Gündem

İstiklal marşımız 91 yıl önce kabul edildi

İstiklal marşımız 91 yıl önce kabul edildi

Abone Ol

İstiklal Marşımız 12 Mart 1921 günü "Milli Marş" olarak kabul edildi. O gün, Mehmet Akif Ersoy‘un yazdığ on kıtalık marş, Türkiye Büyük Millet Meclis‘inde kürsüden üst üte dört kere okundu. Milletekilleri ayakta dinledi ve alkışlarla kabul edildi.

724 şiir arasından "İstiklal Marşı" olmaya layık görülen marş, on kıtadır. İstiklal savaşı sırasında çekilen acılar bütün mısralarda dile getirilmiştir. Baştan sona bir milletin ümit kaynağı olmuştur.

Peki, nasıl seçildi?

Bu gün Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı denen bakanlığın o günlerde adı Maaif Vekâleti idi. İstiklal marşının tesbiti için bir yarışma açmıştı. Birinci gelene o zamanın parasıyla 500 lina armağan konmuştu. Yarışmaya 724 şiir katıldı.

Fakat hiçbri beğenilmedi. Mehmet Akif yarışmaya katılmamıştı. Sonra Maarif Vekilinin ısrarıyla on kıtalık bir şiir yazarak, Meclise gönderdi. Meclis kürsüsünden okundu.. Çok beğenildi. Tekrar tekrar okundu Bütü milletvekileri ayağa kalkıp hazırolda dinlediler.

Ve 12 Mart 1921 günü ittifakla "İstiklal Marşı olarak kabul ettiler.

Fakat Mehmet Akif, birinci gelen şiriine şairine verilecek olan 500 lira armağanı kabul etmedi.

"Bu şiiri milletime armağan ettim. Karşılık alamam" dedi. Oysa sırtına giyecek paltosu bile yoktu.

Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!

(Düşünce Dünyası)

Kazlar niçin "V" şeklinde uçar?

Bazan arkadaşımıza kızdığımız zaman "kaz kafalı" diye küçümseriz.

Halbuki gerçek hiç de öyle bildiğimiz gibi değil.

Bilim adamları araştırmalar sonucu kazların aslında ne kadar zeki hayvanlar olduklarını tesbit etmiş. Dahası birbirlerine karşı müthiş bir dayanışma içinde olduklarını gözlemlemişler.

Göç eden yaban kazlarının havada süzülürken "V" şeklinde bir formasyonla uçtuklarını gömüşsünüzdür...

Blim adamları, kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmş ve şu neticeleri çıkamışlar:

-"V" grubunun başında giden kaz hiçbir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz, lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer almş oluyor.

-"V" şeklide uçulduğunda, uçan her kuş, kanat çırptığında ankasındaki kuş için, onu kaldıran bir hava akımı medana getiriyor. Böylece uçuş menzillerini yüzde70 oranında arttırıyorlar.

-Bir kaz "V" grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu şekilde devam ediyor.

-Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bırakararak uyarıyorlar.

-Gruptaki bir kuş hastalanır yahut bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılıyor ve konmak üzere hasta kazın yanına gidiyor. Tekrar uçabilecek kadar onunla kalıp asla terketmiyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar.

İşte onlara bu marifeti öğreten kim? İnsanlar onları tek tek eğitemeyeceğine göre, onlara bu ilhamı veren bu kainatı bir düzen içinde yaratan bir Kudret olabilir.

(Bir Kıssa Bin hisse)

Başarının sırrı: Allah rızası

Bir gün Hazret-i Ömer, bir yere vali tayin edeceği kimseye şöyle der:

"Yarın mescidde beni bekle. Sana iyi bir valinin nasıl olacağını, başarılı olmanın yollarını anlatacağım."

Herkes acaba ne nasihatler verecek diye merak eder.

Ertesi gün, Ashabı Kiram‘ın hepsi gelir.

Vali gelince, Hazret-i Ömer, valiye hitaben der ki:

"Eğer başarılı olmak istiyorsan, namazını tadil-i erkanla vakti girince kıl! Ramazan-ı şerif gelince orucunu tut! Hac zamanı hacca git. Zekatını noksansız şekilde ver! Kelime-i Şehadeti çok söyle, imanını muhafaza et! Haydi, şimdi güle güle git."

Vali çok şaşırır:

"Ya, müminlerin emiri. Bunlar zaten İslamın şartları, ben başka şeyler de söyleyeceğinizi, valilik hakkında başarılı olmanın yollarını anlatacağınızı zannetmiştim."

"Allah buyuyuyor tamam. İslamın şartı beştir. Ben bunu altı yapacak değilim ya! Bu beş şartı doğru yapan, başarılı olur."

(Bu gün ne Dua edelim)

Ey Allah‘ım!

Sen bize yetersin. Ne güzel Vekilsin. Ne güzel Dost ve ne güzel Yardımcısın. Bizi bağışla!

Ey Rabbimiz, dönüş yalnız Sana‘dır.

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)

Dostlar alışverişte görsün

Nasrddin Hoca pazara çıkar... Dokuzunu bir akçaya aldığı yumurtaların onunu bir akçaya satarmış.

Dostları dayanamayıp sormuş:

"A Hoca, bu ne biçim ticaret?"

Hoca sakin sakin vermiş cevabını:

"Maksadım, kazanç değil. Dostlar alışverişte görsün."

(Tarih dede yazıyor)

Bedir savaşındaki ilahi yardım

Bedir savaşı bütün şiddetiyle devam ederken, Resul-i Ekrem Efendimiz, birden bir avuç ince kum alıp küffar ordusunun üzerine attı ve şöyle dua tti:

"Yüzleri kara olsun! Allah‘ım, kalplerine korku sal, ayaklarına titreme ver."

"Yüzleri kara olsun" sözü bir kelam iken onlardan her birinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç kum dahi her bir müşrikin gözüne gitti. Hücumu terk edip gözleriyle meşgul olmaya başladılar.

Kur‘an bu mucizeyi şu ayetiyle ilan eder:

"Onları siz öldürmediniz, Allah ödürdü. Attığın zamanda sen atmadın, ancak Allah attı..." (Enfal Suresi, 17)

Evet, Resul-i Kibriyanın avucunda küçücük taşlar zikir ve tesbih ettiği gibi, aynı avucuna alıp attığı kum ve küçücük taşlar da düşmana el bombası hükmüne geçiyor ve onları dehşete düşürüyordu.

(Masal)

Bencil Gümüş / Zekiye Çoban

Çıktım masal dağına,

El salladım bütün çocuklara.

Sanmayın büyükleri unuttum.

Onlara da selam uçurdum.

Masal dağı, hayal dağı.

Gitmek istersen,

Uzak değil Kaf Dağı.

Sözümüze bal sürelim.

Masal severleri bekletmeyelim.

Uçup, gümüş martıların yanına konalım. Onlarla da merhabalaşalım. Görelim bakalım ne yapıyorlarmış, deniz kenarındaki evlerinde? Kar, kış her yeri kaplamış. Hava soğuk mu

soğuk. Yiyecek bulmak çok zor. Bahar gelmek için sabırsızlanıyormuş. Lakin kış, bir türlü

yol vermiyormuş. Kurtlar, kuşlar, insanlar hepsi karınlarını doyurmanın, mutlu yaşamanın

derdindeymiş.

Anne martıya " Gümüş Anne" diye seslenirmiş yavruları. Günde kaç kez tekrarlarlarmış, sayısı belli değil. "Gümüş Anne acıktık, Gümüş Anne sıkıldık, Gümüş Anne canım balık istiyor, Gümüş Anne bu böceğin tadı acı, şu balığın tadı kaçmış, Gümüş Anne çok üşüdük, Gümüş Anne çok yorulduk!"

Gümüş Anne ne yapsın? Kaç parçaya bölünsün? Büyük bir sabırla yavrularının ihtiyaçlarını gidermeye çalışırmış. Onlara balık ve böcek yakalamanın, denize atılan ekmekleri kapmanın püf noktalarını anlatırken;"Yavru gümüşlerim, tatlı gülüşlerim kış günü yiyecek bulmak zor. Yemeğinizi sizden daha aç olan kardeşlerinizle paylaşmayı sakın unutmayın." dermiş.

Yavrularının sağlığı ve mutluluğu için çırpınan yorgun kanatlarına aldırış etmez, saatlerce kanat çırparmış.

Paylaştıkça çoğalır, gümüşlerim,

Paylaştıkça tatlanır, güzellerim.

Gümüş Anne yavruları için çalışıp çabalarken, her zaman paylaşmanın güzelliğinden bahseder, bencilliğin kötü bir huy olduğunu söylermiş. Gümüş Baba da " Anneniz haklı

yavrularım; sakın bencil olmayın, kaptığınız yemeği birbirinizle paylaşın, görün bakın az gördüğünüz nasıl çoğalacak?" dermiş.

Yavru gümüşler, anne ve babalarının öğütlerini dikkatle dinlerken, içlerinden biri hiç oralı olmazmış. " Ne zorlukla yakalıyorum ben o yiyecekleri neden başkalarıyla paylaşacakmışım, herkes kanat çırpsın uzansın" dermiş. Ve asla balığını, böceğini, ekmeğini, suyunu hiçbir yiyeceğini kimseyle paylaşmazmış. Yakaladıklarını hapur hupur midesine indirir, çevresinde aç kalmış martılara aldırış etmezmiş. Bencil Gümüş, anne babasının onca nasihatine rağmen bencilliğini sürdürmüş. Bencilliği onu kibirli bir martı yapmış. Herkese tepeden bakar, herkesi küçümser olmuş. Yakaladığı avlarla övünüp durmuş.

Günün birinde Bencil Gümüş, nefis ve büyük bir balık avlamanın keyfiyle kardeşlerine küçümseyerek bakmış. Kardeşlerinin avları daha az ve küçük görünüyormuş.

İçinden onlara gülmüş. "Kocaman gagalarında küçücük balık! Bir de onu paylaşmaya çalışıyorlar. Akıllarını yitirmiş olmalılar. Zavallı kardeşlerim, bu paylaşım yüzünden aç kalacaklar!" diye söylenmiş.

Bencil Gümüş, böyle düşüncelere dalmışken; kardeşlerinin ve arkadaşlarının az yemeği nasıl keyifli yedikleri ilgisini çekmiş. Türlü oyunlarla paylaşılan yemeğin az olsa bile onları çok mutlu ettiğini görmüş.

-Bu kadar mutlu olduklarına göre karınları doymuş olmalı, demiş kendi kendine.

Kafası karışmış. "İyi ama az nasıl yeter çoğa, azıcık yiyecek nasıl mutluluk verir bu kadar, hiç anlayamıyorum."

Bencil Gümüş, kardeşlerinin durumunu günlerce düşünmüş. Çok da olsa bu şekilde bencilce yediği yemek, kendisini hiç mutlu etmiyor sadece birkaç saatliğine karnını doyurmaya yetiyormuş. Hatta fazla yediğinden vücudunun yağlandığını, eskisi kadar iyi uçamadığını düşünmüş. Diğer martılardan da oyunlarından da ne kadar uzak kaldığını fark etmiş. Bencil ve yalnız yaşamak hiç de zevkli değilmiş. Paylaşmanın mutluluk verdiğini gözleriyle defalarca görmüş. O halde bu yanlışından dönmeliymiş.

Bencil Gümüş, nazlı nazlı süzülerek ailesinin yanına gitmiş. Yaptıklarının hata olduğunu söyleyerek onlardan özür dilemiş. Adını ve huyunu değiştirmekte kararlı olduğunu söylemiş. Kardeşleri ve arkadaşları bu habere çok sevinmişler. Gümüş martılar, karabacaklı,

Karabaşlı, kara kuyruklu, kırlangıçkuyruklu, güler martılar, akşamüzeri büyük bir balık partisiyle bu güzel haberi kutlamışlar. Masal burada bitmiş.

Bencil Gümüş‘ün yeni adı ne mi olmuş? Onu da siz bulun, sevgili çiçeklerim...

(Sizden gelenler)

Allah‘ım

Gece gündüz çağlarım

Sana gönül bağlarım,

Allah diye ağlarım,

Ne büyüksün Allah‘ım.

Göndüzü aydınlatın,

Geceleri kararttın,

Herşeyi Sen yarattın

Ne büyüksün Allah‘ım.

Sana yönelen yüzler,

Hep yaş akıtan gözler.

Seni yürekten özler,

Ne büyüksün Allah‘ım.

Ahmet İzmirli, İzmit

Bina yapıştırıcısı

İki deli kırtasiyeye girmişler.

Delilerden biri:

"Yapıştırıcı istiyorum" demiş. "Geçen depremde çatlayan evleri yapıştıracağım."

Kırtasiyeci şaşkın şaşkın bir yapıştırıcı uzatmış.

Ama ikinci deli kulağına eğilip fısıldamış hemen:

"Ona bakma, delinin biridir. Elindeki yapıştırıcının bina çatlaklarını yapıştıramayacağını ancak benim gibi bir akıllı bilebilir."

Kırtasiyeci ümitle:

"Ya öyle mi?"

"Evet," diye kasılmış ikincisi.. "Lütfen daha iyi bir marka yapıştırıcı ver."

Nedim Kara, İstanbul

Fatih

Güneş gibi bir çocuk doğdu

Adı Mehmed oldu.

Küçük Mehmed padişah oldu.

İstanbul‘u fethetti.

Osmanlıları kaldırdı,

Bizanslıları attırdı.

Birçok fetihler yaptı.

Adını "Fatih" yaptı.

Evrim Bağdatlı, İstanbul

(Bizden size)

Sevgili çocuklar, bahar mevsimi kendini iyiden iyiye hissettiriyor.

Karlar eridi, ilk cemre toprağa uğurlandı. Güneş gülümseyen yüzünü daha sık gösteriyor artık.

Gökyüzünün rengi maviye dönüyor. Zaten bahar, sayfalarımıza çoktan geldi bile.

Derslerinizde başarılı olduğunuzu biliyorum. Peki bol bol araştıma yapıp kendinizi geliştimek ister misiniz?

O halde mutlaka günlük gazete okuma alışkanlığı edinin. Böylelikle ufkunuzu geliştireceksiniz.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.