölgesinde yaşanan seçim mağlubiyetlerini, Şeyh Said ayaklanmasını bahane ederek sindirmiş ve partiyi kapatmıştır. Fakat partinin yöneticilerine herhangi bir ceza verilmediği için potansiyel bir tehlike olarak etrafta boy göstermekteydiler. İşte bu muhalefet hareketinin başını çekenlere bir daha böyle bir partileşme hareketine girişmesinler diye ciddi bir gözdağı vermek gerekmekteydi. İşte kısaca “İzmir Suikastı” diye adlandırılan garip ve bir o kadar da sahipsiz olay bu gözdağının diğer adıydı.

RESMÎ tarihin “İzmir Suikastı” olarak nitelediği hadisenin gerçek yüzünü, üzerinden bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ bilmiyoruz. Birçok tarihi hakikat gibi, bu hadisenin gerçek yüzünü öğrenebilmemiz için de, galiba Kemalistlerin tarih üzerine koyduğu 70 yıllık ipoteğin kalkması gerekecek.

Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir gezisi sırasında bir suikast yapılacağı haberini yetkililere ilk veren İzmir Valisi Kâzım Dirik’tir. Tarih 14 Haziran 1926. Valinin çektiği bu gizli telgrafa rağmen, Mustafa Kemal Paşa İzmir’e geldi. Suikast haberi ise kamuoyuna ancak 18 Haziran günü yani suikast hadisesinden dört gün sonra ‘resmi bir tebliğle’ duyuruldu. Resmi açıklamaya göre suikast planı tatbik edildikten sonra, suikastçıları Yunanistan’a kaçırmak için anlaşılan teknenin sahibi Giritli Şevki’nin, olayı İzmir Valisine ihbarı üzerine ortaya çıkmıştı.

İstiklal Mahkemesi hemen harekete geçti. Muhalifleri ve hatta ileride muhalefete geçmesi muhtemel olanları toplamaya başladı. Tabi bu olayda da eski sistem aynen çalışıyordu. Önce iktidarın sesi olan basın yukarıdan aldığı işaret istikametinde hedef gösteriyordu. Bunun ardından İstiklal Mahkemesi hedef gösterilen bu insanları tutukluyordu. Daha sonra yine aynı basın, mevcut ‘suç’ ile bu potansiyel suçlular arasındaki ilişkiyi açıklıyordu. Sonrası herkesçe malum. Bu sıra takip edilerek hadise ile uzaktan yakından hiç alâkası olmayan eski Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının tümü tutuklandı. Milli Mücadele tarihinin kahraman ismi Kâzım Karabekir Paşa’nın hadiselerden habersiz bir biçimde evinde otururken polis karakolunun amiri tarafından çay içmek bahanesiyle karakola çağırılarak tutuklanmasına karşı çıkan Başbakan İsmet İnönü’de az kalsın tutuklanıyordu. İnönü’nün çabalarını gören Mustafa Kemal Paşa, malum mahkemenin başkanı Kılıç Ali’yi çağırarak emir verdi ve mahkeme bu kararından vazgeçti.1 

Suikast tertibi bir iç hesaplaşmadan kaynaklanıyordu. Başını ise Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey çekiyordu. Bu insanlar Mustafa Kemal Paşanın “Diktatör” olacağı fikr-i sabitinden hareketle onu öldürerek “milleti ondan kurtarmayı” akıllarına koymuşlardı. Suikastın diğer planlayıcıları olarak mahkeme listesinde Sarı Efe Edip Bey, Laz İsmail Bey, Gürcü Yusuf Bey, Çopur Hilmi Bey, eski Lazistan Mebusu Necati Bey, İzmit Mebusu Şükrü Bey gibi isimler bulunuyordu.2

Bu isimlerin suikast planıyla doğrudan ya da dolaylı ilişkileri olabilirdi. Lâkin listede bunlarla beraber 49 isim daha vardı ki, onların tek suçu Mustafa Kemal Paşa’ya muhalif olmaktı. Bu muhalifler iki grupta değerlendirilebilirdi. Birinci grup, kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları, ikinci grup da eski ittihatçılardı. Mahkeme başladığında olayın üzerine yıkılmaya çalışıldığı Şükrü Bey, mahkemeden avukat tutma izni istedi. Bu haklı talep üzerine İstiklal Mahkemesi isimli bu çetenin başkanı Kılıç Ali’nin cevabı hukuk tarihine geçecek cinstendir:

“İstiklal Mahkemeleri, dava vekillerinin cambazlığına gelmez. Mahkememizin derecatı yoktur.”3

Mahkemenin hukuk anlayışına ve ciddiyetine bakınız ki, olayın hemen ardından tutuklattığı birçok isim, dokunulmazlığı bulunan milletvekilleridir. Bunların milletvekilliği dokunulmazlığının usulen kaldırılmasına bile gerek görülmemiştir. Dahası, avukat tutmalarına müsaade edilmeyen sanıkların kendi savunmalarını yapmaya kalkmaları dahi sorun olmuştur. Meselâ o sıralar İzmir-Çeşme’de bulunan Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa’nın kendisini avukatsız bir biçimde kendi kendine savunmasına müsaade edilmesine kızmıştır. Paşa o günlerde Ankara’dan Çeşme’ye gelmiş ve mahkemeyi oradan idare etmiştir. Mahkeme üyeleri Karabekir Paşanın kendi savunmasını yapmasına müsaade edince acilen Çeşme’de bir balo tertip ettirip mahkeme üyelerini buraya çağırtmış, burada kendilerini sert bir biçimde azarlamıştır.4

İstiklal Mahkemesi, İttihat ve Terakkicileri ipe gönderecek bir delil olmadığını bildiğinden, onların davalarının Ankara’da görülmesini kararlaştırdı. Suikast tertibi sanıkları bazılarının böyle bir suçlamayı şiddetle reddetmelerine rağmen idamla cezalandırıldı. Karar günü savunma sırası paşalara gelince, paşalar savunma yapmayı reddettiler. Mahkeme reisi Kılıç Ali kararın açıklanmasını ertesi güne erteledi. İzmir Suikastı hikâyesi üzerine çaplı ve müstakil bir eseri bulunan Feridun Kandemir’in üzerine basarak vurguladığı gibi, karar çok önceden verilmişti. İşin bundan sonrası yalnızca formalitelerin tamamlanmasından ibaretti.5

İzmir Suikastı davasında 13 kişi idama mahkûm oldu ve 13-14 Temmuz geceleri asıldılar. Paşalar ise sebebi hâlâ bilinmeyen bir sebepten dolayı ipten kurtulup serbest bırakıldılar. Mustafa Kemal Paşa’ya bakılırsa, paşaları ipten arkadaşı Ali Fuat Paşa’nın hatırına kendisi kurtarmıştı. 18 Mart 1927 akşamı bir çilingir sofrasında, yanındaki Ali Fuat Paşaya; “Paşaları senin hatırın için affettirdim.” Demişti.6 İsmet Paşa’nın ağzına bakılırsa paşaları Mustafa Kemal değil kendisi affettirmişti. Hatıralarında, Karabekir beraat ettikten sonra, çete reisi Kılıç Ali’nin “İsmet Paşa’ya dua edin.” Dediğini kendisi nakleder.7

Bu iki rivayet de sahiplerinden menkul olduğu için ihtiyatla karşılanmalı. Fakat bir üçüncü rivayet var ki, bu resmi tarihçilerce anlatılmadığı için sanki diğerlerine göre daha muteber ve doğru kabul edilmelidir. Bu rivayet Kâzım Karabekir Paşa’nın damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin’e ait. O da Kayın pederinden not almış. Resmî tarihin “İzmir Suikastı” olarak nitelediği hadisenin gerçek yüzünü, üzerinden bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ bilmiyoruz. Birçok tarihi hakikat gibi, bu hadisenin gerçek yüzünü öğrenebilmemiz için de, galiba Kemalistlerin tarih üzerine koyduğu 70 yıllık ipoteğin kalkması gerekecek.

Şimdi sözü, bu mahkemede idam ile yargılanan Kâzım Karabekir’in damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin’e bırakalım. Sn. Özerengin Kayınpederinden ve bu hadiseyi yaşayanlardan duyduklarını şöyle anlatıyor:

“… Ziya Hurşit isminde o tarihte CHP’den Lazistan Mebusu olan zat, Mustafa Kemal Paşa’ya müthiş düşman. Hatta onu öldürmek için fırsat arıyor. Kabadayı gibi bir adammış. Ve bu adamın aklı fikri Mustafa Kemal paşa’yı bir yerde sıkıştırıp temizlemek. Bu fikri mebuslar arasında duyuluyor. Hatta mecliste kara tahtaya bile yazmış adam: “Bir millet ki putunu kendi yapar, kendi tapar.” Dolayısıyla temasları falan gözaltına alınıp takip edilmeye başlanıyor. Hareketleri adım adım takip ediliyor ve Mustafa Kemal Paşa’ya, Ziya Hurşit’in bir suikast tertipleyeceği meydana çıkıyor. O zamanki Ankara valisi hadiseleri gün gün biliyor. Bu sırada söz ajandan açıldı. Sarı Efe Edip, Kâzım Özalp’ın çiftliğinde baş kâhya imiş. Ve bu Sarı Efe Edip’te Ankara’da Kâzım Özalp’ın adamı olarak çalışıyor. Onların bir nevi ispiyonculuğunu yapıyor. Sarı Efe Edip’i ne yapıp edip bu işin içine ajan olarak sızdırıyorlar. Ondan sonra suikast tertipleri başlıyor.” Faruk Bey’in hatıralarında suikast ile ilgili asıl bundan sonra verdiği bilgiler çok ilginç ve suikaste niye temiz insanların isimleri bulaştırıldığı hakkında bize bilgiler veriyor.

Okumaya devam:

“… Sarı Efe Edip verdiği ifadelerde temizlenmesi ve ortadan kaldırılması gereken kişilerin isimlerini bu suikast işine bulaştırıyor. Falan da vardı, filan da vardı. O onunla gizli gizli şurada konuşmuştu. Ve yıldırım hızıyla Kâzım Karabekir Paşa dahil, Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay ve Atatürk’ün en yakın arkadaşları dahil, bunlar muhalefete giriştiler diye muhalefetin hepsi suikast ile ilgilidir diye hepsini tutuklanıp, İzmir’de hapse tıkılıyor. Bu işleri tamamladıktan sonra Sarı Efe Edip sözüm ona suçlu gibi kendini gösteriyor. Mahkeme heyeti incelemesini bitirdikten sonra karar olarak “idam” diyor. Sarı efe Edip daha fazla konuşmasın diye isimleri verdikten sonra acele ile idam ediliyor. Adam idama götürülürken ciyak ciyak bağırıyor. Tarih onun bağırtısını niye yazmıyor diyor ki:

“Beni Mustafa Kemal’e götürün siz ne yapıyorsunuz Beni bunun için mi çalıştırdınız .. Bağırta bağırta adamı götürüp astılar ki ileride bu işlerle ilgili konuşmasın diye… İzmir suikastının hikâyesi budur. Sonra da her şey planlandığı gibi giderken silahlanmış bir grup subayın müdahalesi sayesinde paşaları asamadılar. Onu da çok iyi biliyoruz. Mustafa Kemal Paşa, Çeşme’ye çekiliyor. Fahrettin Altay vasıtasıyla mütemadiyen haberleşiyor. Bir an evvel paşaları da temizlemek istiyor fakat mahkeme bir türlü karar veremiyor. Bunun üzerine silahlı subaylar var çekin bu subayları diyorlar. Orduya emir veriliyor; “Tatbikat yapılacaktır. Çeşme’ye gelin!” Ordu, askerler Çeşme’ye çekiliyor. Fakat büyük bir subay grubu bu tatbikata gitmiyor. Orduya isyan ediyorlar. Bu subaylar şu karara varıyor;

“Eğer paşalara idam hükmü çıkarsa, içinde Kılıç Ali’nin de bulunduğu mahkeme heyetini öldürecekler. Sonra da idam ile yargılanan İstiklâl Savaşının kahraman paşalarını dışarı çıkaracaklar ve sisteme isyanı başlatacaklar.” Rauf Orbay o sırada memleket dışında olduğu için 10 yıla mahkûm ettiler. Düşünün adamın hiçbir kabahati yokken 10 yıllık bir ceza. Bilmem anlatabiliyor muyum ”8

İttihatçı muhaliflerin temizlenme kararı da çok önceden verilmiştir. Bunun formalitelerinin tamamlanma ve gerekçe oluşturma işi ‘istibdat Mahkemesine’ kalmıştır. Ünlü İttihatçı eski Maliye Bakanı Cavit Bey’in, mahkemenin, ısrarla yönelttiği iktidarı devirme teşebbüsünde bulunduğu suçlamasını reddedip, mahkemeden bu konuda delil isteyince çete reisi Kılıç Ali şöyle bağıracaktır:

“İstiklâl Mahkemesi delillere göre değil vicdani kanaate önem verir. Sizin bu ifadeniz bizi ikna etmemiştir.”9

Bu davaların sanıklarını da ‘şamil’ suçlamalarla idama mahkûm eden, daha doğrusu, ‘devlet’ tarafından verilen karara kılıf uyduran terör çetesi, suikastla hiçbir ilişkisi olmayan eski İttihat ve Terakkicileri 26-27 Ağustos gecesi Umumi Hapishane önünde asar. Böylece Mustafa kemal Paşa’nın, daha Sofya ateşemiliteri iken dönemin Maliye Bakanı Cavit Bey hakkında bir alım satım meselesi yüzünden söylediği ‘Böyle bir adam asılmayı hak eder’ buyruğu yıllar sonra yerine getirilmiş olur.10

İzmir suikastı davasının 1 numaralı sanığı ve suikastın planlayıcısı Ziya Hurşit darağacına giderken, kendisinden başka asılacakların da olduğunu öğrenince aynen şöyle dediğini, idamlarda hazır bulunan adli tabip Fahri Ecevit nakleder:

“Galiba hepsi ölüme müstahak değildi. Bir yanlışlık olmalı.”

Yine aynı tanığın şahit olduğu, idamlıkların asılmadan hemen önce darağacında söyledikleri son sözleri verelim: “Maarif eski nazırı Şükrü Bey iki kere asılıyor. Birincisinde ipi kopuyor. Son söylediği; “Vah… Vah… Vah…” Onun ardından ikinci olarak asılan Hafız Mehmet:

“Zulüm!… Zulüm!… Zulüm!… Zulümle yapılan bina payidar olmaz!”

Rüştü Paşa, sehpanın altına gelince haykırır:

“Harp meydanlarında ölümle bin defa göğüs göğüse geldim, fakat gözlerimi bile kırpmadım. Ama ölümün böylesi kahrediyor insanı!”

Halis Turgut: “Çocuklarıma söyleyin katiyen siyasetle uğraşmasınlar. Okusunlar, çalışsınlar, fikir adamı olsunlar! Yaşasın mefkûrem, payidar olsun Türklük! Bir Türk, Türklüğe nasıl fenalık yapar ”

Son olarak idam edilen Ziya Hurşit, idam sehpasının altında şunları söyler:

“Ben zaten başka bir şey beklemiyordum! Sizin elinizden yalnız bu gelir. Amma bu da bir zevk. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa, namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Zahmet buyurmayın. Ben işimi kendim görürüm.”

Böylelikle Mahkemenin verdiği travma dolu, bol idamlı bu kararla Anadolu tarihinin bol kanlı sahnelerinden birinin perdesi daha burada kapanıyor. Vesselâm.

KAYNAKLAR:

  1) Hakimiyet-i Milliye, 21 Haziran 1926, Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, s.418.

  2) Hakimiyet-i Milliye, 26 Haziran 1926.

  3) Hakimiyet-i Milliye, 27-30  Haziran 1926.

  4) Kılıç Ali, İstiklal Mahkemeleri Hatıraları, s.67, Fahrettin Altay, a.g.e., s.240,

  5) Feridun Kandemir, İzmir Suikastının İç Yüzü, 1/104-109.

  6) Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, 2/213.

  7) İsmet İnönü, Hatıralar, s. 213.

  8) Prof Dr. Faruk Özerengin’le Röportaj’dan Teklif, Sayı 6, 1987.

  9) Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 11 Ağustos 1926.

10) Lord Kinross, Atatürk, Londra, !964’ten naklan E. Baybars, İstiklal Mahkemeleri, 2/465.