Raşit Gündoğdu, Evliya Çelebi Seyahatnamesi nde,
İstanbul un Sırları nı kaleme almış. Ortaya ilginç bir eser çıkmış. Bu sırların
kimi, çoğu insanın aşina olduğu ya da şaşırtan bilgiler olarak sıralanmış.
Sadece 17. asrın değil tüm zamanların en büyük
seyyahlarından biri olan Evliya Çelebi nin Seyahatnamesi; farklı kültürlerin
tarihini, medeniyetini, sanatını, edebiyatını, coğrafyasını, dinler tarihini,
folklorunu, dillerini, halk geleneklerini saklayan bir hazine eser.
İstanbul doğumlu, sarayda yetişmiş Evliya Çelebi için bu
aziz şehre bir şükran borcu vardır.
Dünyayı dolaşmış, çeşitli yerlere hayran kalmıştır ama on
ciltlik seyahathanamesinin ilk cildi ille de İstanbul dur.
Seyyahlığı da tılsımlı bir rüya ile başlayan, Hz.
Peygamberin seyahatle görevlendirdiği Çelebi Mısır dan Viyana ya, Kırım dan
Sudan a dünyanın pek çok yerine seyahat eder. Gezdiği yerlerin halk şivelerini,
bağ bahçelerini, saraylarını, mabedlerini, akarsu, dağ, göllerini, kalelerini,
çeşmelerini o güzel üslubu ile nakleder.
Onun mahalli dillerden kayıtlar yapması, Seyahatnameyi
daha da ilginç kılar, kendisi de bunu seyyah-ı âlemin 147 dil bilmesi gerek
diye anlatır.
İstanbul un sırlarını bizlere fısıldarken, Süleyman
Peygamberin otağını Sarayburnu na kurmasını Yunan tarihçisi Yanevan a dayanarak
anlatır. Bir gece geçirdiği beldenin suyundan ve havasından hoşlanınca burada
büyük bir saray ve mesire yerleri yaptırır: Dillerde destan olup dünya
durdukça mamur ve bakımlı ola diye İstanbul toprağı için dua etti. Fakat daha
sonra Süleyman Peygamber Sarayburnu nda o büyük eserleri olduğu gibi bırakıp
Arz-ı Mukaddes e gider.
1500 yıl önce İstanbul u yok eden zelzelede Hz.
Süleyman ın yaptığı köşk ve Ayasofya Camii yerindeki Hz. Süleyman mabedi kaldı.
Fakat yetmiş sene harap ve yıkık olarak yılan, çıyan, baykuş ve yarasa mekânı
oldu.
Her devirde İstanbul un su sıkıntısı olduğu için, Tuna
Nehri; kanal İstanbul dan çok sene önce, Marmara ya akıtılır. Kral Yanevan ki
kendisi tarihçidir de, Tuna Nehri nin İstanbul a akıtılmasına çalışmıştır. Yüz
binlerce ırgat ve usta, Tuna nın akış yönüne doğru yarıp binlerce ark kazarak,
yüksek dağları kırarak, derelere köprüler yaparak İstanbul yakınında Azatlı
denen yere Tuna yı getirdiler. Tuna Nehri içine büyük taşlarla bir rıhtım yapıp
oraya demir kapı inşa ettiler. Bugün Tuna Nehri nin suyu az akarken o demir
kapı görünür. Hâlâ oraya Tuna Demirkapısı derler.
Tuhfe isimli tarih kitabında Tuna nehrinin İstanbul a
aktığı söylenince bunu tecrübe için Demirkapı dan saman ve kömür dökmüşler,
Pınarhisar dan ve Çekmece göllerinden saman ve kömür çıkmış.
Çelebi, uyarısını da yapar: Eğer Osmanlı sultanları
himmet etse azıcık çalışma ile yine Tuna Nehri ni Yenibahçe ve Aksaray içinden
akıtmak mümkündür.
Ayasofya nın inşası da bir sırlar hazinesidir: Hz.
Hızır ın gelip, Mühimmat ve levazımatını benden alın ve şu sanatlı resim
üzerine temel koyun diye tarif etmesiyle Ayasofya nın inşasına başladılar.
Önce yere büyük bir çukur açtılar, tam bir ay has kurşun
eritip büyük nehir gibi bu çukura akıtarak, kurşundan bir temel attılar. Onun
üzerine bin bir yüksek sütun üzerine kemerler ve tonoz kubbeler inşa ettiler ki
su sarnıcı olup rahmet suyu ile dopdoludur. İstanbul da büyük depremler
olduğundan bütün binaların temellerini boşaltıp zelzeleden emin olmak
düşüncesiyle Ayasofya nın alt katını sarnıç yapmışlar. Hâlâ kırk çeşme suyu ile
doludur. Bazı yerlerini tamir etmek ve yaralanan yerlerini gözetmek için
Ayasofya altında kayıklar vardır. Caminin ortasında bakır kapaklı bir su kuyusu
vardır. Bazı kimseler oradan kovalar ile su çekip içerek susuzluklarını
giderirler.
Hatırlıyorum birkaç yıl önce gazeteler Ayasofya nın bu
sırrını yeni keşfetmişler ve şöyle bir başlık atmışlardı: Ayasofya nın altında
galeriler bulundu ki bu galerilerde kayıkla gezilmekte . Günaydın. Çelebimiz
asırlar önce okuyucusu ile bu sırrı paylaşmış.
Ayasofya içindeki altın topun unutkanlığa şifa olduğunu
da anlatmakta.
Kitapta ayrıca eşleri ayıran ya da barıştıran
tılsımlardan, vebadan koruyan tılsıma, Ya Vedud Sultan ın İstanbul fethinde
bulunuşuna, adalarda saklı hazine, sıtma hastalığına şifa; Merkez Efendi
ayazması, Nalıncı Dede nin esrarı, Unkapanı nda Yetmiş Kuruş Dede, Kasımpaşa da
Boynuzlu Divane Ahmet Dede, Eyüp te kayıpları bulan su kuyusu, her Cuma altın
dağıtılan Kılıç Ali Paşa Camii gibi pek çok ilginç başlık bulunmakta.
İstanbul hâlâ, dünyanın büyük sırlar ülkesi.
Bu kitabı okuyunca bir kez daha her taşına şaşarak
bakmaktayız.