İstanbul’un akıbetini düşünen yok mu?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

İstanbul’un fethini kutluyor, ecdadımız Fatih’le övünüyor, tabii ve kültürel nimetlerinden faydalanıyoruz. Dersaadet unvanlı, şehirler dilberi o mübarek beldenin geleceğiyle ilgili tedbir ve hazırlıklarımız ne durumda? Uzmanlar, 17 Ağustos 1999’dan beri büyük İstanbul depreminin hızla yaklaştığını duyuruyorlar.

Türkiye’nin yüzde 71’i deprem kuşağında! Fakat uzmanlar özellikle büyük İstanbul depremine vurgu yapıyorlar.

Van 100. Yıl Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Onur Köse uyarmıştı: “Marmara bölgesi Türkiye’nin can damarıdır. Her gün, her an yeni bir deprem yaşanacakmış gözüyle bakılmalı; ona göre tedbirler alınmalıdır.” (Milli Gazete, 4. 4 2017)

Hükümet durumun farkında! Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki Nisan ayında; “Tüm bilim adamları İstanbul özelinde 2030’a kadar 7 şiddetinde bir deprem olabileceğini söylüyorlar” demişti.

Daha geçtiğimiz hafta, Jeoloji Profesörü Celal Şengör yeniden uyardı: “İstanbul depreminin eli kulağında. Maksimum 7 şiddetinde tahmin ediyoruz. Adeta felaketi bekliyoruz. İstanbul yıkılırsa Türkiye bağımsızlığını kaybedebilir.” (Hürriyet, 16. 8. 2017)

Benzeri uyarı Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener’den geldi: “Marmara’da yakın gelecekte 7 şiddetinin üzerinde bir deprem olacak.” (17. 8. 2017) İTÜ Genel Jeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cenk Yaltırak da “Kıyamet kapıda” (17. 8. 2017) değerlendirmesi yaptı.

Peki, yöneticiler uzmanların bunlardan başka hangi sözü etmelerini bekliyorlar?

KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇÖZÜM MÜ?

BAKAN Özhaseki, depreme karşı mücadeleyi “Kentsel dönüşüm Projesi”nin uygulanmasında görüyor: “15 yılda 7.5 milyon konutu dönüştüreceğiz.” (17. 8. 2017)

Proje ortaya atıldığından beri “Kentsel Dönüşüm”ün “rantsaldönüşüm”e yöneldiği eleştirileri yapılıyor. Hükümet üretimsiz, istihdamsız ekonomiyi suni teneffüsle yaşatmaya çalışıyor. Bunu da medya aracılığıyla “Türkiye uçuyor” şeklinde pompalıyor.

Ekonomiyi suni teneffüsle yaşatma 15 yıl önce orman arazilerinin kamulaştırılarak satılmasıyla başladı. Sonra “özelleştirme” denilerek devletin kâr getiren pek çok kurumu yerli veya yabancılara satıldı. Arkasından yabancılara toprak satışı 12 kat artırıldı. Güya ekonomiye canlılık kazandırıldı. En son Hükümet’in gözü zeytinliklerdeydi. Yasal düzenleme sırasında, büyük kamuoyu tepkisi oluşunca Hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi, Kentsel Dönüşüm’e hız vererek açığı kapatmaya çalıştıkları izlenimi var. Hükümet konuya açıklık getirmeli.

İstanbul’un ihtiyacı Ketsel Dönüşüm mü? 20 milyona yaklaşan nüfusu niçin görmüyorsunuz? Şehrin her yanını 15 - 20’şer katlı sitelerle donatmak çözüm değil.

Aşılamamış tarih sosyolojisi otoritesi İbni Haldun, şehirlerin; insan, çevre, su, hava, iklim gibi tabii şartlarla uyumlu kurulmasından yanadır: “Şehrin kurucusu, şehir için en uygun ve elverişli yerin farkına varamamış veya başkalarının ihtiyaçlarını dikkate almadan, sadece kendisi veya kavmi için en önemli husus ne ise, sadece onu göz önünde bulundurarak bir seçim yapmış olabilir. (…) Bu gibi şehirler tabii durumlar dikkate alınmadan kurulduğu için, harap olmaya en yakın adaylardır.” (Mukaddime, Yeni Şafak Yy. c. 2 sh. 473)

ÇÖZÜM TABİİ OLMALI

HER şeyden önce, Türkiye’de dengeli nüfus dağılımı yok. Km. kare başına düşen nüfus İstanbul’da 2849’a ulaşırken; Tunceli’de sadece 11. Uçurum noktasına ulaşmış bu derece orantısız nüfus dağılımı şehircilik anlayışına sahip dünyanın hiçbir ülkesinde görülmüyor. Ölçüsüzlüğün ortaya çıkarabileceği tehlikenin büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz?

İki Almanya birleşmeden önce, Doğu Almanya’nın başkenti Berlin’in nüfusu 5 milyondu. Berlin duvarı yıkılınca, Almanya Berlin’in nüfusunu yüksek buldu. Kademe kademe düşürdü. Şimdi, Berlin’in nüfusu 3 milyon civarında. Fabrika, atölye, iş yeri ve bazı devlet kurumlarını farklı bölgelere taşıdı. Planlamayla bu sonucu aldı.

Yaşanılabilir bir İstanbul’un nüfusu 4 - 5 milyon civarında olmalı. Nüfusu İstanbul’da toplamanın çok büyük riski var! Allah korusun, büyük bir depremde, sömürgeci bir gücün donanma ve ordu göndererek, sözde yardım bahanesiyle İstanbul ve Marmara bölgesini işgali ihtimal dışı mı?

Doğu’dan Batı’ya korkunç bir iç göç dalgası yaşanıyor. İstanbul’u Türkiye’den ayrı düşünmeyin. “İstanbul yıkılırsa Türkiye bağımsızlığını kaybedebilir” değerlendirmelerini ciddiye alın!

30 senedir, Türkiye nüfusu bir bölgede toplanmaya yöneldi. Bunu hââ görmeyecek misiniz? Önümüzde Berlin örneği var. Mesele planlama bilgisine sahip olmakta. Planlama üstadı Temel Karamollaoğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesini bekleyecek vakit yok. Problem ciddi! Hemen harekete geçmeyi zorunlu kılıyor.