İttifaklar stratejik yapılardır

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

SEÇİMLERE hızla yaklaşırken siyasi ittifaklar konusu gündemimizin başına yerleşti. Herkes seçimlerin sonuçlarını merak ediyor. Seçim ittifakları 1’den çok parti ile kurulduğu için, ortak noktalarda buluşup bir uzlaşma zemini sağlamak “zorunlu” hale geliyor. Ortaya çıkan uzlaşma metinleri 1 partinin değil; ittifakın paydaşı olan bütün partilerin çözümde birleştikleri konuları içine alıyor. Farklı partilerin ittifak kurmasının zorluğu ortada!

Bunlara ek olarak, yürürlükteki sistemin ortaya çıkardığı zorluklar var. Başkanlık sistemi, hükümet olabilmek için yüzde 50+1 oy alma şartını getiriyor. Siyasi partiler “iktidar olmak için” kurulur. Bu yüzden hükümet olmak isteyen bütün partiler, bir ittifakın içinde olmak zorunda. Sistem, partileri stratejik davranmaya itiyor. İktidar hırsı taşıyan kişiler, âdil olmayan davranışlar içine giriyor. Ülkeyi yönetmek yerine, algıları yöneterek âdil ve dürüst olmayan yollara başvuruyorlar.

Sistem “güçlü” olanı avantajlı duruma getiriyor. İtham ve polemikler birbirini kovalıyor. İç barış yara alıyor; düşmanlıklar oluşuyor. Fikir ve çözümler yerine, kara propaganda at oynatıyor. Kaos ortamında Saadet Partisi gibi söyleyecek sözü, sunacak çözümü olan partilerin önüne kalın duvarlar örülüyor. Meşruiyet içinde yapılan her şeye itiraz ediyorlar. Meselâ herkes için “hak” görülen, bir ittifak içinde yer alma konusu, Saadet Partisi için “yok” sayılıyor.

1974’te CHP-MSP koalisyonu kurulurken daha şiddetli tepkiler yaşandı. O koalisyonun önemini bir örnekle anlatayım:

“SENİ ALNINDAN ÖPEYİM”

BİR ziyaretimde, Saadet Partisi Alanya eski İlçe Başkanı Serdar Kısa anlattı: Hac için Kâbe’de bulunuyordum. Diyanet İşleri eski Başkanı, RP Gümüşhane eski Milletvekili Lütfi Doğan Hocam’ı gördüm. Namaz kılıyordu. Bitirince tanıştık. “Bana biraz Millî Görüş’ü anlat” dedim. Dua ve ibadete devam edeceğini söyledi. Bitirdiğinde hâlâ beklediğimi görünce, “Mademki dinlemek istiyorsun, bir hatıramı nakledeyim” diyerek başladı:

“1974’te CHP-MSP koalisyonunu kurduk. Bazı arkadaşlarımız ve İslâmî gruplar bir sol partiyle hükümet kurmamızı istemiyordu. Ben de istemiyordum; birliğimiz bozulmasın, diye ses çıkarmadım. O hükümette başbakan yardımcısı olarak görev yapan Erbakan Hoca beni aradı. ‘Ali Yakup Cenkçiler Hoca hastalanmış, ziyaretine gidelim’ dedi. Kararlaştırdık. İstanbul’da Emin Saraç Hoca’yı da alarak evine gittik.

Vardığımızda Hoca yorgun, bitkin şekilde yatıyordu. Ağır hasta olduğu belliydi. Bizi kapıda görünce heyecanla kalkarak dedi ki:

“Azizim Necmettin, gel seni alnından öpeyim! Sen, bu ülkede dikkate alınmayan Müslümanların varlığını hissettirdin. Bizlere 2. Hudeybiye’yi yaşattın. Allah senden razı olsun!”

Lütfi Doğan Hoca devam ediyor: “Orada Erbakan Hoca’nın büyüklüğünü, CHP ile koalisyon kurarak yaptığımız işin önemini kavradım. Diyanet İşleri Başkanlığı yaptım. Pek çok siyer kitabı okudum. Fakat koalisyonla Hudeybiye anlaşması arasındaki bağlantıyı kuramamıştım.”

Koalisyon ve ittifaklar birden çok partiyle yapıldığından stratejik yönleri vardır. Düz düşünenlerle, konunun stratejik boyutunu dikkate alanlar aynı sonuca ulaşamazlar.

AKIL İÇİN YOL BİR

ŞARTLAR Saadet Partisi’ni belirleyici ve yönlendirici olma konumuna getirdi. Bunda Saadet Partisi’nin sorunları birlikte müzakere etme; birleştirici, kucaklaştırıcı olma özelliğinin rolü büyüktür. 11 senedir Erbakan’ı anma programlarına bütün siyasi partileri davet etti. Hepsine söz hakkı verdi. Onlarla sıcak ilişkiler geliştirdi. 1,5 senedir, genel başkanlar düzeyinde Türkiye’nin problemlerini “birlikte” müzakere sürecini başlattı.

Altı siyasi lider 14 kere bir araya geldi. Yol haritalarını belirledi. Anayasa taslağı hazırladılar. Hükümet programına esas olacak “Ortak Mutabakat Metni” oluşturdular. Genel başkan yardımcıları düzeyinde politika kurulu komisyonları kurdular. Millet İttifakı oluştu. İktidara hazır hale geldiler. Sistemin hükümet kurma şartı olarak getirdiği yüzde 50+1 oy alma gereği, seçimlere “ortak listeyle girme” kararı aldılar.

Saadet Partisi’nin hükümette bulunmasını istemeyenler, “CHP’ye mi oy vereceksiniz?” havasını pompalamaya başladılar. Bilinsin ki, bu sonuç 1,5 yıllık ortak çalışmanın ürünüdür. Bunda seçim sisteminin azizliğinin de etkisi vardır. Ortak listeyle seçime girildiğinden, Saadet Partisi, CHP ambleminin üzerine mührünü basarken, gerçekte Temel Karamollaoğlu’nun “cumhurbaşkanı yardımcılığı”na; ortak listeyle seçime giren “Saadet Partili milletvekili adayları”na oy vermiş oluyor.

Aksini savunanlar seçim sistemindeki haksızlıkları engellesinler! AKP hiçbir zaman Saadet Partisi’ne böyle bir imkân vermedi. Hatta, “Partinizi kapatın da gelin” deme cüretini gösterdi. Seçimlerin huzur ve barış ortamında geçmesi en büyük arzumuzdur.