Emekli Büyükelçi Kaya Toperi ile Balçiçek Pamir in söyleşisi dikkat çekici değerlendirmelerle doluydu. Toperi öyle değerlendirmeler yapmış ki, bir diplomattan beklenmmeyecek cümleler kurmuş. Diplomatlar muhataplarını incitici laflar etmemeye, söyleyeceklerini tek cümle yerine cümleler arasına sıkıştırmaya, bazen de mümkün olduğunca konuşmamaya dikkat ederler. Toperi ise Türkiye-ABDilişkileri konusunda söyleneceklerin hemen hepsini söylemiş. Biraz da sert bir üslup kullanmış.
Söz gelimi CIABaşkanı nın Ankara ziyareti ile ilgili bir soruya Toperi şu karşılığı veriyor:
"CIA kalkıp taa Amerika dan PKKkonuşmaya gelmez. Irak tan çekilirsem sana ne kadar güvenebilirim ve İran a girmeye karar verirsem sen nerede durursun sorularının cevabını bulmaya geldi. Bir de amaç dünyaya Türkiye yanımda demek."
Peki Türkiye de bu sorulara ne karşılık verildi
İşte bunu bilmiyoruz ama sanırım millet olarak bilmeye hakkımız var. Hakkımız var da nedense millet hep olayların dışında tutulur ve bilgiler üçüncü, dördüncü ağızların açıklamaları ile kendisine yansıtılır. Ülkemizde genellikle halksız demokrasi sergilenir.
Toperi nin bir başka tesbiti de şöyle:
"Türkiye nin jeopolitik önemini unutmamak gerek. İstikrarlı ama çok güçlü olmayan bir Türkiye istiyorlar."
Türkiye nin istikrarlı ama güçlü olmasını istemeyenler kimler
Tüm dost bildiklerimiz. Daha doğrusu bu ülkeyi yönetenlerin ısrarla "dost ve müttefik" olarak takdim ettikleri.
Böyle dostluk olur mu Yani bizim güçlü olmamızı istemeyen ya da güçlü olmamızı kendi çıkarlarına aykırı güren bir ülke dost ve müttefik olabilir mi
Türkiye nin güçlü olmasını çıkarlarına aykırı görenlerle birlikte olmak yerine yeni bir dünya oluşturmak ve bu yeni dünyada yeni dost ve müttefiklerle olmak mümkün değil mi
Tabi mümkün Bazı zorlukları var elbette. Bugün bizim güçlü olmamızı istemeyen ülkeler yeni bir oluşumu engellemek için harekete geçecek, içerideki maşalarını "civcivlerini" devreye sokacaklar, ülkenin yönünü bu sahte dostlardan bir başka istikamete çevirmek isteyenlere ellerinden geleni yapmaya çalışacaklardır. Söz gelimi Refahyol koalisyonun yıkılmasında olduğu gibi. Ancak, tüm bunlar göze alınmadan ve milletçe elele vererek direnmeden de şahsiyetli ve tam bağımsız bir ülke haline gelmenin mümkün olmayacağını bilmek durumundayız.
İstikrarlı ama güçlü bir ülke olmamızı ABD gibi dost sandığımız ülkelerin istemediğini bilmek ve bunu söylemek yeterli değildir. Yeri geldiğinde bu dünya jandarmalığına soyunmuş güç karşısında yelkenleri indirmemek, gerekirse direnmeyi göze alabilmek gerekiyor.
Bilinmelidir ki, dünya jandarmalığına soyunmuş olan ABD sanıldığı gibi yenilmez değildir. Her istediğini elde edebiliyorsa, karşısında ciddi bir güç görmüyor olmasındandır. Bir zamanlar Sovyetler Birliği de yenilmez bir güç gibi takdim ediliyor ve algılanıyordu. Afganistan da öyle bir şamar yedi ki kendi birliğini bile dağılmaktan kurtaramadı. ABD de Vietnam da yediği şamarın izlerini hâlâ silebilmiş değil. Afganistan ve Irak ta batağa saplanmış durumdadır. Onu saplandığı bataklıktan kurtarmak bize düşmez.
Önemli olan ABD ya da bir başka gücün dünyayı ele geçirme planı değil, bizim ne yaptığımız ve nerede durduğumuz diye düşünüyorum. Yani şahsiyetli dış politika. Sözün özü bu.