İtiraf ve özür -1-

Abone Ol

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, tüm kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan da münezzeh olan Allah’ımız: Hamtlar sana, salât-ü selâmlar da Resulüne ve âline... Seni -kulun ve Resulünün diliyle- sena ile şükreder, senden yardımla, isyanlarımız için istiğfarla özür dileriz. Senin bildiğin, gördüğün, şahit olduğun, izin verip, yarattığın meleklerine de kaydettirdiğin (Kaf/16-18, İsra/13-14, Yasin/65, Kehf/49) günahlarımızdan bizleri Gaffar, Tevvab ism-i şeriflerinle sevindir, arındır... Âlemlere rahmet kıldığın Habib’in hürmetine yüce huzurundan, kapından boş çevirme bizi... Lütfunla, kereminle, Vehhâb isimlerinle muamele buyur. Senin mülkünde senin nimetlerinle sana isyan, tağutlara itaat ediyoruz.

Bildiğin günahlarımız çok olsa da senin rahmet ve mağfiretinin, kereminin sınırsız ve sonsuz olduğunu da biliyoruz. Bize tevbeyi, istiğfarı, duayı emreden de sensin. Bu cesaretle sana yalvarıyoruz... Hem de batıl yollardayken, haram lokmalar midemizdeyken... Musibetlere rağmen yine de ders ve ibret alamıyorken... GÜNAHLARIMIZI BİLİYOR VE İTİRAF EDİYORUZ: Musibetlerimizin de günahlarımızdan olduğunu biliyoruz (Şûra/30). Günahlarımızın bize zulüm olarak döndüğünü de biliyoruz.

-Seninle yaptığımız “kulluk sözleşmemizi” ihlâl ettik (Araf/172). Sözümüzden/taahhütlerimizden (Maide/1) döndük. Senin mülkünde (yeryüzünde) yolcu/misafir, halife ve kul olduğumuzu, sana verdiğimiz sözleri unuttuk. Gaflete, dünyalıklara daldık; vehne müptela olduk. Senin adına “nikâh” ve “yemin” bile yapamıyoruz.

-Yeryüzünde “halife” ve “kul” olarak senin hükümranlığına girip, tağutları ret ve inkâr edeceğimize tersini yaptık. Senin emir ve tavsiye buyurduğun sırat-ı müstakim/İslam yolu/düzeni/dini/hayat tarzı yerine, yasakladığın batıl din/düzen/yol ve hayat tarzlarına yöneldik. Onları beğenip, onlara rağbet ettik (En’am/153, Fatiha, Yasin/60-61, İsra/9). “Başımız yok. Toplu istiğfar bile edemiyoruz.”

-Senin yasakladığın “gadaba uğramış” Yahudilerin, “dalaletteki” Hıristiyanların (Fatiha/son) ve beşeri ideolojilerin/düzenlerin yollarına/dalalete saptık. Şeytana uyduk. Yolunu beğenmeyerek batıl/düşmanlarımızın yollarına girdik.

-Hayat kitabımızdan yüz çevirdik (Taha/124). “Dar”a ve zillete düştük.

-Ticaretimizde “ölçüyü, tartıyı adaletle” yapmıyoruz (Rahman/8-9).

-Çoğunlukla namazı terk ettik, zekâtı da. Böylece “doğru yol” talebinde bile bulunamıyoruz. Nasıl ulaşacağız?

-Şükredeceğimize nankörlük içindeyiz. Bu nedenle “huzuru”, “güveni”, “refahı” kaybedip, “yoksulluğa”, “korkulara” müptela olduk (Nahl/112). Haramlarından daha çok virüsten korkuyor, kaçıyoruz. “Takva” yerine maskeye sarılıyoruz. Çırpınıyoruz, şaşkınız... Geçmişte azgınlıkları nedeniyle helak ettiğin kavimlerin tüm isyanları bizde fazlasıyla var. Bu konuda ümmet olarak toptan helakimizin olmayacağına inanıyoruz. Habib’ine miraçta bu teminatı verdiğine inanıyoruz...

-”Yahudileri ve Hıristiyanları, kâfirleri veli edinmeyin” emrine aykırılıkla, senin velayetinden çıkarak, onların velayetine girdik (Ali İmran/118, Ankebut/41). Kapıda tutuluyor, içeri de alınmıyoruz, elhamdülillah... (Zilletimize değil, alınmadığımıza.)

-İyilikte ve hayırda yarışacağımıza, kötülüklerde, şerde yarışıyor, dayanışıyoruz.

-Kitabından yüz çevirmeye başlayalı iki yüz, hükümlerini/yasalarını terk edeli de resmen yüz yıl oldu. Senin ilahi mesajını, hayat veren hüküm ve ilkelerini beğenmeyip, terk ettik. Haçlıların/İslam düşmanlarının ilkelerini/yasalarını iktibasla onlara uyduk; onların egemenliğine/velayetine girdik.

-Senin huzurunda Fatiha okurken bile batıl/Batı yolunda yürümeye, olmaya, AB kapısında beklemede ısrarlıyız. Ve bu yanlış yolda senden yardım isteme gafletindeyiz. Senin yoluna girmeden, senden yardım alamayacağımızı da bilemiyoruz.

-Atalarımız senin dinini “ikame” ediyor, onunla hükmediyorken, izzetliyken; biz onların yolunu terk ile “dini” ilga ederek zillete düştük...

-Senin idarene/iradene, rızana kullarınkini tercih ettik. Kullara kulluğu tercih ettik.

-Sen bize “tevhitte vahdeti” emrediyorken (Ali İmran/103) biz AB kapısında/yolunda demokrasiyle, particilikle bölünüyor, birbirimizle yarışıyor, çatışıyor, tekbirle birbirimizi öldürüyoruz.

-Sana ve birbirimize verdiğimiz sözlere vefamız kalmadı (Maide/1, Araf/172).

-Senin emrin aksine “düşmanlarını” ve “düşmanlarımızı” seviyoruz (Nisa/76, Mümtehine/1,4); savaşacağımıza... Onlarla müttefikiz. Zalimlere de meylediyor, boyun eğiyoruz. Senin dost-düşman kriterlerinin yerine tağutların kriterlerini tercih ediyoruz.