7 Haziran 2015 seçimlerinde tek parti iktidarı çıkmayınca
koalisyonlarla istikrar sağlanamıyor, bundan da ülke zarar görüyor denilerek
koalisyon hükümeti kurma imkânları bir kenara itildi ve erken seçime gidildi.
Hâlbuki en az üç koalisyon hükümeti kurma alternatifi vardı. Kısacası ülke
istikrarsızlığa sürüklenmesin diyerek 1 Kasım 2015 seçimlerine gidildi. Sonuçta
seçmen AK Parti ye tek başına iktidar çoğunluğunu tekrar verdi. Ancak,
kamuoyuna açıklanmasa bile Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında bir takım ters
düşmelerin, sıkıntıların yaşandığı iddiaları da kulislerde hiç eksik olmadı.
Milletvekili listelerinin hazırlanmasından partinin merkez yürütme kurulu
üyelerinin belirlenmesine, bazı bürokratların atanmasına kadar farklı bir
yaklaşım olduğu, bazı kararnamelerin Cumhurbaşkanı ndan geri döndüğüne kadar
çeşitli söylentiler yayıldı. Sonuçta bugünkü noktaya gelindi. Kısacası tek
parti iktidarına, yani Cumhurbaşkanı ve Başbakan ın aynı partiden olmasına
rağmen çift başlılık olduğu görüldü. Bunun sonucu olarak Cumhurbaşkanı ısrarlı
bir şekilde anayasa değişikliği ile başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini
ısrarlı bir şekilde savundu. Aslında bu noktada dışa yansıyan söylemlere
bakıldığında Başbakan ile Cumhurbaşkanı nın söylem ve duruşu arasında bir fark
yoktu. Buna rağmen Başbakan Davutoğlu çekilme kararı almak zorunda kaldı.
Sonuç olarak bu ayın 22 sinde AK Parti olağanüstü genel
kurulunu toplayacak. Yani genel başkanını seçecek. Aynı zamanda yeni genel
başkan yeni başbakan olarak Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilecek. Elbette
yeni genel başkanın belirlenmesinde kurucu lider olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan
yönlendirmenin ötesinde etkili olacak. Bu noktada AK Parti nin yeni genel
başkanı ve yeni başbakan kim olursa olsun, benzer sürtüşmelerin bundan sonra
olmayacağının bir garantisi yok. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ın AK Parti nin
kurucu lideri olma sıfatıyla her konuda son sözü söyleme hakkını kendinde
buluşu ister istemez Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin rahatsızlığına yol
açmaya devam edecek. Davutoğlu uyumlu bir isim olmasına rağmen işler böyle bir
noktaya geldiğine göre bundan sonra Başbakan olacak ismin bulunduğu koltuğu
sadece Başbakan sıfatı ile doldurması, buna karşılık her konuda son sözü
söyleme hakkının Cumhurbaşkanı nda olduğu peşin kabulü ile o görevi kabul
etmesi gerekiyor. Bu durum ise şimdiye kadar emanetçilik olarak nitelendirilen
konuma yeni bir sıfat kazandırmak durumunda kalacaktır. Doğrusu, böyle bir
konumun uzun süre kabulü oldukça zor olacak ve benzer istikrarsızlıkları bundan
sonra da yaşayacağız demektir. Uzun yıllar koalisyonlar döneminin ülke için
istikrarsızlık yılları, bir diğer ifadeyle kayıp yıllar olduğu ileri sürüldü.
Bir türlü siyasilerimiz halkın verdiği sorumluluğu belli bir yaklaşım içinde
üstlenip ülkeye hizmet yollarını arayamadılar. Yani, aslında ülkemizde yaşanan
siyasi istikrarsızlıkların sebebi sistem ya da koalisyonlar değil siyasilerin
ben merkezli yaklaşımları olduğu görülmüş oldu. Eğer, öyle olmasaydı tek parti
iktidarında bugün yaşananların yaşanmaması gerekirdi.
Gelinen noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan ın başkanlık
sistemine ihtiyacı bundan sonra da daha yüksek sesle dillendireceğini söylemek
yanlış olmaz. Hatta son krizi başkanlık sisteminin yeni bir gerekçesi olarak
değerlendirmesi mümkündür. Peki, başkanlık sistemini de içeren yeni bir
anayasanın Meclis ten referanduma sunulacak şekilde geçirilmesi mümkün
olabilecek mi Düne göre bu ihtimalin daha azaldığını söylemek mümkün değil.
Bunun çeşitli sebepleri var. Özellikle muhalefet bundan sonra geçmişe göre
başkanlık sistemine daha fazla direnecektir. Kısacası, ülkemizde tek parti
iktidarında da bir siyasi istikrarsızlığın nasıl sağlanabildiğini, sistemlerin
sağlıklı işlemesi için anayasa kuralları ve yasaların tek başına yeterli
olmadığını, önemli olanın uygulayıcıların yaklaşımı olduğunu gösterdi.