İstanbul’u Aldığım İçin Değil, Akşemseddin Hazretleri’yle Aynı Devirde Yaşadığım İçin Seviniyorum

Abone Ol

Akşemseddin Hazretleri aslen Arap’tır. Soyu, Ebubekir Sıddık (R.A.)’a dayanmaktadır. Babasının Şam’dan Anadolu’ya göç etmesi sebebiyle eğitimini Anadolu’da almış ve İslam medeniyetinin en büyük âlimlerinden biri olmuştur.

1389 yılında Şam’da doğdu. Yedi yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. Önce Amasya’da, sonra Halep’te, daha sonra da Ankara’da okudu. 1459 yılında da vefat etti.

Akşemseddin, Fatih’in hocasıdır. Şehzade Mehmed’e İslami ilimleri öğreten kişidir. O, şehzade Mehmed’e Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Nebeviyye, Fıkıh, Tefsir, Arapça, Farsça’nın yanında; matematik, astronomi, tarih ve harp taktikleri ilimlerini de öğretmiştir.

Yine Akşemseddin hazretleri devlet işlerini öğrenmek üzere Manisa valisi olduğunda da şehzade Mehmed’in yanında kalmaya devam etmiştir.

Akşemseddin hazretleri “Kostantiniyye (İstanbul) elbette fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” hadis-i şerifi ile müjdelenen komutanın kendisi olduğunu Şehzade Mehmed’e her daim hatırlatmıştır.

Şehzade Mehmed devletin başına geçince -yaşı henüz küçük olmasına rağmen- şeyhi onu hadisi şerifin müjdelediği hakikate doğru yönlendirmiştir. Bunun üzerine harekete geçen Fatih Kostantiniyye’yi karadan ve denizden muhasara etmiş ve taraflar arasında elli dört gün şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir.

Bu çatışmalar esnasında Bizanslılar zaman zaman geçici başarılar elde etmiş ve Avrupa’dan beş Hristiyan yardım gemisinin gelişiyle Bizans halkının maneviyatı en üst seviyeye çıkmıştı. Bunun üzerine Fatih’in vezirlerinden ve komutanlarından oluşan bir gurup Sultan Fatih’in yanına giderek:

“Bir sofunun –Akşemseddin’i kastediyorlardı- sözüyle böyle bir muhasaraya giriştin. Ne var ki hem asker ve hem de çokça mühimmat yitirdik. Şimdi de onlara Frengistan’dan yardım geldi. Artık fetih ümidi kalmadı…” dediler. (El Butûletüve’lFidâuinde’sSûfiyye, Es’adHatib, 146)

Bunun üzerine Sultan Fatih veziri VeliyyuddinAhmed Paşa’yı Akşemseddin hazretlerinin çadırına gönderdi ve cevabını bekledi. Şeyh de ona:

“Allah Teâla bize fethi nasip edecektir inşaallah.” cevabını verdi. (El OsmaniyyûnFi’t Tarihi ve’lHadâra 373)

Fatih Sultan Mehmed’i bu cevap ikna etmemişti. Daha açık bir cevap vermesi için vezirini tekrar Akşemseddin hazretlerinin yanına gönderdi. Bunun üzerine Akşemseddin hazretleri padişaha şu mektubu gönderdi:

“Aziz kılan ve yardım eden Allah’tır. Bu gemi hadisesi Müslümanların kalplerinde bir burukluk ve bir şevksizdik meydana getirdi. Kâfirler de ise sevinç ve ferahlama hissettiler. Sabit olan hakikat şu ki; tedbir kuldan, takdir Allah’tandır. Hüküm Allah’a aittir. Allah Teâlâ’ya yöneldik ve Kur’an-ı Kerim okuduk. Çok geçmedi ve bir uyuklama hâsıl oldu. O uyuklamada Allah Teâlâ’nın lütuflar meydana geldi ve daha önce vuku bulmayan müjdeler zuhur etti. (el-OsmaniyyûnFi’t Tarihi ve’lHadâra 373)

Bu mektup padişaha ulaşınca komutanlarda ve askerlerde rahatlama meydana getirdi. Harp meclisi derhal muhasaraya devam kararı aldı. Fatih daha sonra Akşemseddin hazretlerinin çadırına gidip elini öptü, sonra da:

“Efendim, muvaffakiyetin hâsıl olması için yapabileceğim bir duayı bana öğretin.” dedi. Şeyh de ona hangi duayı yapacağını öğretti. Daha sonra padişah genel taarruz emri vermek üzere şeyhinin çadırından ayrıldı.

Padişah genel taarruz esnasında şeyhinin yanında olmasını istiyordu. Gelmesi için adam gönderdi. Ancak şeyh kimsenin çadırına girmemesi için emir vermişti. Görevliler padişahın gönderdiği adamı içeri sokmadılar. Padişahın bu olaya canı sıkıldı. Bizzat kendisi gitti ve içeri girmek istedi. Onu da sokmak istemediler. Sinirlenen padişah belindeki hançeri çıkarıp çadır bezini deldi ve oradan içeri baktı. Şeyhi secdedeydi. Sarığı yere yuvarlanmış, ak saçları yerlere değiyordu. Aksakalı da, ak saçları da nur gibi parlıyordu. Sonra şeyh o uzun secdeden başını kaldırdı, gözyaşları yanaklarına süzülüyordu. Şeyh Rabbine dua ediyor, yalvarıyordu. O’ndan yardım ve yakın bir zafer istiyordu.

Bu hadiseyi gördükten sonra Fatih derhal komuta merkezine gitti. Surlara baktı. Osmanlı askerleri surda gedikler açmış içeri giriyorlardı. Fatih’in sevincine diyecek yoktu. Şöyle diyordu:

“Şehir düştüğü için değil, böyle bir kişiyle aynı devirde yaşadığım için seviniyorum.” (El Bedru’tTâli’ 2/167)