İttifak kiminle nereye?

Abone Ol

Kamuoyunun bir ayı aşkın süreden beri ilgiyle izlediği AK Parti Saadet ittifakı dün itibarıyla kilitlenmiş görünüyordu.

Saadet büyük bir fedakârlık yaparak, yıllardır sürdürdüğü çizgisi ve söylediği sözlere rağmen, duruşunu bozmadan bir anlık yutkunarak, seçim işbirliği teklifine pekiyi demiş ve “çocuğun annesi” olarak AK Parti çatısı altında seçime girmeyi kabul etmişti.

Tabi ki kolay değil. Herkesin içine sinmeyebilir. Ama itaatin esas olduğu yerde başka söze ne hacet.

Anlaşıldığı kadarıyla seçim işbirliği için karşılıklı öne sürülen şartlarda ilkesel olarak pürüz yok. Sorun sadece milletvekili sayısında düğümlenmiş gözüküyor.

Şöyle sormalı, senin seçip getireceğin adamlar kimin babasının oğlu Neylerine güveniyorsun Menfaat etrafında kümelenmişlerin, bir düdük sesiyle kaçıp gitmeyecekleri kimin garantisinde

Atalar demiş ya,  düş te gör!

2000 yılındaki o meşum kongreden bu yana tefrikanın getirdiği büyük sıkıntıları bu camia göğüsledi. Dönüp arkasına bakmadan hak bildiği yolda yürümeye devam etti.

Saadet onların şahsiyetlerine değil, gittikleri yola laf söyledi... Ateş’e düşmekten kurtarmaya çalıştı.

Bu yüzden gün geldi, Ergenekoncu, gün geldi Esatçı, gün geldi paralelci, gün geldi Vehhabi, gün geldi, İrancı ilan edildi. Bu asılsız ithamlara aldırış etmeden hak bildiğini söylemeye ve savunmaya devam etti.

Bugün de her şeyi sineye çekip aslında “fedakârlık” yaparak uzatılan eli boş çevirmedi, varız dedi. En zor dönemlerinde yanlarında olmayı bir kardeşlik görevi telakki etti.

Süreçte yakından müşahede edildi ki, AK Partiyi AK Partililer değil sanki “gizli bir el” yönetiyor. Yapıcı tavırlara rağmen anlaşma tamam dendiği bir anda görüşmelerin tıkanmasının başka izahı yok.

Her şeye rağmen umarım AK Parti kendisine uzatılan bu samimi eli, boş çevirmez.

Milletimiz teveccüh göstermezse 13 yıldır Meclis dışında kalan Saadet;  bir dönem daha dışarda kalır.

Ya iktidar sahipleri... Onlar iktidarı kaybettikleri an, söylemeye dilim varmıyor ama ya ülkeyi terk edip kaçıp gitmek zorunda kalacak ya da Yüce Divan gündeme gelir. 

Bugünkü tabloyla AK Parti’nin 7 Haziran’dan daha iyi bir sonuç alması mümkün gözükmüyor. Sandıktan aynı sonuç çıkarsa ya -TBMM’deki 3 partiden biriyle- hükümet kurulacak ya da hükümet kurma görevi CHP’ye verilecek.

Her iki seçenek de ülke için karanlık bir tablonun habercisidir. Tabi bu arada AK Parti, Saadet yerine CHP ile ittifak yapmış olacak.

Milli Görüş Hareketi birkaç milletvekili hesabıyla ölçülecek dava değildir. Kar-zarar hesaplarını ehline bırakalım.

Korkarım ki mütekebbir tavır, yeni 28 Şubatlara davetiye çıkaracak ve son pişmanlık fayda etmeyecektir.

AK Parti kadroları 7 Haziran’dan beri mırıldandıkları “kendim ettim kendim buldum” şarkısını şimdiden iyi ezberlemeli, hatta seçim müziği bile yapabilirler.

Tercih senin. İster kardeşin Saadet ile ittifak yap. İster iyice kin bilettiğin, ezeli düşman CHP’yi iktidara taşı. 

AKP değerlendirebilirse kamuoyunun bu kadar destek verdiği bir dönemde Saadet, kendisi için “tünelden önceki son çıkıştır”.

Kendilerine uzatılan zeytin dalını, ellerinin tersiyle iterler mi dersiniz