İşte Cahit Zarifoğlu’nun mürşidi!

Abone Ol

Cahit Zarifoğlu’nun ebediyete uğurlanışının sene-i devriyesiydi, dün.
Çok yönleri konuşuldu, adına sempozyumlar düzenlendi. Ama bir yanının gerçekliği eksik kaldı, kanaatimce. O da merhum Zarifoğlu’nun tasavvufî yönü…

Şair ve yazar Cahit Zarifoğlu’nun farklı bir yanından bahsetmek istiyorum; Kayınpederi Nakşi şeyhi olan Cahit Zarifoğlu’nun kendisi de 1977 yılının sonbaharında, bir Halîdî şeyhi olan Abdürrahim Reyhan Efendi’ye intisap etti.

Akademisyen Büşra Sürgit’in 2014 yılında kaleme aldığı, “Cahit Zarifoğlu’nun Şiirlerinde Tasavvufun Görünüm Biçimleri” konulu, oldukça kapsamlı makalesinde çarpıcı bilgiler ve analizler yer almakta;

* “Cahit Zarifoğlu, mürşidi olan Abdürrahim Reyhan Efendi’ye aşk, hürmet ve hayranlık duygularıyla bağlıdır. Ondan aldığı dersler sayesinde manevi zorlukları aştığını ve bazı derecelere eriştiğini düşünmektedir. Şairin hususi mektupları bu hususta aydınlatıcı nitelik taşır. Zarifoğlu, 06.09.1980 tarihinde Ankara’dan bir dostuna yazdığı mektubunda, mürşidiyle beraber olduğunda nefsini ıslah etme konusunda oldukça başarılı olduğunu dile getirir. Abdürrahim Reyhan Efendi’nin Ankara’da bulunduğu süre içinde her akşam onun kaldığı dergâha gitmiş, hatme denilen zikir ve dualarına katılmıştır. Mürşidinin her adımını izlemiş, hâl ve hareketlerini örnek almıştır. Bu mekândan manevi bir zevk alarak ayrılmıştır. Ayrıca günahlardan kaçınma konusunda “olağanüstü bir kabiliyet kazanmıştır”.

* “Efendimizi sabırsızlıkla bekliyoruz. Emin olun teşrif ettiklerinde elini öpmeye yüzüm yok. Bir haftayı aşkın bir süre buradaydı ve ben bir gün hariç hep akşam üzerleri hatmeye katılmak üzere dergâha gittim. Şu anda gittikçe artan bir pişmanlık ve suçluluk duygusu içindeyim. Efendisine ihanet edip evinden kaçmış bir köle gibi suçluyum. O bir haftanın ve teveccühün tadı damağımda kaldı. O bir hafta içinde bütün azalarımı günahlardan sakınmak konusunda olağanüstü bir kabiliyet kazanmıştım. Seviniyordum ve hep böyle devam edecek sanıyordum. Efendim gittikten sonra yavaş yavaş azaldı ve yeniden o eski kepazelikler üzerime çullandı.”

“TÖVBE SANCAĞININ” AÇILDIĞI DUYGU YÜKLÜ DAKİKALAR

* “Zarifoğlu, mürşidine duyduğu hayranlığı ve onun, kendisi üzerindeki tesirini Menziller’de yer alan “Kayıt” şiirinde çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. O, dünyanın ve insanın çıkmazlarını, mürşidinin merhametli nazarları sayesinde anlamıştır. Şairin kurumuş dünyası bu sayede beslenip canlanmıştır.”

* “Sanatçı, bu şiirler(in)de de klasik bir anlatıma geçmiş, içeriğe uygun kalıp kullanmak istemiş ve beyit formunu kullanmıştır. İsyan ve öfke nöbetleri ile kibrini geride bırakan şair, maddeden arınıp manaya ulaşmıştır. Kesret âleminin aldatıcı görüntülerinden yüz çevirmiştir.”

* “Şiir metninde Nakşibendi tarikatında toplu olarak icra edilen bir zikir ve dua biçimi olan “hatme”den söz edilmektedir. Genellikle Pazartesi ve Cuma geceleri gerçekleştirilen bu ritüele tövbe ve istiğfar ile başlanır. Besmele, salavat, Fatiha, İnşirah ve İhlas sureleri okunur. Sonra eller kaldırılıp dua edilir. Metinde, dergâhta bir araya gelen sufilerin, şeyhin etrafında bir halka oluşturacak şekilde diz dize oturdukları ifade edilir. Avuçlar bir açılıp bir kapanırken kalp ön plana çıkmış, akıl sınır dışı edilmiştir. Herkes derin bir vecd içinde ilahî lütuflara ermeyi umut etmektedir. “Tövbe sancağının” açıldığı bu duygu yüklü dakikalarda, gözden Allah aşkıyla düşecek bir damla gözyaşı, “bir iri yakut” kadar değerlidir.”

***

Merhum Cahit Zarifoğlu hakkında bu kapsamlı çalışmasından dolayı Büşra Sürgit’e tebriklerimi iletiyorum.

SOHBETLERİNDE AŞKI, MUHABBETİ VE TEVAZUYU ÖNE ÇIKARDI
Cahit Zarifoğlu’nun sohbetlerinden büyük feyz ve ilham aldığı Abdürrahim Reyhan Efendi’den de kısaca bahsetmek isterim;

Abdurrahim Reyhan Efendi (K.S.) 1930 yılında Erzincan’ın Keleriç (Karakaya) beldesinde doğdu. Babası ‘Seyyid’ nesebli ve ‘Emiroğulları’ sülalesinden Hoca Hüseyin Efendi’, annesi Tûbî Hanım’dır. Hoca Hüseyin Efendi, Şeyh Muhammed Beşir el-Erzincani (K.S.) Hazretlerinin âlim ve fazıl en büyük oğludur. Muhammed Beşir Hazretleri, Halidî Kolu’nun Erzincan Şubesi, kurucusu Şeyh Muhammed Sami (Pir-i Sami) Hazretlerinin halifesidir.

Abdurrahim Reyhan Efendi, 14 yaşında yetim kaldı. Ailesinin geçimini sağlamak için bir yandan babasından tevarüs eden bağcılık ve tarım işlerini yürüttü, diğer yandan da marangozluk ve ustalık yaptı.
Askere gittiğinde okula gitmediği halde çavuş rütbesi verildi. Güven verici kişiliğinden ötürü askeri depoların güvenlik sorumluluğu da kendisine verildi. Bu görevleri arasında kitap okumakla meşgul oldu.
Pişkidağ köyünden Halil İbrahim Efendi’nin kerimesi Fatıma Hanım’la evlendi. Bu evlilikten Vehbi, Hüseyin Avni ve Rabia isimli üç çocuğu oldu.

Şeyh Efendisi Musa Baştürk Hazretleri’nin 04 Eylül 1973 tarihinde dar-ı bekaya irtihalleri üzerine, Nakşibendi Tarikatı, Halidî Kolu’nun dördüncü şeyhi olarak irşad faaliyetlerini yurt içinde ve yurt dışında yürütmeye başladı.

1986’da İstanbul’a yerleşti.
Sohbetleri ve irşad görevi sürerken, sayısı artan ihvan talebeleriyle, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, pek çok şehir ve belde, özellikle de Avrupa’nın birçok ülkesindeki dergâhlarda, sohbetler ve teveccühler yaparak irşad görevini yürüttü.

Bu mana halkasına dahil olanlar arasında merhum Zarifoğlu’yla birlikte, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan, Mustafa Miyasoğlu’nu sayabiliriz.

Sohbetlerinde aşkı, muhabbeti ve tevazuyu öne çıkardı. Anlaşılır bir dili vardı.
25 yıllık irşat görevinden sonra 24 Ocak 1998 tarihinde Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde İstanbul’da dar-ı bekaya hicret etti. Hem İstanbul hem de bir gün sonra Erzincan’da kılınan cenaze namazlarında muhteşem bir cemaat kalabalığının salavat, tekbir ve dualarıyla Terzi Baba Mezarlığı’nda dar-ı bekaya uğurlandı.

Makamı âli, mekânı cennet olsun. Amin.