Yıllardır usanmadan yazdım toplumun nezaketçe, zarafetçe gittikçe yoksullaştığını, kabalığın genel geçer olduğunu, zarif insanların neslinin kesildiğini.
Bir ses gelir diye beyhude bekledim yıllarca.
MEB’in yeni bir projeyi hayata geçirdiğini duyunca oldukça heyecanlandım.
Öyle ya sağ iktidarlar Menderes’ten beri, hep yollara, viyadüklere, köprülere, meydanlara yatırım yaparlar ve bunların açılışı ile öğünürler, kültüre yatırımı fazla da gerekli görmezlerdi.
Umut dolu o habere Sabah gazetesinde rastlıyorum: “İstanbul beyefendisi ve hanımefendileriyle yakın bir gelecekte yeniden tanışacağız. Unutulmaya yüz tutan görgü ve ahlak kurallarını yeni nesillere aktarmak için İstanbul’daki okullarda adab-ı muaşeret eğitimi verilecek. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, özlenen kültür ve değerlerimizin yeniden gündelik hayata girmesi için önemli bir proje başlattı. Akademik başarının yanı sıra akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim sahibi nesiller yetişmesi için İstanbul’daki okullarda yeni çalışmalar hayata geçiriliyor. Bunlardan biri de adab-ı muaşeret eğitimi. Sofra, sohbet, komşuluk ve misafirlik adabı gibi genel kuralların yanı sıra özellikle teknolojiyle birlikte hayatımıza giren yeni alanlara yönelik de görgü kuralları üretilecek. Örneğin sosyal medyada paylaşım yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği de sınıflarda tartışılacak.
Maarif camiasına daha idealist öğretmenler kazandırmak için de bir proje geliştirildi. İstanbul’daki öğretmenler için bilim, lisan, müzik ve edebiyat akademileri açılacak. Burada alanında duayen isimler öğretmenlere dersler verecek. Projeyle öğretmenlerin müfredatın sınırlandırmalarından çıkarak ders anlatırken farklı yol ve yöntemler geliştirmesi hedefleniyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Yelkenci:
1980’den sonra yoğun göçle birlikte Türkiye’de özellikle de İstanbul’da büyük bir sosyal hareketlilik oldu. Köyden İstanbul’a gelen köydeki kültürünü getiremedi. Şehir kültürü de İstanbul’da kalmadı. Modern yaşama bağlı olarak aile de küçüldü. Birbirinden beslenen insanlar yok, büyük aile kayboldu. Büyük aile olmayınca birçok değer, kültür unsuru bir sonraki nesle taşınamadı. Bunlardan en önemlisi adab-ı muaşeret dediğimiz yazılı olmayan asırlardır biriktirilerek nesilden nesle taşınan değerlerimiz, görgü kurallarımız. Artık aileden ya da herhangi bir yerden bu adab-ı muaşeret kuralları öğrenilemediği için bunun eğitim yoluyla verilmesi gerekir. Kaybetmek üzere olduğumuz bir değerimiz. En azından gündeme getirelim ki farkındalık olsun.”
Projenin İstanbul ile sınırlı olması eksiklerden en önemlisi, acaba Anadolu çocuğu daha terbiyeli, nazik, büyüğüne saygılı diye mi İstanbul pilot olarak seçildi.
Fakat naçizane önerim, bu konuları anlatmak için artık nesli tükenmek üzere olan İstanbul hanımefendi ve beyefendilerini bulup öğrencilerin karşısına getirerek; bizzat görerek, yaşayarak, içselleştirerek onların adab-ı muaşereti öğrenmeleri sağlanmalıdır.
Şefkat, rikkat, merhamet üzere yaşamış bir neslin derin izlerini genç kuşak yüreklerine nakşedeceklerdir.
Küçükleri korumak, büyükleri saymaktan öte, doğadaki tüm canlılara saygıyı, nebatata ilgiyi, hayvanata sevgiyi de öğrenmeleri iyi olacak zira yeni nesiller iyice robotlaştı artık ne mahalle aralarındaki boş arsalarda oyun oynarken görebilmekteyiz onları ne de bir ağacın altında mutlu bir masalın kahramanı gibi kitap okurken.
Ellerindeki telefonlara beyinlerini, yüreklerini kaptırmış nesiller; ne yazık ki ne baharın geldiğinin farkına varmaktalar ne de güzün bittiğinin.
Gittikçe görme, dinleme, hissetme yetilerini de kaybetmekteler.