İyilerin hikâyesini çok anlatın

Abone Ol

EDEP yoksulluğunu o kadar fazla çekmekteyiz ki.

Her an, her yerde bazı eşhasın kabalığını görüp

şaşmaktayız.

Havaalanında bagajlara doğru ilerlerken elektrikli

merdivende, arkadan gelen genç, öyle bir bağırdı ki; kenara çekil diye.

Dehşete düştüm yoksa bir felaket mi oluyor diye kaygıyla

arkama döndüm meğer ızbandut gibi gencin yolunu engellemişim.

Oysa eskiler, önlerinde yürüyen insana; yaşlı ya da

yaşıtları olsun aceleleri olduklarında, müsaade eder misiniz, geçebilir miyim

derlermiş.

Bazen önlerinde yürüyenleri çarpıp devirecekmiş gibi

hırçınlaşan insanları görünce şaşmaktayım. Yaptıkları hataları, incittikleri

kalpleri tamir için özür dileme mekanizmasını devreye sokmamaları da ayrı bir

handikap.

Fakat bazen de şaşıp kaldığımız örneklerle

karşılaşmaktayız.

Önceki hafta oğlu evlenen arkadaşımı, düğününe

katılamadığımdan telefon açıp tebrik ediyorum. Anlattığı bir anekdot, bu

zamanda böyle gençler var mıymış diye beni hayretler içerisinde bıraktı.

Delikanlı zaten güzel ahlaklı, merhametli, muhatabına çok

saygılı bir gençti fakat gelin de, tıpkı eşinin kumaşından mamul bir kalbe

sahipmiş.

Düğünleri olur, ertesi gün arkadaşım çocuklarını arar:

-Evde sıkılmayın, çıkın gezin, boğaziçinde şöyle denize

karşı bir balık yiyin, deniz havası size şifa olur, demiş. Gençler, peki

anneciğim deyip çıkmışlar ama delikanlı, Bugün anneannemin ölüm yıldönümü

deyip ikisi de Kur an-ı Kerim almış mezarlığa gidip okumuşlar sonra yaşlı

dedelerini ziyaret etmişler, diğer torunlarının kapısını açmadığı garip dedeyi

de alıp, Yuşa Aleyhisselamı ziyarete gitmişler. Akraba ziyaretini çok seven

delikanlı bir de teyzeme uğrayalım demiş, teyzesi hamsi balığı ayıklıyormuş,

hemen yeni evli gelin mutfağa girmiş, teyze ile beraber balıkları kızartmış,

sofrayı hazırlamışlar, dedeyi de alıp hep beraber mütevazı ama saray

sofralarından zengin yemeği yemişler. Akşam namazını da cemaatle kılıp eve

döndüklerinde, baba ocağına uğrayan gençler bu olayı, anneye anlattıklarında;

arkadaşım önce kızmış:

-Yavrularım ben sizi yolladım deniz havası alın, güzel

bir yemek yiyin ama siz bütün gününüzü ihtiyar dede ile geçirmişsiniz.

Sonra mutlulukla çocuklarına sarılan arkadaşım:

-Evlatlarım benim kusuruma bakmayın, aslında siz dünyanın

en pahalı yemeğini o garip, yalnız, kapısı açılmayan dedenizle yemişsiniz Allah

sizden razı olsun, onun hayır duası sizin için hazinelerden daha değerli demiş.

Bu olayı bana naklettiğinde, bir başka arkadaşımın gelini

ile olan anısını anımsadım. Bu anne, gelininin doğum günü olduğu için

hediyesini alır ve:

-Evladım sana gelmek istiyorum doğum gününü tebrik için

der, gelin çok sinirlenir:

-Ne münasebet canım, biz doğum günümü eşimle birlikte,

baş başa kutlayacağız, der.

Hayat bazen de böyle, yüreğimize acı bir çentik atmakta.

Nenem, sık sık şöyle derdi:

Dünya iyiler üzerine kurulmuş.

Hep kötüleri dilimize dolarız ya, asıl iyilikleri çok sık

birbirimize hatırlatmamız gerekmekte.

Belki o zaman iyiliğin rengi, ahengi hepimize bulaşır da

katılaşmış kalplerimizde bir nebze şefkat halesi oluşur.

İyilerin sayılarının artması dileği ile.