Günümüzden yaklaşık otuz-otuz beş yıl önce başlattığımız
sloganlar o zamanki tabiri ile Sakatı acıma iş bul, üretici olsun. Fırsat
eşitliği verilsin. İmkân ver, imkânsızlığı iste. gibi sloganları pankartlara
yazar, Sakatlar Haftası ve diğer özel günlerde caddelerde ve çeşitli
toplantılarda haykırırdık. Arkasından da engellilerin eğitimli ve ülke
yönetiminde söz ve karar sahibi olması gerektiğini söylerdik ve şiddetle de
savunurduk. Ayrıca dilencilikle ve duygu sömürüsüne karşı önemli mücadeleler
verdik. Şimdi ise son yıllarda bu istismarcılık boyut değiştirerek başka
alanlara taşıyan, insanların dini duyguları ve acıma hislerini farklı
metotlarla kullanmaya devam edenler var. Üstelik bunlar engelli sivil toplum
kuruluşları adına yapılıyor.
Öyle ki hacca, umreye götürmek suretiyle, engellilerin
dini vecibelerini yerine getirme adıyla dini hassasiyeti olan merhamet sahibi
Müslümanları maalesef kolay kandırıyorlar. Halbuki, hacca ve umreye gitmek
yoksul insanlar için mecburiyet değildir. Buna rağmen din istismarcıları bazı
medya organlarını da kullanarak gayet ustaca ve profesyonelce işlerine devam
ediyorlar. Diğer bir taraftan Anadolu adını kullanarak sözüm ona dernek kurup
istismarcılığın başka bir boyutunu icra ediyorlar. Bunlar da, Biz engellilere
tekerlekli sandalye yardımı yapıyoruz. argümanını kullanarak yapıyorlar. Bir
başkası Engelliler adına tiyatro yapıyoruz. diyerek bu istismarcılığı devam
ettiriyorlar.
Toplum nezdinde bunların eğrisi doğrusu, kurusu yaşı fark
edilmediği için bütün engellileri aynı kefeye koymak takdir edersiniz ki doğru
değildir. Hatta Anadolu Engelliler Birliği Derneği ve diğer bilinçli engelli
kuruluşlar ve bireyler bunlarla her alanda mücadele etmektedirler.
Yukarda bahsettiğimiz hac ve umre konusu Diyanet İşleri
Başkanlığı nın görev ve yetki alanı içerisindedir. Hatta bu konu ile alakalı
önemli çalışmaları ve icraatları vardır. Bundan dolayıdır ki başkalarının
istismar etmesine izin verilmemelidir. Kaldı ki, engellilerin tekerlekli
sandalye gibi araç ve gereçlerini temin eden, karşılayan bir takım yardım
kuruluşları mevcuttur. Örneğin, Sosyal Dayanışma Fonu, Kızılay ve bir takım
vakıflar.
Söz konusu istismarların olduğu hususunda gerek
telefonla, gerekse bizzat gelerek serzenişte bulunup bunları şikâyet edenlerin
sayısı bir hayli çoktur. Yani zamanımızın bir kısmını bunlara ayırmak zorunda
kalıyoruz.
Gerçekten şuurlu ve dini hassasiyeti olan insanların
yapmış oldukları hayrın nereye gideceğini iyice tespit edip ona göre
davranmaları ve bu istismarcılara meydan vermemeleri gerekir.