Her anne baba, çocuğunun toprağıdır. Toprağın kalitesi kadar gelişir çocuk. Toprakta ne varsa onu alır. Sevgi, saygı, nezaket, ahlak, adalet varsa toprağında anne babanın çocuk bu faydalı vitaminlerle gelişir ve topluma faydalı bir birey olur. Sevgisizlik, saygısızlık, kabalık, ahlaksızlık, adaletsizlik varsa anne babanın toprağında, çocuk bu zehirli kimyasallarla büyür ve çevresine zarar veren bir mahlûkata dönüşür.
Anne babanın iyi birer ebeveyn olması ne kadar önemliyse iyi bir kul, iyi bir eş, iyi bir arkadaş, iyi bir akraba olması da önemlidir. Çünkü çocuk sadece ebeveynlerinin nasıl bir anne ve nasıl bir baba olduğundan etkilenmez. Anne baba nasıl bir kul, eş, arkadaş, akraba ise çocuk kendi kulluk, eşlik, arkadaşlık, akrabalık ilişkilerini ona göre inşa edecektir.
Günümüz anlayışına göre göz bebeklerimiz olan çocuklarımız için iyi bir anne ve iyi bir baba olmak en önemli ve sanki tek maddeymiş gibi önümüzde duruyor. Çocuğu için saçını süpürge eden anneler, evlatları daha iyi imkânlara sahip olsun diye çok çalışan babalar… Öncelik sırasında hep birinci sırada olan çocuklar… Bu sırada gözden kaçırılan diğer ilişkiler…
İyi bir ebeveyn olmak için yalnızca iyi bir anne veya iyi bir baba olmak yeterli değildir. Dr. Byron Norton, “Bir çocuğun üç ebeveyni vardır; anne, baba ve anne ile baba arasındaki ilişki. Bu üçüncü ebeveyn çok etkilidir” der. Yapılan araştırmalara göre anne baba arasındaki ilişkinin sağlıksız olduğu durumlarda çocukların stres hormonunda artış, saldırganlık, yalan söyleme, düşük akademik başarı, kurallara uymama, yıkıcı problem çözme, utangaçlık, düşük benlik saygısı, içe kapanıklık ve depresyon gibi olumsuz durumlar ortaya çıkabilmektedir. Demek ki tek başına iyi bir anne veya iyi bir baba olmak yeterli değildir. Çocuğun sağlıklı bir kişilik gelişimi geçirmesi için üçüncü ebeveyn olarak adlandırılan anne baba arasındaki ilişkinin de sağlıklı olması gerekmektedir.
Sözgelimi çocuğun tüm ihtiyaçlarının karşılandığı ama anne babanın sürekli anlaşamadığı, kavga ettiği ya da birbirinden kopuk yaşadığı bir ev düşünün. Çocuk bu evde mutludur diyebilir miyiz? Çocuğun da aynı bizim gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılandıktan sonra sevgi ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Sevginin olmadığı, kavga ve gürültünün hâkim olduğu evlerde çocuk kendini güvende hissetmez.
Hayatta her şey stabil olmadığı gibi ilişkilerimizde de dalgalanmalar olabiliyor. Eşlerin arasındaki ilişkide zaman zaman inişler çıkışlar olabilir. Zaman zaman çok iyi anlaşırken bazen çözemediğimiz olayların içinde bulabiliriz kendimizi. Önemli olan, bu durumlarda nasıl bir tavır takındığımız, olayları nasıl çözdüğümüz. Uzlaşmacı bir tavırla çözüm mü arıyoruz, yoksa çatışmacı bir yaklaşımla olayları daha da içinden çıkılmaz bir hale mi getiriyoruz?
Unutmamak gerekir ki, hepimiz kendi çocukluklarımızdan örüntüler taşırız hayatımızda. Çocuğumuzun gelecekteki hayatında sağlıklı ve sevgi dolu örüntüler taşıyıp taşımayacağı bizlerin elinde.