İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarının, yeni kesintili-kademeli eğitim sistemi ile faaliyete geçecek olması bir kısım statükocu kesimleri ayağa kaldırdı, tedirgin oldular.
Bu anlayış ve çizgi ile asla ve kata iktidar yüzü göremeyecek olan bu çevrelerin unuttuğu çok ince ve hassas bir nokta var; oda şu:
İmam Hatip Liselerini başından bu yana sahiplenen, bina için arsa bağışlayan, binaları temelinden çatısına kadar inşa eden milletin ta kendisi.
"Bu zaten bilinen bir gerçek" dediğinizi duyar gibiyim...
O halde...
Vurgulamak istediğim bu gerçeğin başından beri bu şekilde olduğu...
Örnek mi
İşte örnek:
Yıl 1957...
İlim Yayma Cemiyetinin ilk Başkanı Avukat Seniyüddin Başak dönemin Başbakanı Adnan Menderese bir mektup yazıyor...
Mektup devlet kayıtlarında mevcut. İsteyen bakabilir.
Başkan Başak, yaptırdıkları İmam Hatip mektebinin tüm masraflarının Cemiyet üyeleri tarafından karşılandığını belirtiyor ve takıldıkları küçük bir husus ile alakalı olarak da Başbakan Menderesten ricacı oluyor.
Okuyalım;
"Pek Sayın Adnan Menderes
Eşsiz hizmetlerinize İlim Yayma Cemiyeti olarak katılmak maksadı ile Fatihte Fethiye semtinde Bin metrekare arsa üzerinde modern bir
İmam hatip mektebi yapmaktayız. Bu bina inşaatı ikmal edilmek üzeredir. İnşaat malzemesi izhar olunmuş ve hamiyetli azalarımızın cömertçe yardımları ile bedelleri ödenmiştir.
958 ders yılında (1958 yılında a.ö.) beşyüze yakın yavrularımızı bu binaya naklederek tedrisata yeni modern binada devam ettirmek ve müstakbel din adamlarımızı şimdiki köhne ahşap binadan kurtarmak için çalışmalarımıza zatı alilerinin feragatli çalışmalarınıza müvazi olarak hız verdik. Ancak, piyasada kalorifer malzemesi mevcut olmadığından ve haricden ithali müşkül bulunduğundan dolayı binada lüzumlu olan bu tesis dolayısıyla inşaat aksayacaktır.
Ahiren yıkdırılmış olan Kabataştaki inhisarlar dairesinden veya başka binalardan çıkarılmış bulunan kalorifer kazan ve tesisatının cemiyetimize verilmesine emir ve müsaade buyurmanızı derin hörmetlerimizle arz ve istirham eyleriz. 16/7/957
İlim Yayma cemiyeti idare kurulu Başkanı Avukat Senüyyiddin Başak"
Okullarda kıyafet özgürlüğü ne zaman
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçerden kıyafet yönetmeliğini değiştirerek, öğrencileri önlük ve okul formasına, öğretmenleri de takım elbise, kravat ve gömleğe mahkûm eden darbe mirası kıyafet yönetmeliğinden kurtarmasını istiyoruz. Okul önlüğü, forma ve takım elbiseden oluşan okul kıyafetleri tek tip öğrenci ve tek tip öğretmen profili oluşturuyor. Ve bu durum eğitim psikolojisiyle ve pedagojik anlayışla uyuşmuyor. Okullarda ve öğrencilerin zihninde monolitik bir kültür oluşturuluyor.
Eğitim ve bilim özgür ortamlarda ve özgür bireylerin kafalarında yeşerir. 40 derece havada kravat, ceket, gömlek ve önlük gibi giysileri bugün dahi zorunlu kılmak demokrasiyle ve özgürlüklerde bağdaştırılamaz. Milli Eğitim Bakanı Sayın Dinçerin 30 yıl önce cunta gölgesinde çıkarılan kıyafet yönetmeliğini toptan kaldırmasını istiyoruz. Öğretmenleri ve öğrencileri tek tip kıyafet giymeye zorlayan, kıyafet kuralına uymayanları bu gün bile cezalandırmaya devam eden bu yönetmelik kaldırılmalıdır.
Türkiyenin de imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine göre çocukların kendilerini ilgilendiren konularda söz söyleme hakkı var. Eğitim yuvalarının disiplinini tehdit eden unsurları kılık kıyafette aramak, okullarımızda kot pantolonu ve serbest kıyafeti tehlike olarak görmek, tutuculuktur ve çağdışılıktır. (Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı)
Akmedreseyi ne hale getirdiler, yazık!
"Selamünaleyküm Adnan Bey; Milli Gazetemden yazılarınızı elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum. İlginç analizlerinizin yanı sıra, en güzel bulduğum yanınız ise okura sayfanızda yer vermeniz. Adnan bey benim sizden istirhamım memleketim Niğdede yaşanan içler acısı bir duruma sayfanızda yer vermeniz. Bir nebze de olsa katkımız olursa ecdadımıza, milli ve manevi değerlerimize olan vefamızı göstermiş olmak adına kendimizi bahtiyar addedeceğiz.
Efendim, Mayısın ilk haftasında Niğdedeki bir kuyumculuk şirketi Osmanlı dedelerimizin binlerce alim yetiştirdiği Ak Medresede manken Tuğba Altıntopu getirterek pırlanta günleri düzenledi. Benim annemin dedesi 27 yıl bu medresede okumuş büyük bir alimdir. Müstehcen kıyafetlerle ve insanların şehevi duygularını galeyana getiren hal ve hareketlerle mihrabın önünde sözde mücevher sergilediler. Osmanlının, ecdadımızın binlerce alim yetiştirdiği bu mekandan başka yer mi bulamadılar da Akmedrese tercih edildi ben anlam veremedim. Bunda özel kasıt yoksa Akmedresenin tercih edilmesini yetkililer açıklasın. Bu rezalete izin veren başta Niğde Üniversitesi Rektörlüğünü ve Niğde Belediye Başkanını insafa davet ediyorum.. Ve ecdadımızın ahrette bunu yapanların yakalarına yapışacaklarını kendilerine bu dünyada hatırlatıyorum. Baki selam ve dualarımla. (YUSUF YİĞİT / NİĞDE)
Mihriban öksüz kaldı
O Lambada titreyen alevdi...
O Mihribandı...
Hasana Mektuplardı,
Vur Emri idi,
Kan Yazısıydı,
Beşinci Mevsimdi,
Yasaklı Rüyalardı,
Gökçekimiydi,
Gerdanlıktı,
Parmak İziydi,
Anadoluda Bahardı,
Şair-yazar Abdurrahim Karakoç ebedi baharına ulaştı...
Allah rahmetini daim etsin.
NOT: Bugün 10 Haziran 2012. Uyan da balığa gidelim... 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den beş ay on gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına nihayet başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama bugünlerde tık yok.. Takipçisiyiz...