Libya, Suriye, Somali ve Irak’ta fitne haritaları çizip Kürt kartını emperyalizmin aparatı yapan Graham; Gazze’den İran’a nükleer ölüm çağrıları savurduğu nefret sarmalının ortasında gizemli bir ölümle yok oldu.
Ukrayna’dan Orta Doğu’ya uzanan kirli lobi ağlarının ve İsrail’e akan kanlı fonların Washington’daki bir numaralı savunucusu olan Lindsey Graham, Kiev’deki gizli İHA fabrikası ziyaretinin ve hemen ardından gelen Rus füzelerinin gölgesinde şüpheli bir şekilde öldü.
ABD siyasetinin en agresif, en militarist ve müdahaleci kanadının sembol isimlerinden biri olan Güney Karolina Senatörü Lindsey Graham, 71 yaşında geride devasa bir soru işareti ve derin bir kutuplaşma bırakarak aniden hayatını kaybetti. Ailesi tarafından "ani ve kısa süreli bir rahatsızlık" olarak duyurulan bu ölüm, başta Washington koridorları olmak üzere Moskova, Kiev ve Tel Aviv'de adeta deprem etkisi oluşturdu. İslam düşmanlığı ile bilinen Graham’ın ölümünün hemen ardından ortaya atılan iddialar, alelacele geçiştirilmeye çalışılan resmi anlatıların çok ötesinde, uluslararası istihbarat savaşlarını ve lobi ilişkilerini işaret ediyor. Ancak ölümünün ardındaki gizem ne olursa olsun, arkasında bıraktığı miras; insanlık suçu sayılabilecek açıklamalar, İslam düşmanlığı, tırmandırdığı nükleer savaş tehditleri ve muhafazakâr kimliğinin arkasına sakladığı derin ikiyüzlülüklerle doludur.
Trump muhalifiydi, yalakası oldu
Lindsey Olin Graham, 9 Temmuz 1955 tarihinde Güney Karolina’nın Central kasabasında dünyaya geldi. Nispeten mütevazı bir ailede büyüyen Graham, yükseköğrenimini Güney Karolina Üniversitesi'nde tamamladı; 1977 yılında lisans, 1981 yılında ise aynı üniversitenin hukuk fakültesinden hukuk doktoru (J.D.) derecesini aldı. Hukuk eğitiminin ardından askeri yargıya adım atan Graham, 1982-1989 yılları arasında ABD Hava Kuvvetleri'nde askeri savcı ve hakim olarak görev yaptı. Askeri jargona ve Pentagon koridorlarına olan aşinalığı da bu yıllara dayanıyordu.
Siyasi kariyerine Güney Karolina Temsilciler Meclisi'nde başlayan Graham, 1995-2003 yılları arasında ABD Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. Asıl gücünü ve küresel çapta tanınmasını sağlayan dönüm noktası ise 2003 yılında ABD Senatosu’na seçilmesi oldu. Ölümüne kadar Güney Karolina Senatörü olarak görev yapan Graham, Senato Adalet Komitesi Başkanlığı gibi son derece kritik koltuklarda oturdu. Siyasi çizgisi, pragmatizm ve keskin manevralarla doluydu; bir dönem Donald Trump’ı "Cumhuriyetçi Parti için bir felaket" diyerek en sert eleştiren isimken, kısa sürede saf değiştirerek Trump’ın en yakın halkasına, adeta onun "karanlık gölgesine" dönüştü.
Rusya mı öldürdü?
Graham’ın hayatını kaybetmeden önceki son 48 saati incelendiğinde, sıradan bir tıbbi kriz teorisini zora sokacak kadar çarpıcı bir kronolojiyle karşılaşılmaktadır. Ölümünden sadece iki gün önce Ukrayna’nın başkenti Kiev’de olan Senatör, burada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelmiş ve cephe hattındaki gelişmeleri incelemişti. Ancak bu sıradan bir diplomatik temas değildi; Graham, Kiev ziyareti sırasında gizli bir insansız hava aracı (İHA) üretim tesisini bizzat gezdi.
Bu ziyaretten yalnızca birkaç saat sonra, Rusya Savunma Bakanlığı Kiev'e yönelik yıkıcı ve nokta atışı bir füze saldırısı başlattı. Tam da Graham'ın ayak bastığı o gizli İHA fabrikası ağır füzelerle yerle bir edildi. Eş zamanlı olarak Rus füzeleri, Kiev’de üst düzey NATO komutanlarının ve Amerikalı yetkililerin konakladığı, Graham’ın da kaldığı iddia edilen stratejik bir oteli hedef aldı. Sahadan gelen ilk istihbarat raporlarına göre, Rusya'nın bu operasyonu gerçekleştirdiği sırada Graham ve bazı üst düzey Pentagon yetkililerinin hedef alınan koordinatlarda bulunma ihtimali oldukça yüksekti. Nitekim aynı saatlerde Donald Trump’ın Washington’da "acil" kodlu bir protokolle Beyaz Saray’a çağrılması, olayın sıradan bir bombardımandan çok daha büyük bir küresel krize işaret ettiğini gösteriyordu.
Graham bu yoğun sürecin ardından ülkesine döndü.
"Şimdi ölemem" demiş
Üst düzey kaynaklara göre, Senatör ölmeden önce Başkan Donald Trump ile son bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Ukrayna, Rusya’ya yönelik yeni bir yaptırım paketi ve İran’a yönelik olası askeri saldırılar masadaydı. Telefonu kapattıktan hemen sonra yanındakilere kendisini iyi hissetmediğini söyleyen Graham, planlanan Pazar günü televizyon programından sonra doktora gideceğini belirtti. Hatta yakın çevresine esprili bir dille, "Şimdi ölemem. Yapacak çok işim var; Rus yaptırımlarını yasalaştırmalı, İran işini çözmeli ve İsrail-Suudi normalleşmesini tamamlamalıyım" dedi. Ancak bu sözlerden yalnızca birkaç saat sonra öldü.
Bu ani ölüm üzerine Rus stratejist Alexander Dugin gibi isimler, olayın arkasında Trump'ı İran'a karşı tam kapsamlı bir savaşa sürüklemek isteyen Mossad'ın olabileceğini ve bunun Trump'a verilmiş bir "sıradaki sensin" mesajı olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti.
İslam düşmanıydı
Lindsey Graham'ın siyasi kariyerinin en karanlık, en tahammül edilemez yönü, Orta Doğu ve İslam dünyasına karşı beslediği amansız nefret ve faşizan dildi. Graham, sadece bir senatör değil, Washington’daki İsrail lobisinin en fanatik ve radikal yürütücü gücüydü. Savaş endüstrisi ve silah üreticileriyle kurduğu organik bağlar, onun dış politikadaki her krizde kan dökmeyi ve askeri müdahaleyi tek çözüm olarak görmesine yol açmıştı. Suriye, Irak, Afganistan, Libya ve Ukrayna’daki kanlı savaşların en ateşli savunucusu olan Graham, son yıllarda Gazze'de yürütülen soykırıma verdiği açık destekle insanlık vicdanında derin yaralar açtı.
Graham, televizyon ekranlarında ve Senato kürsüsünde uluslararası hukuku ve insanlığı ayaklar altına alan faşizan açıklamalara imza atmıştı. Gazze için "Orayı dümdüz edin. Ne gerekiyorsa yapın. Biz Berlin ve Tokyo’yu dümdüz ederken yanlış yapmadık. Gazze’de de aynısını yapmalıyız, gerekirse nükleer bomba atmalıyız" diyebilecek kadar gözü dönmüş bir barbarlığın temsilcisiydi. Filistinli çocuklara yardım ulaştırmaya çalışan çevre aktivistlerini dahi ölümle tehdit edecek, Trump’ı İran’a nükleer bomba atmaya teşvik edecek kadar radikal bir caniliğe sahipti. Bu nefret sarmalını meşrulaştırmak için açıkça "Bu, İslam ve Müslümanlara karşı bir savaştır" ifadesini kullanmaktan çekinmedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile olan ilişkisi ise Amerikan halkının çıkarlarını hiçe sayacak düzeydeydi. Netanyahu'nun ölümünün ardından anlattığı bir anı, bu körü körüne bağlılığın boyutunu gözler önüne seriyor: Netanyahu, Graham ile yaptığı son konuşmalardan birinde "Kendi savunmamızı kendimiz finanse edebiliriz" dediğinde, Graham adeta çılgına dönmüş ve "Asla bunu yapamazsınız! Amerikan yardımı İsrail'e akmaya devam etmeli!" diyerek Amerikan halkının vergilerinin ne pahasına olursa olsun Filistinlileri katleden bir savaş makinesine aktarılmasını savunmuştu. Graham, arkasında milyonlarca yetim, yerle bir edilmiş şehirler ve nükleer tehditlerle sindirilmeye çalışılmış bir İslam dünyası bırakarak öldü.
Libya, Somali, Suriye ve Kürt Kartı fitnelerinde hep aynı isim vardı
Graham’ın İslam dünyasına yönelik sömürgeci öfkesi yalnızca Filistin ve İran’la sınırlı kalmamış; Libya’dan Somali’ye, Suriye’den Irak’a kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kan gölüne çeviren emperyalist stratejilerin merkez üssü olmuştur. 2011 yılında Libya’nın işgal edilmesinde ve Muammer Kaddafi’nin feci şekilde katledilerek ülkenin bitmeyen bir iç savaşa sürüklenmesinde doğrudan payı olan Graham, Somali’deki askeri müdahaleleri de her fırsatta savunarak Afrika boynuzundaki Müslüman halkların sefaletini derinleştirmiştir. Suriye’de ise tam bir savaş simsarlığı ortaklığı yürüterek, tırlarla gönderilen ağır silahların, bombaların ve finansman fonlarının Washington’daki en büyük lobicisi olmuştur.
Onun sömürgeci zihniyeti, bölge halklarının huzuru ya da mazlumların hakkı için değil; tamamen İslam coğrafyasını istikrarsızlaştırmak ve bölerek yutmak üzerine kuruluydu. Nitekim Irak ve Suriye'de oynanan bölücü oyunlarda, Kürt halkının adını ve acılarını emperyalizmin bölgedeki askeri aparatı haline getirmek için kirli bir kart olarak kullanmıştır. Graham için ne Kürtlerin özgürlüğü ne de Suriyelilerin canı bir değer taşıyordu; onun tek derdi, sınırları yapay savaşlarla yeniden çizilmiş, kendi içinde birbirini boğazlayan, güçsüzleştirilmiş bir Orta Doğu yaratarak İsrail ve Pentagon çıkarlarına hizmet etmekti. Bölgeyi etnik ve mezhepsel fay hatlarına ayırmak için her türlü fitneyi fonlayan Graham, Müslümanların kanı üzerinden yükselen bu emperyalist kibirle, hafızalara halkların dostu olarak değil, coğrafyayı parçalayan sömürgeci bir iblis olarak kazındı.
İbretlik ölüm
Lindsey Graham’ın ani ve gizemli ölümü, arkasında bıraktığı savaş çığırtkanı ve İslam düşmanı mirasla birlikte uzun süre tartışılmaya devam edecek. Bir tarafta onun ölümünü bir "jeopolitik suikast" olarak gören istihbarat tezleri, diğer tarafta ise maskelerin ardına sakladığı çelişkili özel hayatı… Küresel emperyalizmin, siyonizmin ve silah baronlarının liderleri onun ardından yas mesajları yayınlasa da, dünya genelinde milyonlarca mazlum halk ve vicdan sahibi insan için Graham'ın gidişi, yeryüzünün daha güvenli ve daha nefes alınabilir bir yer haline gelmesi demek. Tarih onu bir devlet adamı olarak değil, döktüğü kanlar ve beslediği nefretle insanlığa karşı suç işlemiş bir savaş şahini olarak hatırlayacaktır.