Bugün bayram. Ancak bizde bayram yapacak şevk yok. Nasıl bayram yapalım? İşte Suriye! Burnumuzun dibindeki bu İslâm ülkesi cayır cayır yanıyor. İşte Irak! Virâneye dönmüş durumda! İşte Filistin! Yahudi canavarlığı devam ediyor. Mescid-i Aksa kâfir postalları altında inliyor. İşte Gazze! Başına bombalar yağıyor. İşte Arakan! İşte Keşmir! İşte Afganistan! İşte Libya! İşte ülkemiz! Şehit haberleri gelmeye devam ediyor… Say sayabildiğin kadar. Lütfen söyleyin, bu tablo karşısında nasıl bayram yapalım?!..
Allah’ın izniyle biz Müslümanlar da bayram yapacağız? Ne zaman?..
Bütün kâfirleri İslâm diyarından kovduğumuz zaman…
Kur’ân bütün dünyada hâkim olduğu zaman…
Mescid-i Aksa, Yahudî ejderhasından kurtarıldığı zaman…
Ayasofya’da Ezan-ı Muhammedî okunup namaz kılınmaya başlandığı zaman.
Bütün Müslümanların tek yürek, tek bilek olduğu zaman…
Bütün İslâm dünyası, “Cemâhirâ-i Müttefikâ- İslâmiye”, yani, “İslâm Birleşik Cumhuriyetleri” şeklinde bir çatı altında toplandığı zaman.
“Kâfirlerin bu kadar oyunları karşısında bu nasıl olacak?” Diyenlere kısaca şöyle diyorum:
“Hak tecelli eyleyince, her işi âsân eder. ? Halk eder esbâbını bir lahzada ihsân eder.”
Yukarıda sıraladıklarım hayalhânemin ürünü değil. Kur’an-ı Azimüşşan’ın ve Hadis-i Nebevînin müjdelerinin dillendirilmiş hâli…
Zaman zaman, “Bu nasıl olacak?” diye kendi kendime soruyordum. Kur’ân’da Hz. İbrahim’in benzer durumu anlatılır. Allah’ın dostu bu ulül’azm peygamber, Cenab-ı Hakkın ölüleri nasıl dirilttiğini görmek ister. Bakara Sûresi’nin bu konu ile ilgili 260. âyetinemeâlen bakalım:
“Bir zamanlar İbrahim de Rabbine ‘Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!’ dedi. Rabbi ona ‘Yoksa inanmadın mı?’ deyince, ‘Hayır! İnandım. Lâkin kalbimin mutmain olması için görmek istedim’ dedi. Bunun üzerine ‘Öyleyse kuşlardan dört tanesini yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra onları kendine çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakimdir’ buyurdu.”
15 Temmuz gecesi, bu kıssanın benzerini gördüm. Bir millet sevk-i İlâhî ile dehşetli bir oyunu, bir İslâm beldesinin paramparça edilmesini, işgâlemâruz kalmasını, ırz ve namusun pâyimal olmasını engelledi. Yüzlerce kişi ile birebir görüştüm. Gece saat 10’da millet sokakta idi. Ve sanki bir el onları muhtelif istikametleri sevk ediyormuş gibi, en stratejik noktalara yönelmişlerdi. Bu, bütünüyle Rabbimizin bir lütfudur. Bir sevk-i İlâhîdir. Bir asırdır, köklerinden, değerlerlerinden koparılmak, uzaklaştırılmak, dönüştürülmek istenen bir millet: “Biz ecdâda layık torunlar olmaya azimliyiz. Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber!” demişti.
Bize de bayram yaptıracak o mes’ûdâne günler nasıl gelir? Bediüzzaman Hazretlerini dinleyelim:
“…Kadîr-i Küll-i Şey bir dakikada, bulutlarla dolmuş cevv-i havayı süpürüp temizleyerek semânın berrak yüzünde ziyâdar güneşi gösterdiği gibi, bu zulümatlı ve rahmetsiz bulutları da izâle edip hakâik-ı Şeriatı güneş gibi gösterir ve ucuz ve dağdağasız verebilir. Onun rahmetinden bekleriz ki, bize pahalı satmasın. Baştakilerin başlarına akıl ve kalblerine iman versin, yeter. O vakit kendi kendine iş düzelir.” (On Altıncı Lem’a. Üçüncü Meraklı Sual)
İşte o kadar… Evet, vâkıâ, şimdi bayram yapacak şevkimiz yok. Ortada bayram yaptıracak tablo da yok. Ancak “Lâ taknatuminrahmetillah” emr-i İlâhisi ile ümidimiz var. Allah’ın izniyle biz de bayram yapacağız. Rabbim bizlere o günleri göstersin. O günlere kavuşuncaya kadar, bayram tebriği yok. Ancak işte böyle azmimizi, şevkimizi diri tutacak yazılar var…