İstibdat tahakküm ve dayatmadır, bir grubun diğerini baskı
altına alması, özgürlüğünü kısıtlamasıdır. Gücü ellerinde tutan birey ya da
toplumlar adaletten uzaklaştıklarında, zayıflar üzerinde tahakküm kurmaya
başlarlar. Nitekim insanın fıtratında kötülük ve kötülüğe meyil vardır Eğer
İslam fertlerin kalplerinde yeşerip buradan bütün azalarına yayılmazsa,
kötülüğün önündeki barikatlar bir bir yıkılır ve insan vahşi bir varlığa
dönüşür. Böyle durumlarda ezilenlerin seslerini pek duyan olmaz, onlar despotların
çizmeleri altında yaşamaya mahkûm olurlar.
İnsanlık tarihine baktığımızda, güç ve iktidar sevgisinin
nice katliamlara, zulüm ve dayatmalara sebebiyet verdiğini görmekteyiz. Gücü
ellerinde tutan kişiler adaletten uzaklaştıklarında, zayıfları ezmeye, onların
haklarını gasp etmeye başlarlar. Zorbaların çizmeleri altında ezilen yoksul ve
zayıf halk ise çoğu zaman sessiz kalır ve öğrenilmiş çaresizliğe duçar olurlar.
Öğrenilmiş çaresizlik, fertlerin yaşadıkları haksızlığa
tepki verememeleri ve zamanla acıya alışmalarıdır. Bu insanlar, kanatları
kırılmış, özgürlüğü gasp edilmiş bir kuş gibidirler, uçmak için hevesleri
vardır fakat takatları kalmamıştır.
Zorbaların zayıflar üzerinde baskın gelme heveslerini
açıklayabilecek makul bir nedenleri yoktur. Nitekim ekonomik, siyasi, bilimsel
ve sosyal yaptırım gücü ile bütün dünyaya hükmeden toplumların neden hala
savaştıklarına, neden halkları katledip, onların yer altı ve yerüstü
zenginliklerine konduklarına makul bir cevap bulamazsınız. Başta da dediğim
gibi insanın doğasında kötüye ve kötülüğe meyyal vardır İstibdat kötülerin
karakteridir, kötülerin ilk kaybettikleri şey ise yeryüzünü ayakta tutan
adalettir.
Yaşam hakkı insanın temel haklarındandır. Dünyanın en ücra
köşesinde dahi bir kişinin yaşam hakkı elinden alınıyorsa bütün insanlık ayağa
kalkmalı ve bu cürme karşı koymalıdır. Fakat ne yazık ki günümüzde bütün dünya,
katliamları duyarsızsa seyrederken, katiller güçlü ilan ediliyor. Siyonist
odaklar, kör ideolojilerinin önünde engel gördükleri birey ve toplumları
acımasızca katlediyorlar. Filistin de, Afganistan da, Irak ta, Suriye de,
Libya da, Mısır da ortaya çıkan, kaos ve ölümlere yol açan küresel eşkıyaya
hesap soracak tek bir kişi dahi göremiyoruz İslam toplumları kendi içlerinde
yaşadıkları kargaşalarla meşgul oluyor, birbirlerine taş atmaktan öteye
gidemiyorlar. O yüzden zorbalar adımlarını daha hızlı atıyor ve kendilerini
dünyanın hükümranı olarak görüyorlar.
Günümüzde aileden, topluma, toplumdan bireye kadar uzanan
bir istibdatla karşılaşıyoruz. Gücü elinde tutan kişi ya da kişiler diğerleri
üzerinde baskı oluşturarak kendi iç çatışmalarını, aşağılık komplekslerini
bastırmaya çalışıyorlar. Hakları ellerinden alınan insanlar ise, çaresiz teslim
oluyor ve baskıya boyun eğmeye devam ediyorlar. Ne acı!