İstanbul Valisi Vasip Şahin Hasret Giderdi

Abone Ol

* Bize kışı sevdiren adam.

* Vasip Şahin’li twitlere dönüş.

* Bu soğukta okula mı gidilir Vasip amca

* Tatil bitince kar yağmasını bekleyen öğrenciler, tweet atmaya hazır Vasip Şahin.

* Bu soğukta okula gidiyoruz neredesin Vasip amcaaaaaa:(((

* Vasip, sen kar yağmıyorken tatil etmiş insansın; şimdi kar yağıyor aç gözlerini!

* Şimdi okula gidiyorum ama üşüyerek gidiyorum ve tatil haberini bekliyorum Vasip amca!

* Bir twit atışı var, sanırsın Çarşambayı tatil etmiş!

* Tatil yürekli adam!

* Aşk bazen sadece 5 harflidir; Vasip.

* Valla Vasip ister tatil yap ister yapma, ben okula gitmiyorum.

* Kar yağınca, milletin aklına sıcak çay, doğa manzarası falan gelir. Benim aklıma Vasip Şahin geliyor.

***

Yukardaki twitlerden ve mesajlardan da anlaşılacağı üzere geçtiğimiz kış İstanbul’un en çok konuşulan ve öğrencilerin en çok sevdiği isimdi, İstanbul Valisi Vasip Şahin...

Eski Vali Hüseyin Avni Mutlu’ya göre İstanbul’un karlı kışlı günlerinde okulları daha fazla tatil ettiği için… Bence doğrusunu da yaptı…

***

Geçenlerde, İstanbul’da yaşayan Erzincan İmam Hatip Lisesi mezunlarının toplantısına iştirak etti, İstanbul Valisi Vasip Şahin.

Ben de oradaydım. 

Ben İmam Hatip’te lise birinci sınıfa devam ederken Vasip Bey de son sınıftaydı. Ağabeyimizdi yani. Kalabalığın içinde beni gördüğünde, “Merhum Rıfkı Kaymaz hocamızla birlikte yürüttüğün kültür-yazı faaliyetlerin hâlâ aklımda…” dedi.

Gerçekten 1980 askeri darbesi sonrası “zor” yıllardı. O dönemde kültür-sanat faaliyetlerini sürdürmek bile başlı başına bir “sanat”tı. Vasip bey biraz da bu “zor” yıllara dikkat çekti.

Konuşmasında da İstanbul’u yönetmenin kutsal, keyifli ama bir o kadar da güç olduğunu anlattı. “New York, Londra, Tokyo, Paris bir kent ama İstanbul sadece bir şehir değil…” cümlesi kendisine ait…

***

Fatih Müftüsü İrfan Üstündağ’ın ev sahipliğindeki “kaynaşma” gününe, Bilecik Valisi Ahmet Hamdi Nayır, Vasip beyle birlikte iştirak etti. Mezunlardan, İzmir Valisi Mustafa Toprak ve Çorum Valisi Ahmet Kara da “mazeret” iletti.

Yıllardır görmediğim dostlar da oradaydı. Vakıflar öğrenci yurdunda birlikte kaldığımız Osman Aktaş’a ilk tepkim, “O bisikletin hâlâ duruyor mu ” oldu.

Alaaddin Saltabaş ve Burhan Aka Bursa’dan gelmişti. Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’nda güzel işler yapan Saadettin Ekinci de o heyecana ortak olanlardandı.

İrfan Üstündağ, Salih Ateş ve Avukat dostumuz Dernek Başkanı Ahmet Ercan Tellioğlu her dem ayakta ve tetikteydi.

Öğretmenlerimiz Muhammed Samancı, Ali Aydınlı, Beşir Bakır, Naci Çelik’in memnuniyetleri her hallerinden belli oluyordu.

Bir ara medyada “patronluğa” kadar yükselen Türker Saltabaş’ın seçimde adaylığı söz konusuydu ama olmadı. Türker Bey “lojistik” işlerine sarmış bu ara…

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun programına katılacak olması dolayısıyla Vasip Bey toplantıdan erken ayrılmak zorunda kaldı ama hemen herkes “çocuklar gibi şen”di…

***

Son bir not; toplantıya katılmak için Fatih Camii avlusunda ilerlerken “acaba yanılıyor muyum ” diye bir daha, bir daha baktım; ama hayır o idi; ilgiyle takip ettiğinizi bildiğim Milli Gazete’nin Fi Tarih Köşesi’ni hazırlayan tarihçi-yazar-programcı Ahmet Anapalı’dan başkası değildi. “Hayrola!” dediğimde, “Grubu bekliyorum” dedi.

Meğer arta kalan zamanlarında rehberlik hizmeti de veriyormuş Ahmet Bey, arzu edenlere. “Peki, bize ne zaman ” dedim. Sevgili Ahmet Anapalı’dan tüm Milli Gazete ekibini uygun bir günde İstanbul’u anlatarak gezdirme sözünü aldım.

Bu da kısa günün kârı oldu…

Erol Simavi-Turgut Özal; Aydın Doğan-Recep Tayyip Erdoğan

"Sayın Başbakan,

Sevdiğimiz, beğendiğimiz umut bağladığımız kişiydiniz. Şimdi itiraf edeyim, sizi artık tanıyamıyorum.

Hele şu sıra:

By-pass denilen cerrahi işlemin (…) sizde uyandırdığı etkiyi iki kelimeyle özetleyebilirim:

Basından nefret!

Sağlık seferinizden dönüş gününden beri bizleri köşeye sıkıştırma çırpınışı içindesiniz. Elhak, başarıyorsunuz da... Yetinmiyorsunuz, daha daha daha sıkıştırmayı düşlüyorsunuz.

Siz şu by-pass gerçeğini yaşıyorsunuz, ama bir başka gerçeği unutuyorsunuz:

Dev bir çomar olup, mini mini bir tekirin üzerine hamle ederseniz bile onun, can havliyle atılıp yüzünüzü, gözünüzü tırmalayacağını...

Elbette ki ne siz o yaratıksınız, ne de bizler öteki...

Ama üzerine basa basa söylüyorum:

Bizler hancıyız, sizler öyle de, böyle de yolcu...

Bazı akşamlar, televizyonumun penceresinden sizinle yüz yüze geliyorum:

Bakıyorum, (…) avaz avaz bağırıyorsunuz. Kelimeleri, dudaklarınızdan hem püskürtüyor, hem de adeta çevreye saçıyorsunuz:

‘Basın yalan yazıyor!’

Ben de işte asıl o zaman isyan ediyorum:

Hayır Sayın Başbakanım!

Basın yalan yazmıyor. (…) Bizlerin arasında, bırakınız yalan haberi, yanlış habere bile tahammül gösterecek meslektaşım yoktur.

Kabul ediyorum: Devr-i şahanenizde basın sevilmiyor. Gazetelerimizin kamuoyunda cana yakın bir görüntü taşıdıklarını da sanmıyorum. Sizin de olayı içinizin yağları eriyerek körükleyişinize her gün tanık oluyorum. (…)

Bu ne kişiliksiz düzendir ki, parmağınızın bir işaretiyle pazar günü olmasına rağmen savcılar çalışır, gazete toplatır. Bu ne onurdan yoksun devlet kuruluşlarıdır ki, yine bir göz kırpmanızla kâğıdımıza katmerli zammı bindirir…”

* * *

Bu açık mektup, 19 Nisan 1988 günü Hürriyet gazetesinin manşetinde "Sayın Başbakan" başlığıyla yayımlanmıştı.

***

Dünkü Hürriyet’te de benzer bir mektup yayınlandı. Bu kez muhatap “Başbakan” değil, “Cumhurbaşkanı”.

Aydın Doğan, “Hürriyet” imzalı mektubunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben, “Sayın Cumhurbaşkanı... Bizden ne istiyorsunuz Apaçık haksızlıklarla, apaçık çarpıtmalarla, apaçık zorlamalarla, niyet okumalarla neden bize saldırıyorsunuz Bizi neden hedef gösteriyorsunuz

Ne istiyorsunuz bizden

Sürgün mü edeceksiniz bizi Zorunlu ikamete mi mecbur edeceksiniz Ne yapacaksınız Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi bizi, ‘Öz yurdumuzda garip, öz vatanımızda parya’ mı yapmak istiyorsunuz ..” dedi.

***

Sakın yanlış anlaşılmasın ama Erol Simavi o mektubu yayınladıktan bir müddet sonra tası tarağı toplayıp Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştı.

Bakalım bu mektuptan sonra neler yaşanacak!

NOT: Bugün, 20 Mayıs 2015, Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!