İthamiye tarikatı boş durmuyor

Abone Ol

Anlamanın yolu anlamak istemekten geçer

Barışmak için barış cümleleri kurmak yetmez; kelimelerin birbirini anlayışla karşılaması da şart.

Arandıkça her şey bulunur elbet. Öküz altında buzağı da.

Öküzün altında buzağı görenlerle buzdağını görmeden buzdağının arkasını görenler aynı kişilerdir hep.

Tavuğu çalınan müftünün mağduriyetini hesaba katmazlar da illa müftüye tavuk çaldırmak isterler.    

Çağdaş ‘itham tarikatının’ mürit ve mensuplarından bahsediyorum.

Bu ülkede en acımasız ayinleri onlar yapıyorlar.

Düşünce ve dünya görüşlerini beğenmedikleri kimselerin yanaklarından kızgın şişler geçirmekten tutunuz da kendileri gibi olmayan kişilerin içlerini yarıp niyetlerini okumaya varıncaya kadar daha bir sürü ayinleri var.

Bu tarikatın mensuplarınca herkes aynı kişiyi ve aynı şeyi sevmek zorundadır. Şayet karşınızdaki kişi sizin sevdiklerinizi sevmiyorsa o taşlanmayı ve de lanetlenmeyi çoktan hak etmiştir.

Giyim, kuşam ve aile yapısı da onlarınkine benzemek zorundadır. Şayet böyle değilse hemen sanık sandalyesinde bulursunuz kendinizi.

Size söylemediğiniz şeyleri söylettirirler.

Eski söylediklerinizi zamanı gelince karşınıza çıkarırlar.

Bir zamanlar şöyle demişti, böyle konuşmuştu, şunlarla oturup kalkmıştı gibi.                     

On yıl öncenize iki yıl sonranıza yığınaklar yaparlar.

Yanlıştan dönmüş olmanıza hamletmezler de bu değişiminizi, hep aynı noktada kullanışlı bir malzeme olarak kalmanızı isterler.

O derece acımasızdırlar.

Yıldız Üniversitesi sosyoloji bölümü profesörü Ergün Yıldırım’ın Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığına geçme ihtimali karşısında koparılan gürültü tam da böyle bir hazımsızlık.

Bir uygulama yanlışsa ona yanlış tarafından doğru şekilde yaklaşmak varken, kendi dünya görüşüne ve mizacına uymayan yerinden yaklaşmanın son örneklerinden biri bu hadise.

Ergün Yıldırım sadece akademik titriyle değil aynı zamanda kültürel kamuoyunda entelektüel kişiliğiyle tanınan bir isim olmasına rağmen bu yönü teğet geçiliyor.

“Tehcir Günerinde Aşk” romanından ise hiç haberdar değiller.

Öne çıkarılan tarafları deformasyon marifetiyle bağlamından koparılmış yakıştırma ve ithamlar.

2011 yılında bir yazısında kadınların diline pirsing takılmasını teklif etmiş, yok efendim kadının yeri evidir demiş. Eşcinsel yaşam aleyhine konuşmuş… Bütün bunların doğru olduğunu farz etsek bile bir profesör olarak atanacağı fakültede dekanlık yapmasına yasal anlamda mani olan tarafı nedir

Din sosyolojisi alanında kafa yorması mı

İnsanları daha uygulamaya geçmeden yargılamak işte böyle bir şey.

İstememe duygusunun zorunlu olarak ürettiği bahaneler bunlar.

Daha koltuğuna oturmadan, bunlar böyledir, böyle yaparlar gibi bir sonuca varmak nasıl bir psikolojinin mahsulüdür acaba

Aynı şeyi daha koltuğuna oturur oturmaz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Prof. Dr. Ayşen Gürcan’a karşı takınılan tavırda da görüyoruz.

Rivayete göre bakan hanım bir süre önce  ‘"Müslüman bir kadının börek yapmasını bilmemesi halinde ailesinin dağılacağı" şeklinde bir tiwit atmış.

Şimdi ithamiye tarikatı bu çiçeği burnunda hanım bakanın peşinde. Neden, niçin, niye… diye bir sürü soru soruyorlar, bezdirinceye kadar. Bir insan ileride bakan ya da herhangi önemli bir kişi olacağından habersiz böyle şakalar yapamaz mı

Ya da kalbe giden yolun mideden geçtiğini mübalağa sanatına başvurarak ifade edemez mi

Hepsinden ötesi her türlü zafiyetle malul olan insan yanlış yapamaz mı, hata edemez mi

Keşke herkes herkesin yanlışlarını ve hatalarını doğru bir yerden hatırlatıp gidermeye çalışsa. Ah keşke!..