İşte Bu Mayınlar Daha Tehlikeli

Abone Ol

Suriye sınırımızdaki kara mayınlarının temizlenmesi ile ilgili tartışmaları hatırlarsınız. Hani şu ortak bakanlar kurulu toplantıları yaptığımız zamanlardı. Serbest ticaret anlaşmalarının imzalandığı günlerdi. Futbol takımlarının dostluk maçları yapmak için birbirleriyle yarıştığı aylardı. Tam da bu bahar havasının estiği günlerde, sınırımızdaki kara mayınlarının temizlenmesi konusu, Ottawa Sözleşmesine uyum adına bir şekilde gündeme düşürüldü. Verimli topraklar bu mayınlar sebebiyle kullanılamıyor denildi. Hatta bu arazilerin organik tarım için uygun olduğu yönünde haberler yazıldı, söylendi. İşin ilginç tarafı bu mayınların temizlenmesi için daha çok İsrailli firmalar ilgi gösteriyorlardı. Para da istemiyorlardı. Sadece bu arazinin alt ve üst kullanımının kendilerine verilmesini talep ediyorlardı. Onlar bunu isterken sınır hattında petrol rezervleri olduğuna dair veriler ortalığa yayılmaya başladı. Bu tartışmaların etkisiyle birlikte, 12 Kıbrıs Adası büyüklüğündeki mayınlı araziyi temizleme işi bu firmalara verilemedi. Çünkü oyun içindeki oyun milletimiz tarafından görülmüştü. Tamam, mayınlar temizlenmeliydi ama işin içinde bir bit yeniği vardı. Sonuç itibariyle, Türkiye kendi bünyesinde oluşturduğu ekiplerle mayınların bir kısmını sınır hattından kaldırdı. Çalışmaların 2024 yılına kadar devam edeceği söyleniyor. Şimdi mayınları temizlediğimiz bölgeleri duvar örerek korumak zorunda kalıyoruz ya, neyse o şimdilik ayrı bir konu. 

Şimdi biz karasal mayınlardan daha tehlikeli olan mayınlara bakalım. Özellikle Arap Baharı sürecinde BOP’un azgın senaristleri fiziki mayınlardan çok daha tehlikeli, etnik ve mezhepsel farklılıkları içeren yeni fitne mayınlarını bölge halklarının arasına döşemeye başladılar. İş bulamadığı için seyyar satıcılık yapan bilgisayar mühendisi Tunuslu Muhammed Buazizi’nin kendisini yakarak ateşlediği fitili fırsat bilen ,“Üst akıl, her tarafı yangın yerine çevirdi. Her bir yanımızı patlamaya hazır mayınlarla doldurdular.  Şimdi bu ayrıştırma mayınlarının kararttığı hayatların hikâyelerini konuşuyoruz. Her gün yüreğimiz kanayarak bu haberleri izliyoruz. 

Daha önce de ifade etmiştik. Gelinen nokta itibariyle bir kere daha hatırlayalım. 2013 yılının Ekim ayında Bayan Robin Wright, Newyork Times gazetesinde bir makale kaleme almış ve Ortadoğu’daki 5 ülkeden 14 devlet çıkarılacağını yazmıştı. Bu devletlerin Irak, Yemen, Suriye, Suudi Arabistan ve Libya olduğunu söylemişti. Yeni kurulacak devletlerin ise Şiistan, Sünnistan, Vahabistan, Alevistan, Kürdistan gibi isimler taşıyacağını iddia etmişti. Yani karasal mayınların yerine, toplumsal mühendisliklerin çalışıldığı laboratuarlarda, sosyal açıdan parça tesiri yüksek mayınları hazırladılar. Bunu anlamakta ve farketmekte geç kalan Müslümanlar ise yanlış çıkarımlar yaparak oyuna geldiler. Yüzyıl öncesinde yarım kalan işlerinin tamamlanması için uygun zamanın geldiğini düşünen bu odaklar, ferasetten yoksun insanlarımızın zaaflarını kullanmaya başladılar ve sinir uçlarımıza taarruz başlattılar.

İslam coğrafyasında bugün yaşanan gelişmelerin bu planların dışında izah edilmesi mümkün değildir. Bu oyunlara karşı sadece sözle uyanık olalım demenin ötesinde, boşa çıkaracak adımları atmak gibi bir sorumluluğumuzun olduğunu bilmek zorundayız. 

Ne yazık ki bizler de bugün ülke olarak, bu planlar çerçevesinde karıştırılan Ortadoğu’nun içinde bulunduğu kötü manzaranın olumsuz sonuçlarını kendi topraklarımızda terörün tırmanışı olarak yaşıyoruz.  Bu da yetmiyormuş gibi şimdi de Kayseri’deki terör saldırısı sonrası özellikle sosyal medya üzerinden yayılan haberlerle, parti binalarını hedef alan tepkilerin gösterildiğini görüyoruz. Hatta bu olayları engellemeye çalışan bir polisimiz çatıdan düşerek şehit oldu. Bu tür tepkilerin terörün son bulmasına bir katkısı olmayacağı gibi yukarıda ifade ettiğimiz şekliyle bölme, parçalama ve iç savaş çıkarma senaryolarına zemin hazırlayacağını unutmayalım. Bizler 12 Eylül öncesinde sağ-sol, Alevi-Sünni çatışmaları gibi acı tecrübeleri yaşamız bir milletiz. Bizler bu filmi daha önce görmedik mi? Bedelini de ağır bir şekilde ödemedik mi? 

Irak’ta işlemi bitirdiklerini, Suriye’de yaptıklarıyla yarayı daha da derinleştirdiklerini düşünenlere meydanı boş bırakmak ve ekmeklerine yağ sürmek gibi ölümcül hatalar yapmayalım. Biliyor ve inanıyorum ki, bu coğrafya, bu insanlar böylesine alçak oyunlara bir daha gelmez. 

Bu tür kin, nefret, kamplaşma ve fitne mayınlarına basacağımızı zannedenler ise çok heveslenmesinler. Son gülen iyi güler.