İstanbul un önemi her geçen gün daha bir artıyor. İslâm milletinin, İstanbul özlem ve bakışı ruh dünyasının bir özgünlüğüdür. İstanbul a bakış ve İstanbul özlemi manevî işaretten ileri gelmektedir. Medeniyetimizin ve ruhumuzun bir başkentidir.
İstanbul, tarihin seyrinde bu bilinçle, her geçen gün, birikimini artırmış, ruhunu zengileştirmiş, şiir yüklü bir medeniyet merkezi olmuş. İslâm medeniyetinin bir merkezi.
Büyük merkezler vardır, onlar, kendilerine özgü bir ruha sahiptirler. Bulundukları medeniyetin ruhunu temsil ediyorlar. Ruhları medeniyetlerinin izleğindedir. Hatta, o ruhun bir yansıması olurlar. Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti karşılaştırmasında, elimizde bulunan en önemli verilerden biri, o medeniyetleri temsil eden büyük şehirlerin karşılaştırılmasıdır. Roma İstanbul, Paris İstanbul, Viyana İstanbul karşılaştırmalarında iki ayrı yüzün birbirinden ne kadar farklı olduğunu gösterir. Hiçbirinin yerini İstanbul almıyor. İslâm medeniyetinin şehirleri, büyüklü küçüklü birbirlerini yansıtıyorlar. Ama İstanbul büyük bir ruhun yansımasıdır. Hiçbir Batı şehrinde olmayan bir sıcaklığa ve sevgiye sahip. Bu nedir, niçin böyledir, bunun üzerinde düşünülmelidir.
İstanbul un Fethi tarihin bir dönüm noktasıdır insanlık tarihi için. İki ayrı ruhun ve medeniyetin karşılaştırılmasında birbirlerinden ne denli farklı olduklarını göstermek için, biz Sultan Fatih in İstanbul Fethi ile birlikte neler olduğu, neler yapıldığının üzerinde durmalıyız. İki ayrı medeniyetin ruhları siyahla beyaz kadar farklıdırlar.
"İstanbul a fetih günü girip de Ayasofya kilisesini ziyaret eden Fatih o gün bu mâbedin camiye çevrilmesini ve bunun için de lüzumlu değişikliğin yapılmasını emretmişti. İlk cuma namazını burada kılmak isteğinde bulunan Fatih üç gün içinde binada yapılması lâzım gelen mihrap, minber gibi şeylerle Hıristiyanlığa ait olup da İslâmlarca hoş görülmeyen şeylerin de ortadan kaldırılmasını istemişti. Bundan dolayı ilgililer durmadan çalışmışlar ve 1 Haziran Cuma gününe kadar padişahın isteklerini yerine getirmişlerdi. Bu suretle ilk defa olarak Bizans ın bu muhteşem mâbedinde Fatih in adına hutbe okunmuş, başka bir dille kâinatın müşterek ve tek olan Allah ına ilk defa olarak ibadet edilmişti. Ancak Hıristiyanlığın bu en büyük mabedini Hıristiyanların elinden alırken onları me yus bir halde bulundurmayı muvafık görmemiş olan bu Türk padişahı, aynı Allah a tapan ve fakat başka yollarda yürüyen bu insan kütlesinin içten gelen isteklerini ve arzularını da istediklerinden daha fazla yerine getirmeyi ihmal etmemiştir. Hiçbir mecburiyeti yokken onlara birtakım dinî imtiyazlar tanımasını gerçi şark ve garp kilisesini birbirinden ayırmak gibi bir siyasete bağlayanlar da vardır ve filhakika böyle bir siyaset takip edilmesi bir an insana en makul bir yol gibi görünmektedir."1 İslâm milletinin ve medeniyetinin insana verdiği değer, bu camiin dönüştürülmesi olayında bile bir özgünlük taşımaktadır. Herşeyden önce, insanı putlara tapıcı olmaktan kurtarıyor. Fatih in Müslüman insan örneği olarak görülmeli bu. Batılı bir kral gibi, orada kendisini öne çıkarmıyor. Çok genç ve azametli bir insan tipi, ama mü min. Mağrur değil, nefsin hırsına yenik düşmüyor. Heykelleri ve putları, resimleri ortadan kaldırıyor. İslâm medeniyetinin en önemli özelliği de budur. Girildiği yerlerde ilk iş putlara tapıcı unsurların ortadan kaldırılmasıdır. Hıristiyanlık bir din gibi görünse de, o kültürün sahip olduğu özellikler Tanrı dışında bir tapıcılık ruhu taşımaktadır. Resim, figür ve Heykel Hıristiyan kültürünün bir vaz geçilmezidir. Fatih in ilk işi bir ibadethaneyi kendi özgürlüğüne kavuşturmasıdır. İnsanı ve ruhu özgürlüğüne kavuşturucu bir yan buluyoruz burada. Bir de insana olan bakışına bakalım.
"İstanbul da işgalden mütevellit husule gelen karışıklıklar işgal gününün gecesinde sona erdi. Çünkü herkesin kendi evinde emniyette olduğu temin olunmuştu. Bunun üzerinedir ki Galata ya sığınmış olan Bizanslılar ve bu arada Bizans ın imparatordan sonra en nüfûzlu bir şahsiyeti olan Notaras da İstanbul a döndü. Padişah Notarası iki defa huzuruna kabul etmiş, kendisine iltifat ettiği gibi hasta olan zevcesini [eşini]de evinde ziyaret ederek gönüllerini almıştı."2
Dipnotlar:
1) Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed in Siyasî ve Askerî Faaliyeti, Dr. Selahattin Tansel, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara, 1985, s. 105.
2) Age. s. 103, 104.