Sidney’de 305
metre yükseklikteki kuleden Sidney’i seyretmek güzel
ama, Galata Kulesi’nden İstanbul’u seyretmek kadar güzel değil.
Yine de hakkını yemeyeyim, Sidney şehri, İstanbul’dan sonra
benim gördüğüm en güzel şehir.
Avrupa’nın önemli şehirlerini gördükten sonra söylüyorum
bunu.
Sidney güzelliğinde Avrupa’da bir şehir yok.
Amsterdam’ın kirli sokaklarından daha kirli işlerin çevrildiği
sokaklar da var ama oraları tertemiz hale getirmek için çalışan dostları
anlatmak daha güzel olduğundan o sokaklara dalmayacağım.
Opera binasını, Sidney köprüsünü, Yunanlının çalıştırdığı
Mecca Espresso’yu, Akvaryumu, National Maritime Museum’u görmek de güzel ama
buraları yarım günde gezip gördükten sonra Milli Görüş Camii’yle Diyanet’e
bağlı Gelibolu Camii ve cemaatiyle görüşmenin ve onları dinlemenin zevki,
kulede içilen kahvenin zevkiyle ölçülecek olsa rakamlar farkı ifade edemez.
Bizim gönlümüzü, dost yüzü ve sözü doyurur.
Milli Görüşçülerin açtığı camide her milletten Müslümanlar
kendilerini evlerinde gibi hissedebiliyorlar.
Diyanet Camii’nde ise yalnız namaz kılıp çıkabiliyorlar.
Mesela Tebliğ cemaatinden bir kaç kişi gelip Diyanet
Camii’nde namaz kılabilirler ama orada geceleyemezler.
Diyanet’in bu konuda yurt dışındaki görevlilerine bir uyarı
yapmasında fayda var.
Milli Görüşçülerin camiinde gece de kalabilirler.
Diyanet camiinde namazdan sonra Malezyalı bir grup, bir
kenarda toplanıp ders yapamazlar.
Diyanet’in uyarısında fayda var.
Milli Görüş camiinde ise Malezyalılar bir grup olarak kendi
hocalarıyla, Pakistanlılar kendi hocalarıyla, Fijililer kendi hocalarıyla,
Uygur Türkleri kendi hocalarıyla ayrı ayrı ders yapabilirler.
Diyanet kendi görevlilerini uyarmalı.
Ezan okununca da cami imamının ardında namaz kılıp
isterlerse derse devam ederler, isterlerse çıkıp giderler.
Adelaide’de her ırktan Müslümanlar camiye geldiler ve yatsı
namazından sonra ben onlara konuştum İngilizceye tercüme dildi.
Melbourn’daki cami temelden cami olarak yapılmış.
Bölgenin mimari yapısına ve cemaatin ibadetine ve
eğitimine çok uygun.
Adelaide’deki cami, kiliseden çevrilmiş. Halkın değil
papazların rahatı ve tahakkümüne çok uygun.
Bundan sonra camilerinizi temelden cami olarak yapınız,
kiliseden çevirmeyiniz teklifime benim bilmediğim bir mazeret getirdiler:
Kilise satın alınır ve camiye çevrilirse ibadethane ruhsatı
almaya gerek kalmıyormuş.
Temelden yeni bir caminin ibadete açılması için devletin
bürokrasisini aşmak epeyce uzunmuş.
Türkiye’den giden İslami cemaatler arasında uyum çok güzel.
Hepsi kendi hizmetiyle uğraşırken gözünün bir ucuyla
diğerinin hizmetini gözlüyor ve sekteye uğrayan yerde hemen omuz verebiliyor.
Bir telefonla randevu hemen veriliyor, görüşme sağlanıyor ve
sıcak karşılamalar ve uğurlamalar gerçekleşiyor.
Hepsine ortak söylediğim söz: “Türkiye’den gelen 150 bin
insanın hepsine, hiç bir ayırım yapmadan ulaşabilecek bir sistem kurun.
Çok az da olsa otuz yıldır camiye cemaate gelmeyen
insanlarımız varmış.
Onların hepsine mutlaka ulaşın.
Bayramlarda SMS veya mail yoluyla tebrik atın. Hastasını
ziyarete gidin. Sizin aleyhinize söylediği sözleri duymayın. O size uzak
kalmanın suçluluğunu atmak için aleyhinize olur. Yoksa o, camiyi kendine bir
güvence olarak görür. Dış tavrına değil, içine bakınız ve bağrınıza basabilecek
yolları arayınız.
Suç işlemede en sonlarda geliyormuşuz.
Bu çok iyi ama burada adını söyleyemeyeceğim suçlardan
birini işleyip hapse gireni de ziyarete gidiniz ve yardım elinizi uzatınız.
Cami açarken, ev alırken, dükkan alırken ev veya dükkan
kiralarken şehrin merkezine doğru gidiniz.
Tepesinden Melbourn’u seyrettiğimiz 88 katlı binanın
çevresinde yerleşiniz
Nerede insan kalabalığı varsa orada yer tutunuz.
Sevgili Peygamberimiz, Mekke’den hicret ederken çölü
seçmedi, Medine’yi seçti” dediğimde,
“Hocam, yirmi sene evvel gelseydin, sen bu nasihati bize
yapsaydın, şimdi bizim bir çoğumuz dolar milyoneri olurdu. Melbourn’un en
merkezi yerlerinde 88 katlını dibindeki ev ve dükkanlarımızı sattık geniş
yerler diye kenar mahallelere geldik.
Sattığımız eski ev ve işyerlerimiz bire bin kazandırdı ama
buralar hâlâ yerinde sayıyor” dediler.
“Bundan sonrası için dediğimi yapınız” dedim ve oradan
ayrıldım.
Uçakla bir günde varılan bir günde de dönülen bu diyarda on
iki gün kaldıktan sonra ayrılırken gözüm
arkada kalmadı.
Çünkü hayal edemeyeceğim kadar güzel hizmetler yapan hocalar
ve cemaat gördüm Avusturalya’da.