Ege nin insanlarının neden rahvan olduklarını her yıl bir kez daha anlamaktayım.
İnsanları afyonlamış adeta sıcaklar.
Karadeniz in kıpır kıpırlığı yok Ege de.
İnsanlar pek bir rahat, sakin, rahvan.
Çünkü sıcaklar hareketli olunmaya fazla da izin vermemekte.
Hatta düşünmeye de.
Bu yüzden düşünce üretenler Akdeniz de, Ege de yandı.
Beynin dumura uğraması işten bile değil.
Çocuklar dönüş günü yaklaştıkça, uff yine mi İstanbul diye söylenmekteler.
Bense saatleri saymaktayım.
İstanbul suzluk nasıl acı vermekte.
Çok mu özledin bütün yıl kapandığın evini, sokağını, mahalleni dediklerinde; ebeveyn olmanın sorumluluğunun yanı sıra yerleşik hayatın huzurunun apayrı bir güzellik olduğunu anlatmaya çabalıyorum.
Oradan oraya savrulmak, yabancı muhitlerde oyalanmak, tanıdık olmayan yerlerde konaklamak güzel de.
Bir yere kadar.
İlle evim.
O aşina olduğum sokağım.
Yerleşik hayatın oturmuşluğu, huzuru.
Arkamda bıraktığım babamın yanında olamamanın sıkıntısı.
Kitaplar, yazılar, okumaların hayata anlam katan büyük önemi.
Ya yaşam sadece tatil olsaydı neylerdi insanlar, hiç cezbedici yanı kalır mıydı
Arada çocuklara anlatıyorum; çalışma hayatı, okul hayatı olmasa yaşam çekilmez olurdu diye.
Yine itiraz etmekteler.
Sabah sekiz, akşam beş mesaisinin kendilerini nasıl yıprattığını aktarmaktalar.
Sınavlar, barajlar, KPSS ler, KPDS ler, ALES ler, TOFELLE ler arasında nasıl bocaladıklarını bir kez daha hararetle aktarmaktalar.
Tatilin olmazsa olmazını ispata kalkışmaktalar.
Bense evin cezbedici korunaklığını, sığınaklığını, dostluğunu inatla savunmaktayım.
Anneannem ve babaannemde yaşadıklarımı şimdi ben çocuklarıma yaşatmaktayım.
Yaşlı büyüklerimiz geldiklerinde, dünyalar bizim olur bayram yapardık ailecek.
Fakat onların yüzlerinde hep bir gam ve tedirginlik hali vardı.
Evlerini özlerlerdi.
Çok geçmeden gideceğiz diye tuttururlardı.
Annem üzülür, söylenirdi, sanki arkanızda bebekleriniz ağlıyor, derdi.
Fakat onlar çocuklarının yanında da olsalar, fazla huzurlu duramazlar, ancak evlerine döneceği gün mutluluktan uçarlardı.
O engin dosta, eve kavuşma hayali bile onları bir çocuk gibi sevindirirdi.
Şimdi çocuklarımın nine ve dedelerinde aynı tasa.
Yanımıza geldiklerinden itibaren gün sayarlar, döndükleri gün muratlarına ermiş olmanın bahtiyarlığı ile huzurla, adeta koşarak bizden ayrılırlar.
Artık bende de benzer özleyişler.
Tatil bitti, eve yaklaştıkça, çocukların suratı asık, pek konuşmuyorlar.
Fakat bende sevinç had safhada, evim gibi bir arkadaşa kavuşmanın mutluluğu ile sürekli konuşmakta, tebessümler yağdırmaktayım.
Bu yaşça kemale ermenin, dinginliğin, sorumluluğun da bir gereği.